Yüzyıllık savaşa karşı yüzyılın barış mücadelesi (4) 2026-08-31 09:02:14   Kadınların barış çağrısı: Savaş değil, yaşam   İSTANBUL - Mikrofon uzattığımız kadınlar, barış taleplerini yaşam hakkından düşünce özgürlüğüne, ekolojik yaşamdan kadınların eşitliğine kadar birçok başlıkta dile getirerek, “Barışın olabilmesi için sistemin değişmesi gerekiyor” dedi.   Savaş politikalarının, erkek şiddetinin ve cezasızlık kültürünün tırmandırıldığı bir atmosferde 1 Eylül Dünya Barış Günü karşılanıyor. Medya ve iktidar eliyle savaşın kutsandığı bu dönemde, ajans olarak sokağın nabzını tuttuk ve sözü kadınlara verdik. Mikrofon uzattığımız kadınlar; yaşam hakkının güvence altına alınmasından ataerkil zihniyetin dönüşümüne, ekolojik kırımdan toplumsal eşitliğe kadar barışın kendileri için ne ifade ettiğini anlattı.   *Öykü Uysal: Barış, düşünce özgürlüğünün olduğu bir ortam demektir. Benim için bunu ifade ediyor.   *Sevim Acar: Barış, benim için yaşam hakkımın güvende olması, hak elde etmek için savaşmak zorunda kalmamam anlamına geliyor. En basitinden, sokakta rahatlıkla yürüyebilmek bile bir kadın için şu anda çok zor. Barış, dünyada zor ama Türkiye’de daha da zor. Barışı oturtabilmemiz, kadın kimliğimiz açısından da elzem bir durumda. Dünyanın her yerinde ihtiyacımız olan bir kavram barış. Şu anda yok. Haber bültenleri, TV kanalları savaşlarla açılıyor. Bütün algı, savaşlar üzerinden dönüyor. Barışa olan ihtiyaç göze sokulması gerekirken savaşın kutsallaştırıldığı bir dönemdeyiz. Barış, benim için mumla arasak da bulamayacağımız bir kavram. Barışın olabilmesi için sistemin değişmesi gerekiyor.   *Rukiye Parım: Barış, benim için öncelikle özgürlüğü; hayvanların, insanların ve ağaçların hep birlikte yaşayabilmelerini simgeliyor. Ülkede barışın olması için çabalayanlar var ama bence yetersiz kalıyor. Barışın olabilmesi için insanların öncelikle birbirine ve tüm canlılara saygı duyması gerekiyor.     *Şerife Sibel Yaradılmış: Barış ve savaş birbirinin kardeşidir. Evrendeki hücrelerden toplumsal yapılara kadar her şey bir mücadele içinde. Savaşları doğuran şey; egolarımız, “hep benim olsun” diyen aidiyet duygumuz, kültür farklılıklarımız ve dünyanın yetersiz kaynaklarıdır. Ancak savaş da barış da bir kıvılcıma bakar; bir bakarsınız, düşman dediğiniz insanlarla aynı sofradasınız. 63 yaşındayım ve insanlığı, vatanımı, bu coğrafyayı çok seviyorum. Kürt, Laz, Çingene, Arap, Abaza ya da Kızılderili diye ayırt etmem. İnsanları dinine, ırkına, grubuna göre ayırmaktan nefret ederim. 80 yıllık şu küçücük ömürde birbirimizi ötekileştirmeye ve öldürmeye değmez. Yüzde 66 engelliyim; şeker, sarkoidoz, vertigo, uyku apnesi gibi pek çok hastalığım var. Geceleri cihazla uyuyorum, bastonsuz 100 metre yürüyemiyorum ama bu bastonlarla Nemrut Dağı’na bile çıktım. Her şeye rağmen yaşamak çok güzel. Son zamanlarda ülkemizde yaşanan şiddet olaylarını hayretler içinde izliyorum ve öldürmeye kesinlikle karşıyım. Bu sorunları görmezden gelmek yerine uzman psikologlar, pedagoglar ve psikiyatristlerle çözmemiz gerekiyor.     *Andaç Taner: Barış, benim için saygıyı, güveni ve huzuru ifade ediyor. Maalesef bunlar ülkemizde azaldı. Erkeklerin yaptığı katliamları hepimiz izliyoruz. Kadınların huzur içinde olabilmeleri için kendilerine değer verebilmeleri gerekiyor.   *Elif Demirbaş: Kadınlar eziliyor ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Bununla baş etmenin yolu ise eğitim. Ataerkil bir kafa yapısında yaşadığımız için kadınlara her şekilde ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılabiliyor. Telefonu elime her alışımda bir kadın katliamı görüyorum. Barış için çağrım şu: İnşallah bütün kadınlar değer görür. Dünyayı kadınlar yönetsin.   *Sevinç Çelebi: Ben barışa inanıyorum. Barışın olabilmesi için de birlik olabilmek gerekiyor.   *Şükran Bülbül: Barışın olabilmesi için önce erkeklerin eğitilmesi gerekiyor. Eğitim de önce ailede başlıyor. Annelerin aklı başında erkekler yetiştirmesi gerekiyor.