Epstein davası: Türkiye ve kayıp çocuklar 2026-02-04 09:02:55   Nazlıcan Nujin Yıldız   İZMİR - CHP İzmir Milletvekili Sevda Erden Kılıç, “uluslararası çocuk ticareti ve istismar ağı” suçlusu Jeffrey Epstein dosyasında Türkiye bağlantısına dair söylenenlerin basit bir iddia olmadığını ifade ederek “Meclis, yürütmenin suskunluğunu aşmalı ve denetim görevini yerine getirmelidir” dedi.   ABD Adalet Bakanlığı, çocuklara yönelik tecavüz ve fuhuş ağı kurmak suçlamasıyla tutuklanan ve cezaevinde ölü bulunan Jeffrey Epstein davasına ilişkin milyonlarca yeni belge yayımladı. Davanın başından beri, olayın Türkiye boyutu ve Türkiye’deki kayıp çocuklar hakkında kamuoyu, ilgili kurumlardan bilgi vermelerini istese de henüz bir açıklama yapılmış değil. Jeffrey Epstein dosyası, yalnızca bireysel suçları değil; erkek şiddetinin, çocuğa yönelik cinsel saldırının ve cinsel sömürünün devletler, sermaye ve siyasal iktidarlarla kurduğu uluslararası ilişkiler ağını gözler önüne seriyor.   Cezasızlığın zemininin atıldığı yıllar: 2005–2008   Jeffrey Epstein hakkında ilk olarak, 2005 yılında ABD’nin Florida eyaletinde suç duyuruları yapıldı. Çok sayıda çocuğun, Jeffrey Epstein’ın evine “masaj” bahanesiyle çağrıldığı ve burada tecavüze maruz bırakıldığı, aynı zamanda başka çocukları da bu eve getirmeye zorladıkları ortaya çıktı. 2008 yılında Jeffrey Epstein, onlarca kişinin beyanına rağmen yalnızca “reşit olmayanla fuhuş” suçundan yargılandı ve 13 ay gibi bir ceza aldı. Bu süreçte haftanın büyük bölümünde cezaevi dışına çıkmasına izin verildi.    Uluslararası fuhuş ağı ve beyanlar   Jeffrey Epstein’ın fuhuş ağı; ABD, Karayipler, Avrupa ve farklı ülkeleri kapsayan bir yapıydı. Çocukların ve kadınların, özel jetlerle farklı ülkelere götürüldükleri, tecavüzün organize biçimde sürdürüldüğü, kendi beyanlarıyla ortaya çıktı. Bu ağın merkezinde Jeffrey Epstein’ın uzun yıllar birlikte çalıştığı Ghislaine Maxwell bulunuyordu. Ghislaine Maxwell’in, çocukları bulma, yönlendirme ve susturma süreçlerinde aktif rol oynadığı mahkeme kayıtlarına geçti.   2019 tutuklama ve şüpheli ölüm   Jeffrey Epstein, kamuoyunun baskısı ve yeni delillerin ardından 6 Temmuz 2019’da New York’ta “çocuk ticareti ve cinsel istismar” suçlamalarıyla yeniden tutuklandı. Ancak Jeffrey Epstein, 10 Ağustos 2019’da tutulduğu cezaevi hücresinde ölü bulundu. Resmi kayıtlara “intihar” olarak geçen ölüm, dünya genelinde ciddi şüpheler yarattı. Jeffrey Epstein’ın ölümüyle birlikte dava düşerken, failin ölümüyle adaletin ortadan kaldırılması şüphesi dünyada büyük tepki yarattı. Kadın ve çocuk hakları örgütleri, “fail öldü ama suç ağı hâlâ yaşıyor” diyerek duruma itiraz etti. Jeffrey Epstein’ın ölümünün ardından fail Ghislaine Maxwell hakkında süreç devam etti. Ghislaine Maxwell, 2022 yılında “çocuk ticareti ve istismar” suçlarından 20 yıl hapis cezası aldı. Bu karar, dosyanın yalnızca bir bölümünün açığa çıktığına işaret ederken ağın diğer aktörleri hakkında etkili bir soruşturma yürütülmedi.   Gizli tutulan belgeler ve isimler   Jeffrey Epstein davasına ilişkin binlerce sayfalık mahkeme belgesi, yıllar boyunca “kişisel verilerin korunması” gerekçesiyle kamuoyuna kapalı tutuldu. Ancak 2019–2022 yılları arasında, ardından da 2024 ve 2025’te, bu belgelerin önemli bir kısmı mahkeme kararıyla kamuoyuna açıldı. Belgelerde; çok sayıda siyasetçi, iş insanı, akademisyen erkeğin adı geçti. Uluslararası çocuk ticareti ağına dair detaylar yer aldı.   Davanın Türkiye boyutu   Kamuoyuna açıklanan belgelerde, Türkiye’den çocukların kaçırıldığına dair beyanlar da yer aldı. Epstein dosyası olarak bilinen 1328 No’lu dava dosyasında bulunan ek belgelerde, Jeffrey Epstein’ın özel pilotu Nadia Marcinko’nun sorgularına yer verildi. Belgelerde; Jeffrey Epstein’ın Türkiye dahil birçok ülkeden çocuk kaçırdığına dair ifadeler, çocukların farklı ülkelere taşındığı, tecavüzün sistematik biçimde sürdürüldüğü yer alıyor. Bu durum, Türkiye’de Meclis gündemine de taşındı ve konuyla ilgili soru önergeleri verildi. Belgelerde Türkiye’ye dair iddialar bulunmasına rağmen; kaç çocuğun kaçırıldığı, bu çocukların akıbetinin ne olduğu, Türkiye bağlantılı kişi ya da yapıların kimler olduğu hâlâ kamuoyunca bilinmiyor.    Türkiye’de yanıt bekleyen sorular   Epstein dava belgelerinde Türkiye’ye dair beyanların yer alması, ülkede çocuklara yönelik suçların istisnai değil, süreklilik gösteren yapısal bir sorun olduğunu bir kez daha gündeme getiriyor. 1999 depreminin ardından resmi kayıtlara “kayıp” olarak geçen çocuklara ilişkin yıllar boyunca net ve şeffaf bir açıklama yapılmadı. Üstelik Türkiye’de 2016’dan bu yana kaybolan ve akıbeti açıklanmayan çocukların sayısına ilişkin veriler de kamuoyuyla paylaşılmıyor. Devletin çocuklara dair bu sistematik suskunluğu, Epstein dosyasında dile getirilen iddiaları yalnızca “dış kaynaklı” bir suç olarak değil, ülke içindeki yapısal ihlallerin uzantısı olarak düşündürüyor.   Epstein davası ve Türkiye ile olan bağlantısına dair soru önergesi veren CHP İzmir Milletvekili Sevda Erden Kılıç, konuya dair konuştu.   ‘Ortada basit bir iddia değil, son derece ağır suç isnatları var’   Davanın Türkiye ile bağlantısına dair iddiaların kendisi için yeni bir durum olmadığını söyleyen Sevda Erden Kılıç, “Ben 2022 yılında, Türkiye’de kaybolan ve kaçırılan çocukların araştırılması amacıyla Meclis’e bir araştırma önergesi verdim. O önerge; yıllardır açıklanmayan TÜİK verilerini, artan kayıp çocuk vakalarını ve devletin bu alandaki yapısal ihmallerini açıkça ortaya koyuyordu. 2024 yılında ise Epstein dosyalarında Türkiye’nin adının geçmesi üzerine, bu kez uluslararası çocuk ticareti ve cinsel istismar ağıyla Türkiye arasındaki bağların araştırılması için yeni bir Meclis araştırma önergesi sundum. Dolayısıyla bugün konuştuğumuz şey, anlık bir gündem ya da spekülasyon değil; iki ayrı dönemde, iki ayrı başlık altında, aynı sorumluluğu hatırlatan bir Meclis takibidir” dedi.   Ortada basit bir iddianın olmadığını, uluslararası bir yargı dosyasına girmiş son derece ağır suç isnatları olduğunu dile getiren Sevda Erden Kılıç, “Çocukların cinsel istismarı ve insan ticareti, devletler açısından “takdir alanı” olan konular değildir; mutlak müdahale ve araştırma yükümlülüğü doğurur. Türkiye’den çocukların kaçırıldığına dair ifadeler dava dosyalarında yer alıyorsa, iktidarın görevi bunu yok saymak değil, derhal araştırmaktır. Ancak bugün iktidar, bu dosya karşısında üç maymunu oynamayı tercih etmektedir. Etik sorumluluk şuradadır: Bir devlet, adının geçtiği bir çocuk istismarı dosyasında sessiz kalıyorsa, o sessizlik çocukların değil, faillerin lehine çalışır. Bu suskunluk, siyasi değil; ahlaki ve hukuki bir tercihtir ve bu tercih kabul edilemez” şeklinde konuştu.   ‘Türkiye’de sorun görmezden gelinmekte, veriler gizlenmekte’   Epstein dosyasının çok net bir tablo sunduğunu kaydeden Sevda Erden Kılıç, “Cinsel sömürü, patriyarkal bir düzen içinde; sermaye, siyaset ve erkek egemen güç ilişkileriyle beslenen uluslararası bir suç ekonomisidir. Türkiye’de ise bu tabloyla yüzleşmek yerine, sorun görmezden gelinmekte, veriler gizlenmekte, Meclis denetimi engellenmektedir. İktidar, çocuk istismarı ve insan ticaretiyle mücadeleyi gerçek anlamda bir insan hakları meselesi olarak değil, gerektiğinde üstü örtülebilecek bir ‘asayiş’ konusu gibi ele almaktadır. Bu nedenle açık konuşmak gerekir: Mevzuat var ama siyasi irade yoktur. Uluslararası suç ağlarıyla mücadelede etkinlikten değil, cezasızlık düzeninden söz ediyoruz” diye belirtti.   ‘Araştırma önergesinin bekletilmesi siyasi bir tercih’   Meclis’e sunduğu soru önergesinin iki yıldır bekletilmesini, “teknik bir gecikme değil; bilinçli bir siyasi tercihtir” şeklinde değerlendiren Sevda Erden Kılıç, “Bu tercihin bedelini ise çocuklar, kadınlar ve toplumun en kırılgan kesimleri ödemektedir. Araştırılmayan her dosya; failleri güçlendirir, mağdurları yalnızlaştırır, topluma ‘bu ülkede güçlüysen cezasızsın’ mesajı verir. Toplumsal cinsiyet eşitliği açısından baktığımızda ise tablo daha da ağırdır: Kız çocuklarının kaybolduğu, istismara uğradığı iddialar karşısında suskun kalan bir devlet, eşitsizliği yeniden üretir. Bu, adalet duygusunda onarılması zor bir kırılma yaratır” diye ifade etti.   ‘İktidar kayıp çocuklarla ilgili şeffaf bir açıklama yapmıyor’   Sevda Erden Kılıç, 2016’dan bu yana kayıp çocuk verilerinin paylaşılmadığına dikkat çekerek “2022’de verdiğim araştırma önergesinin temel gerekçelerinden biri tam olarak buydu: 2016’dan sonra kayıp çocuk verileri kamuoyundan saklanmaktadır. Ardından 6 Şubat depremleri yaşandı. Aradan uzun süre geçmesine rağmen hala haber alınamayan çocuklar var. Ancak iktidar bu konuda da şeffaf bir açıklama yapmıyor, toplumu bilgilendirmiyor. Epstein dosyasının bu tartışmaları yeniden gündeme getirmesi tesadüf değildir. Çünkü kayıp çocuk meselesi, Türkiye’de yıllardır bastırılan, konuşulmayan ama büyüyen bir yaradır. Bu yarayla yüzleşmek yerine, herkes kafasını kuma gömmüş durumda” dedi.   ‘Epstein dava dosyaları resmen talep edilmeli ve incelenmelidir’   Bu durumun birkaç açıklamayla geçiştirilecek bir mesele olmadığını vurgulayan Sevda Erden kılıç, “Ortada uluslararası bir çocuk ticareti ve cinsel istismar ağı vardır. Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler devlete ‘susma’ değil, harekete geçme yükümlülüğü yükler. Bugün iktidarın yaptığı ise bu yükümlülüğü yerine getirmek değil; görmezden gelmek, beklemek ve toplumun vicdanını oyalamaktır. Çocukların yaşam hakkı, siyasi konfor alanlarının arkasına gizlenemez.   Atılması gereken adımlar şunlardır: Epstein dava dosyaları resmen talep edilmeli ve eksiksiz incelenmelidir. Türkiye bağlantısına dair iddialar bağımsız ve şeffaf bir Meclis araştırmasıyla ele alınmalıdır. Kayıp ve kaçırılan çocuklara ilişkin tüm veriler kamuoyuna açık hale getirilmelidir. Çocuk istismarı ve insan ticaretiyle mücadele, güvenlikçi değil hak temelli bir perspektifle ele alınmalıdır. Meclis, yürütmenin suskunluğunu aşmalı ve denetim görevini yerine getirmelidir.   Benim verdiğim araştırma önergesi, tam da bu suskunluğu kırmak içindir. Çünkü biz bu ülkede çocukların kaderine razı gelmiyoruz. Çünkü biz, ‘hiçbir şey olmamış gibi’ davranan bir iktidarın karşısında duruyoruz” dedi.