Şengal’den Halep’e uzanan DAİŞ zihniyeti 2026-01-13 09:07:26     Dilan Babat    HABER MERKEZİ – Kadın bedeni üzerinden kurulan politikalar Ortadoğu’da münferit suçlar değil; ideolojik, örgütlü ve tarihsel bir savaş pratiği. Ekin Wan’ın cenazesinin teşhir edilmesi, Şengal’de Êzidî kadınların köleleştirilmesi ve bugün Halep’te bir kadının bedenine yönelen işkence, aynı zihinsel hattın farklı tarihsel uğrakları.   HTŞ çeteleri, 6 Ocak’ta Halep’e bağlı Şêxmeqsûd ve Eşrefîyê mahallelerine yönelik saldırı başlattı. Mahallelerinden çıkmak istemeyen halka yönelik saldırılar sürerken, saldırılarda çok sayıda kişi katledildi ve yaralandı. Mahallesini korumak isteyen İç Güvenlik üyesi bir kadın ise çeteler tarafından katledildikten sonra cenazesine yönelik saldırı ve işkence dijital medya hesaplarından yayımlandı. Görüntülere dair kadınlardan tepkiler gelirken, Ortadoğu’da savaşın yalnızca silahlı çatışmalarla yürütülmediğini, kadın bedeninin bu savaşın hem hedefi hem de mesaj alanı olarak kullanıldığını bir kez daha gözler önüne serdi. Teşhir, tecavüz, köleleştirme ve işkence; kadınların yalnızca fiziksel varlığını değil, toplumsal hafızayı, direniş iradesini ve kolektif özgürlük iddiasını hedef almaya çalıştı. Kadınlara yönelik bu saldırılar, farklı coğrafyalarda ve farklı aktörlerle gerçekleşse de aynı ideolojik zeminde buluşuyor: Erkek egemen, militarist ve cihatçı zihniyet. Bu zihniyet dün Mûş, Şengal’de kendisini gösterirken, bugün ise Halep’te gösterdi.   Bir cenaze üzerinden verilen politik mesaj   Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde 2016 yılında yaşamını yitiren YPJ’li Ekin Wan’ın bedeni teşhir edildi. Ekin Wan’ın bedeninin teşhir edilmesi, savaş suçunun ötesinde sembolik bir saldırıydı. Ekin Wan’ın bedenine yapılanlarla birlikte kadın mücadelesine, özsavunmaya ve kadınların silahlı-örgütlü direnişine verilmiş açık bir mesajdı. Kadın örgütleri, söz konusu teşhiri şu sözlerle değerlendirmişti: “Amaç bir kadını aşağılamak değil; kadın direnişini aşağılamaktır.” Bu teşhir, kadın bedeninin “ganimet” olarak görülmesinin modern bir yansımasıydı. Aynı zamanda kadınların kamusal alanda, savaşta ve siyasette özneleşmesine karşı duyulan korkunun açık ifadesiydi.   Êzidî kadınlara karşı sistematik soykırım politikası   3 Ağustos 2014’te DAİŞ, Şengal’e saldırarak Êzidî halkına yönelik bir soykırım başlattı. Bu saldırının merkezinde Êzidî kadınlar vardı. Binlerce kadın kaçırıldı, köle pazarlarında satıldı, tecavüze uğradı ve zorla alıkonuldu. Kadınlar “savaş ganimeti” olarak kodlandı; bedenleri ideolojik bir araç haline getirildi. Bu süreç, sistematik ve dini-ideolojik bir programın sonucuydu. Uluslararası raporlar, DAİŞ’in kadınlara yönelik suçlarını “insanlığa karşı suç ve soykırım” kapsamında değerlendirdi. Ancak yıllar geçmesine rağmen yüzlerce Êzidî kadının akıbeti hâlâ bilinmiyor.   Halep: Aynı zihniyet, yeni sahne   Son olarak Halep’te direnişçi bir kadının bedenine yönelik işkence ve teşhir görüntülerinin ortaya çıkması, bu zihniyetin yalnızca DAİŞ’le sınırlı olmadığını bir kez daha gösterdi. Kadın kurumları, yaşananları “DAİŞ vari bir şiddet pratiği” olarak tanımladı. Kadın bedeninin teşhir edilmesi, yalnızca mağduru hedef almıyor; topluma korku salmayı, kadınları kamusal ve politik alandan geri çekmeyi amaçladı. Bu yönüyle Halep’te yaşanan saldırı, tarihsel bir sürekliliğin güncel halkası olarak önümüze çıktı.   Kadın bedeni neden hedefte?   Kadın örgütlerine göre kadın bedenine yönelik saldırılar üç temel amaca hizmet ediyor. Birincisi; kadın direnişinin sembolik olarak kırılması. İkincisi; toplumsal hafızanın ve kolektif direnişin yok edilmesi. Üçüncü ise erkek egemen düzenin yeniden inşa edilmesi. Bu nedenle kadın bedeni, savaşın “mesaj panosu” haline getirildi.   Kadınlar hedef alındıkça direniş büyüyor   Şengal’de Êzidî kadınlar özsavunma ve örgütlenme deneyimleri geliştirdi. Rojava’da kadınlar silahlı ve politik mücadelede öncü rol üstlendi. Bugün Halep’e dair yapılan açıklamalar, kadınların bu saldırılar karşısında susmadığını gösterdi. Kadın platformları, yaşananları yalnızca teşhir etmekle kalmadı; ortak mücadele ve uluslararası dayanışma çağrısı yapıyor. Açıklamalarda, kadın bedenine yönelen her saldırının insanlığa karşı işlenen bir suç olduğu vurgulandı.   Kadınlar hafızayı savunuyor   Ekin Wan’dan Şengal’e, Şengal’den Halep’e uzanan bu hat, kadınların yalnızca mağdur olmadığını; direnen, hafızayı taşıyan ve tarihi yazan özne olduğunu da gösteriyor. Kadınlara yönelik saldırılar süreklilik gösterse de kadın direnişi de aynı süreklilikle büyüyor.   Uluslararası hukukun sessizliği   Uluslararası hukukta kadınlara yönelik cinsel şiddet, köleleştirme, teşhir ve işkence; savaş suçu, insanlığa karşı suç ve bazı durumlarda soykırım suçu kapsamında değerlendiriliyor. Bu suçlar, failin kimliğinden bağımsız olarak evrensel yargılama ilkesine tabi. Cenevre Sözleşmeleri, silahlı çatışmalarda sivillerin korunmasını güvence altına alırken; kadınlara yönelik cinsel şiddeti açık biçimde yasaklıyor. Aynı şekilde Roma Statüsü, tecavüzü, cinsel köleleştirmeyi, zorla çıplak bırakmayı ve bedensel işkenceyi insanlığa karşı suçlar arasında saymasına rağmen uluslararası hukuk, Kürt kadınların bedenlerine yönelik saldırılara sessiz kalmayı tercih ediyor.