Kadın kenti modelinde ısrar: Yeniden inşa edeceğiz 2026-06-10 09:08:10   Pelşin Çetinkaya-Rojda Aydın    AMED - Kadın kentleri projesi kapsamında pilot kentlerde güvenlikten istihdama, ekolojiden kamusal yaşama kadar birçok alanda dönüşüm hedefleniyor. Belediye Eşbaşkanları, kentleri erkek egemen anlayıştan arındırarak kadın özgürlüğünü esas alan bir yaşamı inşa etmeyi amaçladıklarını söyledi.    2024 yerel 31 Mart seçimlerinin ardından “kadın kenti” çalışmaları kapsamında kadın yaşam merkezleri, istihdam projeleri ve güvenlik odaklı düzenlemeler hayata geçirildi. Kayyım atanmasıyla birçok çalışmanın durdurulurken, kadınlar bu proje ile ev ev yürütülen saha çalışmalarıyla yeniden merkeze ulaşmaya başladı. Ayrıca bu proje kapsamında pilot köy uygulamaları ve kadın kentleri tartışmalarıyla süreç kentten kırsala genişletildi.   Nisêbin Belediye Eşbaşkanı Gülbin Şahin ile yerine kayyım atanan Gülistan Sönük, kadın kenti projesine ilişkin konuştu.   ‘Nisêbin yeniden ‘kadın kenti’ oldu’   Gülbin Şahin, 2024 yerel seçimlerinin ardından yürütülen değerlendirmeler sonucunda Nisêbin’in kadın hafızası, mücadelesi, birikimi ve geçmiş deneyimleri nedeniyle pilot “kadın kentleri” arasında yer aldığını belirtti. Gülbin Şahin,”2024 yerel seçimlerinin ardından partimizin Nusaybin’de yönetimi devralmasıyla birlikte yerel yönetimler kapsamında kapsamlı tartışmalar yürütüldü. Uzun süren değerlendirmeler sonucunda ise Nusaybin’in ‘kadın kenti’ ilan edilmesine karar verildi. Kadın hafızasının güçlü olduğu, kadın çalışmalarının aktif yürütüldüğü ve kadınların yaşamın her alanında görünür olduğu kentler arasında pilot bölge olarak belirlenen beş kentten biri de Nusaybin oldu. Nusaybin’in seçilmesinin önemli nedenlerinden biri de kentin geçmiş deneyimiydi. 2011 yılında kısa bir süreliğine de olsa Nusaybin ‘kadın kenti’ ilan edilmişti. O dönemde belediyenin tüm çalışmaları ve toplumsal faaliyetleri kadın odaklı yürütülmüş, bunun da olumlu sonuçları görülmüştü. Zaten kadın görünürlüğünün yüksek olduğu kentte kadınların kamusal alandaki varlığı daha da artmış, yaşam konforu yükselmişti. Kadınların istihdamdaki, kültürel çalışmalardaki ve sosyal yaşamdaki katılımı güçlenmişti. Bu yönüyle Nusaybin, sahip olduğu kadın hafızası nedeniyle seçilen kentlerden biri oldu” dedi.   '6 ayda önemli adımlar atıldı'   Mêrdin Büyükşehir Belediyesi ile yürütülen ortak çalışmalar kapsamında kısa sürede kadın istihdamını güçlendirecek projeler hayata geçirdiklerini aktaran Gülbin Şahin, “Büyükşehir Yasası, ilçe belediyelerinin etkin çalışmalar yürütmesinin önünde kimi zaman engel oluşturabiliyor. Ancak büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyesi ortak ve kolektif bir çalışma yürütebildiğinde önemli sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Yerel seçimlerden yaklaşık altı ay sonra Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına rağmen, bu süre içerisinde büyükşehirle koordineli yürüttüğümüz kadın çalışmaları sayesinde önemli adımlar atıldı. Kısa sürede JINKART çalışması hayata geçirildi. Kadın istihdamını artırmaya yönelik alanlar açıldı. Kadın Yaşam Merkezleri kurulmaya başlandı ve büyükşehir desteğiyle bu merkezlerde farklı alanlarda kurslar açıldı. Kadınların hem kendilerini geliştirebilecekleri hem de emeklerini ekonomik üretime dönüştürebilecekleri imkânlar yaratıldı” diye konuştu.   'Kayyım sonrası kadın çalışmaları durduruldu'   Gülbin Şahin, belediyeye kayyım atandıktan sonra kadın çalışmalarının durdurulduğunu ve kadın merkezlerinin birer birer kapatıldığını söyleyerek, “Ancak Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasının ardından bu çalışmaların önemli bir bölümü durduruldu. Örneğin Nusaybin’de büyükşehire bağlı Kadın Yaşam Merkezi’nde bulunan birimler kapatıldı. Kadınlara yönelik çalışmalar sonlandırılarak merkez, daha önceki kayyım döneminde olduğu gibi diyetisyen ve spor salonunun bulunduğu bir yapıya dönüştürüldü. Bu durum elbette çalışmalarımızı zorlaştırıyor. Ancak Nusaybin’deki kadın örgütlülüğü ve kadınların sahip olduğu mücadele birikimiyle bu zorlukların aşılacağına inanıyoruz. Belki süreç daha uzun sürecek ancak sonuç alınacağına dair inancımız tam. Kadın kenti ilanı öncesinde kırsal mahalleler ve merkez mahallelerde yaklaşık 35-40 kadın toplantısı gerçekleştirdik. Bu toplantılarla birlikte bir kadın şiddet haritası da oluşturduk. Hem haritada hem de görüşmelerde öne çıkan temel sorun kadınların güvenlik meselesiydi” ifadelerini kullandı.   Kadınların güvenlik talebi kentte dönüşüm yarattı   Kadınların en önemli sorunlarından biri olarak öne çıkan güvenlik meselesine karşı çalışma başlatan belediyenin, karanlık ve güvensiz alanları yeniden düzenlediğini kaydeden Gülbin Şahin, “Nusaybin’in sınır kenti olması nedeniyle güvenlik güçlerinin yoğunluğu, dışarıdan gelen nüfusun fazlalığı ve sistematik baskı politikalarının diğer kentlere göre daha yoğun hissedilmesi kadınların güvenlik kaygılarını artırıyordu. Yaptığımız araştırmalarda, 10 yıllık kayyım döneminde parkların karanlık ve güvensiz alanlara dönüştürüldüğünü gördük. Gece saatlerinde uyuşturucu kullanımının ve fuhuşun yaygınlaştığı alanlar oluşmuştu. Aydınlatmalar yetersiz hâle getirilmiş, ortak yaşam alanları kadınların belirli saatlerden sonra kullanamadığı mekânlara dönüşmüştü. Bir anlamda gece yaşamı tamamen erkek egemen bir yapıya büründürülmüştü. Biz de çalışmalarımıza öncelikle bu tabloyu değiştirmekle başladık. Nusaybin’in ortasından geçen demiryolu hattı boyunca uzanan yürüyüş alanlarını mor ve beyaz ışıklarla aydınlattık. Kadınlarla birlikte bu alanı mor renkle dönüştürerek kentin merkezinde bir kadın yürüyüş yolu oluşturduk. Bunun yanı sıra parkların aydınlatmalarını yeniledik, Kadın Yaşam Merkezi’ni açtık, kurslar başlattık, kadın atölyeleri ve çeşitli kadın çalışmaları yürüttük” diye aktardı.   Pilot köylerde yeni dönem   Gülbin Şahin, Nisêbin’de yürütülen kadın kenti çalışmalarının kent merkeziyle sınırlı kalmayarak kırsal alanlara genişletildiğini dile getirerek, “Ancak çalışmalarımızı yalnızca kent merkeziyle sınırlı tutmuyoruz. Nusaybin’in mezralarla birlikte 85’e ulaşan kırsal yerleşim alanı bulunuyor. Bu bölgelerde yaşayan kadınlara yeterince ulaşamadığımızı biliyoruz. Bu nedenle kadın kenti çalışmalarını kırsala da taşımayı hedefledik. İki farklı bölgeden iki köyü pilot bölge olarak belirledik. Bu köylerde kadın çalışmalarını yoğunlaştırarak elde edilen deneyimi diğer kırsal mahallelere yaymayı amaçlıyoruz. Kadın Yaşam Merkezi açıldığında ilk üç ay boyunca neredeyse hiç başvuru alamadık. Bunun bir nedeni görünürlüğün yetersiz olmasıydı. Ancak asıl neden, kadınların yıllar boyunca biriken sorunlarının artık çözümsüz olduğuna inanmasıydı. Sorunlar adeta kronikleşmiş, kadınlar çözüm aramaktan uzaklaşmıştı. Bu tabloyu değiştirebilmek için Mardin Barosu ile hukuki danışmanlık protokolü imzaladık. Bu sayede çok sayıda kadın hukuki destek alma imkânı buldu” şeklinde konuştu.   'Ev ev çalışma modeli sonuç verdi'   Kadın Dayanışma Merkezi’ne yönelik düşük başvurular sonrası sahaya yönelen çalışmalarla birlikte ev ev ziyaretler ve birebir temas yönteminin benimsendiğini belirten Gülbin Şahin, “Benzer şekilde, başlangıçta psikologlarımıza da başvuru yapılmazken zamanla sahaya çıkan arkadaşlarımızın yürüttüğü çalışmalar sonuç vermeye başladı. Kadınların merkeze gelmesini beklemek yerine biz kadınlara gitmeye başladık. Ev ev dolaşarak broşürler dağıttık, çalışmalarımızı anlattık ve birebir temas kurduk. Bunun sonucunda kadınlar Kadın Dayanışma Merkezi’ni bir çözüm odağı olarak görmeye başladı. Başvurularda ciddi bir artış yaşandı. Elbette bu yeterli değil. Merkezlerin tanınırlığı hâlâ istenilen düzeyde değil ve bunun eksikliğini hissediyoruz. Ancak havaların düzelmesiyle birlikte çalışmalarımızı bina içine sıkıştırmak yerine sahaya taşıdık. Şu an arkadaşlarımızın tamamı aktif olarak mahallelerde ve yaşamın içinde çalışma yürütüyor. Çünkü biliyoruz ki kadınlara ulaşmanın yolu, onları kurumlarda beklemekten değil, yaşam alanlarında yan yana gelmekten geçiyor” dedi.   Yeni yaşam ve mekân tartışması   Gülistan Sönük ise kentlerin imar, mimari, ekoloji, su ve konut politikalarıyla birlikte erkek egemen bir anlayışla inşa edildiğine dikkat çekerek, “Bugün baktığımızda kentlerin erkek ideolojisiyle inşa edildiğini görüyoruz. Bunu yaşamın her alanında görmek mümkün. İmar politikalarında görüyoruz, mimaride görüyoruz, ekolojik yıkımda görüyoruz, su politikalarında görüyoruz, konut politikalarında görüyoruz. Aslında kentlerdeki bütün yaşam erkek ideolojisiyle kuşatılmış durumda. Bu durum özellikle mekânsal açıdan da kendisini çok açık biçimde ortaya koyuyor. Tam da bu noktada bizim itirazımız vardı. Her şeyin erkek ideolojisiyle inşa edildiği bir yaşam ve mekâna karşı kadın kentlerini ilan etme ihtiyacı duyduk. Bunu yaparken de yalnızca mekânı değiştirmeyi değil, aynı zamanda bu mekânları üreten zihniyeti dönüştürmeyi hedefledik. Bugün bir yer kadın kenti olacaksa o kent temiz olmalıdır. Bir kent kadın kenti olacaksa orada yaşayan bütün halkın temiz suya erişimi sağlanmalıdır. En temel yaşam kaynağı olan suya erişim güvence altına alınmalıdır. Bir kent kadın kenti olacaksa ekolojiye duyarlı olmalıdır. Ulaşım ve trafik politikaları da buna göre düzenlenmelidir. Aslında bugün kentlerde yaşadığımız birçok sorunun temelinde, bu kentlerin erkek egemen anlayışla inşa edilmiş olması yatıyor” ifadelerini kullandı.   'İnşa süreci kadınlarla birlikte yürütülecek'   Kadın kentlerinin yalnızca belediyeler eliyle değil, kentte yaşayan tüm kadınların katılımıyla inşa edileceğini vurgulayan Gülistan Sönük, “Bu nedenle kadın kentleri nasıl olmalıdır sorusunu tartışıyoruz. Kadın kentleri kararını almadan önce bulunduğumuz her yerde, adı geçen bütün kentlerde; siyasi görüşüne, dini inancına, yaşına bakmaksızın farklı alanlarda çalışma yürüten kadınlarla bir araya geldik. ‘Bu kent kadın kentiyse nasıl olmalıdır?’ sorusunu birlikte tartıştık. Bu planlamayı, bu tartışmayı ve bu inşayı da yine kadınlarla birlikte yürütmeyi hedefliyoruz. Çünkü bu yalnızca yerel yönetimlerin ya da belediyelerin yapacağı bir çalışma değil. Bugün sadece belediyeler değil, yaşamın bütün alanları eril ideolojiyle yönetilmeye çalışılıyor. Biz de tam bu noktada erkek egemen ideolojik ittifaka karşı kadın dayanışmasını ve kadın ittifakını nasıl güçlendirebileceğimizi tartıştık. Kadın kentleri kararına giden süreçte yürütülen bütün tartışmalar ve ortaklaşmalar bu kentlerde yaşayan kadınlarla birlikte gerçekleştirildi. Bu kentlerin inşası da yine kadınlarla birlikte olacak. Elbette belediyeler öncü bir rol üstlenecek ancak süreç yalnızca belediyelerle sınırlı olmayacak. Bu kentlerde yaşayan bütün kadınların katılımıyla yürütülecek” diye kaydetti.   'Beş kent pilot uygulama kapsamında belirlendi'   Gülistan Sönük, pilot uygulamanın yalnızca bahsedilen kentlerle sınırlı olmadığını, tüm yerleşimlerde kadın özgürlüğüne duyarlı kentler oluşturma hedefinin sürdüğünü belirterek, “Kadın kentleri çalışması kapsamında ilk etapta beş kent üzerinde durduk. Bunu yaparken bölgesel dengeleri, kentlerin tarihsel arka planını ve toplumsal hafızasını da göz önünde bulundurduk. Cizre, Nusaybin ve Amed bu kentlerden bazıları. Bu kentlerin mücadele tarihi, kadın hafızası ve toplumsal birikimi bizim için önemli ölçütler oldu. Ancak bu, çalışmaların yalnızca bu kentlerle sınırlı kalacağı anlamına gelmiyor. Diğer kentlerin erkek egemen anlayışla yönetilmeye devam edeceği gibi bir durum söz konusu değil. Bu kentler yalnızca pilot uygulama alanları olarak belirlendi. Yönetimde olduğumuz bütün yerlerde, yaşadığımız bütün kentleri kadın özgürlüğüne duyarlı, kadınların ihtiyaçlarını ve taleplerini esas alan kentler hâline getirme çabamız sürecek” şeklinde konuştu.