TJA aktivisti Hatice Öncü: Anlaşma yeni bir başlangıç 2026-02-02 09:01:09   Neslihan Kardaş-Rojda Aydın   MÊRDÎN - Rojava’da yaşanan son gelişmeleri değerlendiren TJA aktivisti Hatice Öncü, imzalanan anlaşmanın yeni bir başlangıç olduğunu belirterek “Bizim bu anlaşmayı kendi direnişimizle büyütme olarak ele almamız gerekiyor” dedi.   HTŞ’nin 6 Ocak’ta Halep merkezli başlattığı saldırılar Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen yaşamı hedef aldı. Kadın bedenini ve halkların iradesini doğrudan hedef alan tüm bu saldırılara rağmen, Rojava’da sürdürülen direniş sonucunda Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ile HTŞ arasında bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın ardından HTŞ’nin bu sürece uyup uymayacağına dair kaygılar devam etse de söz konusu mutabakat başta Rojava olmak üzere tüm Ortadoğu’da yeni bir aşamayı ortaya çıkardı.   Yaşanan gelişmelere dair Tevgera Jinên Azad (TJA) Mêrdîn Sözcüsü Hatice Öncü, değerlendirmelerde bulundu.   ‘Bu anlaşmayı kendi direnişimizle büyütme olarak ele almamız gerekiyor’   Haftalardır Rojava’ya ve orada inşa edilen Kadın Devrimi’ne dönük ciddi saldırıların olduğunu söyleyen Hatice Öncü, aynı zamanda Rojava’ya yönelik inkar ve imha politikalarının uygulandığını belirtti. İmzalanan anlaşmanın Kürt halkı için hem Ortadoğu’da hem de Suriye’de demokratik entegrasyon sürecinde belirleyici bir rol oynayacağını ifade eden Hatice Öncü, “Aslında bu anlaşmayı 10 Mart mutabakatının devamı olarak görebiliriz. Bu aynı zamanda Kürt halkının karşılıklı bir şekilde demokratik entegrasyon sürecine geçişi olarak da değerlendirebiliriz. Elbette ki bu demokratik entegrasyon süreci, bir günde tamamlanacak bir süreç değildir. Bu karşılıklı adımların atılmasıyla ve orada kalıcı barışın sağlanması noktasında oradaki bütün güçlerin elini taşın altına koyması gereken bir süreçtir. Bizim bu anlaşmayı kendi direnişimizle büyütme olarak ele almamız gerekiyor. Bir anlaşma sağlandı, bir anlaşma sonucunda bir barış sağlandı, her şey bitti olarak da değerlendirmiyoruz. Anlaşma ile birlikte direnişi daha da büyütmemiz gerekiyor. Bu çok önemli bir anlaşmadır. Çünkü yıllardır hem Suriye'de hem Rojava'da hem de bütün Ortadoğu'da gelişen savaşlar sonucunda hem barışın sağlanması hem de bütün halkların ortak yaşam içerisinde birlikte entegrasyon sürecinde demokratik bir toplum oluşturma noktasında önemli bir anlaşmadır.” dedi.   ‘Anlaşma yeni bir başlangıçtır’   Bu anlaşmanın yeni bir başlangıç olarak da ele alınabileceğini kaydeden Hatice Öncü, “Bu yeni sürecin başlangıcında sadece Kürt halkının adım atması gereken bir süreç değildir. Oradaki bütün halkların, güçlerin birlikte demokratik entegrasyon sürecinde özne olma noktasında ortak hareket edilmesi gerekiyor. Yani tabi ki de o anlaşmanın aslında beraberinde bir direnişi de doğurduğu çok apaçık ortadadır. Çünkü bugün baktığımızda Rojava'da gelişen süreç aynı zamanda kadın devrimine yönelik bir saldırıdır. Bu noktada hem kadınların hem de bütün halkların anlaşmayı kalıcı hale getirmesi noktasında bu süreçte ortak bir mücadeleyi büyütmesi gerektiği ve bu ortak mücadele sadece Suriye'deki halklar ya da oradaki güçler değil aynı zamanda bütün dünyada ve bütün dört parça Kürdistan'da bu direnişin ortak sahiplenilmesi gerektiği noktasında yeni bir sürecin başlangıcı olarak değerlendiriyoruz” şeklinde konuştu.     ‘Hedef alınan şey, Abdullah Öcalan’ın paradigması’   2014'ü ve o dönemde Rojava’da yaşanan direnişi iyi hatırladıklarını ifade eden Hatice Öncü, “Kadın devriminin ilmek ilmek orada nasıl örüldüğünü de hatırlıyoruz ve bu süreçte kadınlar şunu çok net ortaya koydu. Hatırlıyoruz, teşhir ediyoruz ve aynı zamanda hesap soruyoruz. Hatırladığımız için çok güçlü bir hafızamız var kadınlar olarak. 2014'te takınan o zihniyet neyse 2026'da da Rojava'nın kadın devrimine yönelik sağdıkları da aynı zihniyetle karşılaştık. Zihniyet değişmedi ama mücadele ilmek ilmek büyüdü. Ve bu noktada biz kadınlar olarak o hafızayı hem hatırlayıp hem de gerçekten o zihniyeti teşhir eden noktada olduğumuz için çok net adımlar atıldı bu süreçte. Bugün baktığımızda Direniş gerçekten yıllardır Rojava'da kadın devriminin ete kemiğe büründüğü bir noktada bütün dünya kadınlarına ne kadar örnek rol model olduğunu görmüş olduk. Çünkü biz bunu çok net biliyoruz. Bir yerde kadın direnişi kırılıyorsa kadın direnişi her yerde yara alır. Burada kolektif bir hafıza ortaya çıktı ve elbette imzalanan anlaşmada 2014'ten de hatırladığımız gibi şimdiki saldırılarda da yine kadın bedeni ve kadınlar hedef alındı. Rojava’da hedef alınan şeyin, kadın devrimi olduğunu biliyoruz. Ama aynı zamanda orada hedeflenen demokratik toplum manifestosunun ve Sayın Abdullah Öcalan'ın paradigmasının da olduğunu görüyoruz” sözlerine yer verdi.   ‘Kadınların saç örgülerinden başlayarak, devrim hedef alınıyor’   Demokratik toplum manifestosunun konuşulduğu bu süreçte, demokratik bir toplumun kadın özgürlükçü paradigmasından bağımsız ele alınamayacağına dikkat çeken Hatice Öncü, “Kadının özgür olmadığı bir toplumda demokratik toplumdan bahsedemeyiz. Dolayısıyla ilk hedeflenen nokta kadın özgürlük paradigması olur. Çünkü biliyorlar ki kadın özgürlükçü paradigması hedef alındığında, yara aldığında demokratik bir toplumun inşası ve bütün halkların ortak yaşam inşasının mümkün olmayacağını çok net biliyorlar. Bunu nereden vurmaya çalışıyorlar? Bunu kadın özgürlükçü paradigmamızdan vurmaya çalışıyorlar. Ve dolayısıyla demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigması Rojava'da soyut bir kavram değildi. Somut bir yaşamdı ortaya çıkan ve bu aynı zamanda hem bütün ülke ülkelerde, bütün, bütün yaşam alanlarında hayata geçirilmek istenen bir modelken bugün vurmak istedikleri ve aslında paradigmayı kadın özgürlükçü paradigmasıyla zayıflatmaya çalıştığı nokta orası oldu. Bugün kadınların büyük bir mücadeleyle ilmek ilmek dokunduğu bir devrim gerçekten de kadınların saç örgülerinden başlanılarak hedef alınan bir noktadır. Bu saldırılar elbette sadece kadın bedenine yönelik değildir. Aynı zamanda inşa edilmeye çalışılan yeni bir zihniyete yöneliktir” diye konuştu.     ‘Kadın devriminin büyütülmesi gerekiyor’   Kürt ulusal birliğinin, kadınlar öncülüğünde doğru kanalize edildiğini ve güçlendirilmeye çalışıldığını söyleyen Hatice Öncü Rojava’da son yaşananlarla birlikte dört parça Kürdistan’da ortak bir mücadele hattının örüldüğünü vurguladı. Hatice Öncü, dört parça Kürdistan ve dünyadaki tüm kadınların kadın devrimini çok sahiplendiğini işaret ederek, “Bunun büyütülmesi gerekiyor. Bu noktada hepimizin sorumluluk kalması çok önemlidir. Çünkü bugün baktığımızda özgürce kadınların kendi öz gücüne en çok güvendiği bir süreçten geçiyoruz. Bu kadar özel savaş politikalarına rağmen, bu kadar ulus devletin gerçekten kadınlar üzerinde uyguladığı baskı, imha, kadına yönelik şiddetten tutalım katliamlara kadar bu kadar yoğun ve zirvede olduğu bir süreçte aslında kadınların kendi öz gücüne güvendiğinin açığa çıkması çok önemli bir mücadeledir. Ama bu mücadeleyi sadece zamansal ve anlık olarak değerlendirmemek gerekir. Bunu büyütmek ve süreklileştirmek gerekir” şeklinde kaydetti.   ‘Kadınlara yönelik risk ve tehditler devam ediyor’   İmzalanan anlaşmaya rağmen, kadınlara yönelik risk ve tehditlerin hala devam ettiğini dile getiren Hatice Öncü, “İmzalanan bir anlaşma sonucunda oradaki bütün kazanımlarımızı tanıdıkları anlamına gelmiyor. Özellikle de kadın devriminin daha fazla risk altında olduğunu görmüş oluyoruz. Çünkü daha önceki görüşmelerde de ilk hedef aldıkları nokta aslında basına yansıtıldığı şekilde de kadın ordusunun feshedilmesi görüşülüyordu ve ilk hedef aldıkları nokta, oradaki kadın kazanımları. Dolayısıyla riskler hala çok büyük bir çerçevede devam ediyor. Ama aynı zamanda kadın örgütlenmesinin, kadın direnişinin de en zirvede yaşadığımız bir süreçten geçiyoruz. Elbette bunu bir zafer nidası olarak görmüyoruz. Ama şunu görüyoruz; demokratik toplumu inşa ederken kadınların özne olacağı ve aynı zamanda kadın özgürlükçü paradigmamızı daha büyütebileceğimiz bir adım. Bu adımın ilmek ilmek büyütülmesi de kadınların direnişine ve aynı zamanda bütün halkların bu direnişe ortak olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla temkinli olmak çok önemlidir bu süreçte. Çünkü bugün baktığımızda ulus devlet ve erkek egemen zihniyetinin aslında bize öğrettiği en büyük tecrübe, bu noktada temkinli olmaktır. Dolayısıyla kazanımlarımızı koruma ve büyütme noktasında hem temkinli hareket etmek hem de direnişi büyütmek açısından da daha önemli bir sürece girmiş bulunmaktayız” ifadelerini kullandı.   ‘Deniz Çiya’nın sözleri bütün kadınların kulağında çınlıyor’   Yaşanan son gelişmelerle birlikte umutlu olduklarını söyleyen Hatice Öncü, “Bize miras olarak bırakılan, mücadele, direniş ancak yaşamla anlatılabilir. Kürt kadınları olarak Rojava'da daha önceki süreçlerde de bize bırakılan mirasta şunu çok net gördük. Biz soyut bir mücadele yürütmüyoruz. Hakikaten oradaki ve buradaki kadınlar, birbirini hissederek, canıyla mücadele ediyorlar. Bu çok önemlidir. Mesela Deniz Çiya’nın sözleri bütün kadınların kulağında çınlıyor. ‘bu mirası Rindexan'lardan aldık’ diyor ve çok ciddi bir hafıza ortaya koyuyor. Aslında bu hafızanın yıllardır nesilden nesile kendi canıyla mücadele etme noktasında ne kadar büyük bir direniş ortaya çıkardığını görüyoruz. Dolayısıyla bu direniş hiçbir zaman kırılabilecek bir noktada değildir. O yüzden çok umutluyuz. Çünkü bugün baktığımız Baktığımızda kendi mücadelemizi canıyla başka bir nesile aktaran bir mücadele hattından bahsediyoruz ve bu mücadele hattı giderek ilmek ilmek büyüyen bir noktaya gelmiş bulunmaktadır” sözlerini kaydetti.   ‘Rojava Devrimi, evrenselleşen bir kadın devrimidir’   Hatice Öncü son olarak şu sözlere yer verdi: “Bugün baktığımızda Bakur Kürdistan'ında direnişin öncülüğünü en çok kadınlar yapıyor. O yüzden umutluyuz. Kazanımlarımızı koruyacağımıza ve daha büyük mücadele edeceğimize ve bunu evrenselleştirdiğimize dair umutluyuz. Yani bugün Rojava kadın devrimi sadece yereli kapsayan bir kadın devrimi değildir. Sadece bölgesel bir kadın devrimi değildir. Evrenselleşen bir kadın devrimidir. Dolayısıyla evrenselleşen bir kadın devrimi hiçbir zaman yok olmaz.”