‘Ana akım medya savaşı büyüten bir dil kuruyor’ 2026-01-23 09:12:10   Devrim Fındık   İSTANBUL - Ana akım ve muhalif medyanın Halep ve Rojava’da yaşanan saldırılara ilişkin yaklaşımlarına dair değerlendirmelerde bulunan gazeteci Çilem Küçükkeleş, medyanın Kürt halkını yok sayan, HTŞ’yi görünmez kılan bir yayıncılık yürüttüğünü ifade etti.   Rojava’ya yönelik HTŞ çetelerinin saldırıları sürerken, ana akım medya ile kendisini ‘muhalif’ olarak tanımlayan medya, benzer savaş dili kullanmaya devam ediyor. Bu dilin kamuoyunda şiddeti ve saldırıları normalleştiren etkilerine karşı, nasıl bir gazetecilik duruşunun inşa edilmesi gerektiği üzerine gazeteci Çilem Küçükkeleş ile konuştuk.   ‘Uzun süredir medya pratiği oluşamadı’   Türkiye’de uzun süredir bağımsız bir medya pratiğinin oluşamadığını belirten Çilem Küçükkeleş, bu durumun özellikle AKP iktidarı döneminde daha görünür hale geldiğini söyledi. Ana akım medyanın sermaye ilişkileri, kayyımlar ve satın almalar yoluyla iktidarın kontrolüne girdiğini ifade eden Çilem Küçükkeleş, bu sürecin 90’lı yıllarda da benzer biçimlerde yaşandığını hatırlattı. Çilem Küçükkeleş, medyanın “devletin bekası” söylemi altında iktidarın politikalarını merkeze alan bir yerde konumlandığını da dile getirdi.   ‘Kürt halkı yok sayılıyor’   Son dönemde Rojava’ya yönelik saldırıların ana akım medyada ele alınış biçimine dikkat çeken Çilem Küçükkeleş, kullanılan dilin Kürt halkını görünmez kıldığını söyleyerek, “Türkiye medyasında HTŞ, sanki Türkiye’nin milli ordusu gibi bir pozisyonla sunuluyor. Kürt halkı yokmuş gibi bir yayıncılık yürütülüyor” dedi. HTŞ’nin kimliğine ve geçmişine dair bilgilendirici bir habercilik yapılmadığını ifade eden Çilem Küçükkeleş, SDG’nin Suriye savaşındaki konumuna ve oluşum sürecine dair de kamuoyunun bilgilendirilmediğini belirtti. Bu durumun toplumsal hafızayı zayıflattığını vurgulayan Çilem Küçükkeleş, mevcut yayıncılığın birlikte yaşam fikrini zedelediğini dile getirdi.   ‘Barış dili kurulmadı’   Çilem Küçükkeleş, ana akım medyada kullanılan görüntü ve jeneriklerin (KJ) bağlamından koparıldığını, HTŞ’nin işlediği suçları yansıtan görüntülerin dahi “başarı” ya da “zafer” diliyle servis edildiğini belirterek, Süleyman Şah Türbesi örneğini hatırlattı. Çilem Küçükkeleş, geçmişte yaşananların yok sayıldığını, bugün ise sorumluluğun SDG’ye yüklendiğini ifade etti. Ana akım medyada, kadın gazetecilerin sunduğu programlarda da uzlaşma ve barış dilinin kurulmadığını belirten Çilem Küçükkeleş, siyasal İslamcı bir yaklaşımın normalleştirildiğini kaydetti.   ‘Muhalif medya da benzer bir çizgide’   Türkiye’de baskı politikalarının zincirleme şekilde ilerlediğini belirten Çilem Küçükkeleş, şunları kaydetti: “Dezenformasyonla mücadele ettiğini ifade eden maalesef ki muhalif denilen medya, tam da İletişim Daire Başkanlığı’nın bir şubesine döndü maalesef. Şunu belki hatırlatmak gerekiyor. Türkiye'de biz bunu çokça yaşıyoruz. Zincirlemedir. Bugün biri yaşar, yarın mutlaka diğerinin başına gelir. İşte tam da CHP operasyonlarında da konuşmuştuk. Yani işte kayyum meselesi Kürtlerle başladı ama tüm Türkiye'yi saran, neredeyse sermayeyi de saran bir yere dönüştü. Yönetemediği her yere el koyan bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız ve tam da bugünlerde ortak gazeteciliği savunmazsak, hakikatin peşine düşmezsek, yarın büktüğümüz hakikat elbette ki bizim de başımıza bela olur hale geliyor.”   ‘Kime demokrasi sorusu ortaya çıkıyor’   Suriye’de anayasanın ve hukukun fiilen ortadan kalktığını söyleyen Çilem Küçükkeleş, muhalif medyanın Kürtlerden bu koşulları kabul etmelerini bekleyen bir dil kurduğunu dile getirdi. Bu yaklaşımın “Kime demokrasi?” sorusunu gündeme getirdiğini belirten Çilem Küçükkeleş, demokratik bir geleceğin ancak ortak bir mücadeleyle mümkün olabileceğini söyledi.   ‘Hakikate özgür medya ile ulaşılabiliyor’   Rojava’nın yıkılması halinde DAİŞ benzeri yapıların bölgeye yayılacağına dikkat çeken Çilem Küçükkeleş, bunun en ağır sonuçlarını kadınların yaşayacağını belirtti. Bu nedenle özgür medyanın önemine işaret eden Çilem Küçükkeleş, “Bugün hakikate ancak özgür medya aracılığıyla ulaşabiliyoruz” dedi. Gazeteciliğin hakikatin peşinden gitmesi gerektiğini vurgulayan Çilem Küçükkeleş, “Tam da bu hakikati aramasına cevap verebilenler dünya basını olarak kalmaya, yaşamaya devam edecekler ama hakikati bükenler bir dönem iktidarlarla var olup, o iktidarlar gittiklerinde de yok olacaklar. O yüzden de bu savaşa ilişkin daha gelişkin bir barış dili, Suriye halkları açısından da, Türkiye’de birlikte yaşamak açısından da kendini değiştirip dönüştürür ve bir barış dilinde gazeteciler buluşur diye temenni ediyorum” diye konuştu.