Dr. Feyza Akınerdem: İnsanlar barış hikayesiyle özdeşleşebilmeli 2026-06-17 09:06:12   Melek Avcı   İSTANBUL - Barış siyasetinin toplumsallaşması için insanların gündelik yaşamına dokunması gerektiğini söyleyen Feyza Akınerdem, kadınların eşit yurttaşlık, güvenlik ve demokratik katılım talepleri karşılanmadan toplumun ortak geleceğe güven duymayacağını belirtti.   Birçok Aydın Yazar aydın, yazar, siyasetçi ve sanatçının çağrısıyla İstanbul'da 13-14 Haziran’da ‘İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ düzenlendi. Konferansa gazeteciler, siyasi partiler, sivil toplum örgütlerinden izleyiciler katılarak yoğun ilgi gösterildi. İki gün süren konferansta toplam 8 oturum gerçekleştirilerek bu oturumlarda başlatılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ bağlamında Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin içinde bulunduğu çoklu krizler, muhalefete ve demokrasi alanına yönelik saldırılar, kadın haklarının gaspı, barış ve demokratikleşme üzerine birçok konuda tartışma yürütüldü.   Konferansın ilk gününde Akademisyen Feyza Akınerdem, "Kürt Meselesinin Yeni Anlatıları: Birlikte Yaşamanın Hikâyesi Nasıl Kurulur?" başlıklı bir sunum gerçekleştirerek, yeni sürecin 2015 Çözüm Süreci’nden farklılaştığı noktaları ve dinamikleri anlatarak, toplumsallığın öne çıkarılması vurgusu yaptı.   Konferansa ve yeni sürecin anlatılarına ilişkin Feyza Akınerdem sorularımızı yanıtladı.   ‘Yeni süreçte farklı anlatılar ve kavramlar öne çıkıyor’    “Kürt Meselesinin Yeni Anlatıları”nı derken iki temel noktaya vurgu yapmak istediğini belirten Feyza Akınerdem, yeni süreçte karşılarında yeni kavram setleri olduğunu söyledi. Feyza Akınerdem, “Birincisi, Kürt meselesinde aslında değişen, dönüşen bir çerçeveyi anlatmak önemli. Bir şey mesele olduğu zaman onu nasıl anlattığımız, hangi kavramları kullandığımız ve bunların nasıl hakikate dönüştüğü, hangi hakikatleri ortaya çıkardığı önemli. Türkiye'nin de aslında 100 yıllık tarihinde Kürt meselesi çeşitli aşamalar geçirdi. Bu son 20 yıllık iktidarın içerisinde ise ikinci çözüm sürecini şu anda yaşıyor. Birincisinde farklı anlatılar ve kavramlar öne çıktı.  Burada çok daha yerelden, demokrasi üzerine, insanların aktörleşmeleri ve kültürel hakları üzerine tartışma yürürken; bu dönemde daha makro, bölgesel ve dış politikaya bağlı bir hikâye kuruldu” diye belirtti.   ‘Ulusalcı bir güvenlik değil kapsayıcı bir güvenlik inşa edilmeli’   Gelecek kavramının önemli olduğuna vurgu yapan Feyza Akınerdem, “Bu süreçte bize en yeni olan kavram tam da gelecek kavramıdır. Bu gelecek kavramının da altında güvenlik kavramı var. Çünkü güvende olmak, güvende hissetmek ve güvenlik politikalarının revize edilmesi bütün dünyanın ihtiyacı. Sadece yerel bir ihtiyaç değil. Barış güvenlik ihtiyacı ile birlikte geliyor. Ya bunu olumlu da değerlendirebiliriz, olumsuz da. Mesela birinci çözüm sürecinde güvenlikçi anlayış çok eleştiriliyordu. Ama şimdi hem ulusal hem bölgesel hem uluslararası güvenlik meselesinin de ortak bir mesele olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla ortak gelecek kuracaksak bu ortak geleceğin aynı zamanda hepimiz için güvenli olması gerekiyor. Bu güvenlik sisteminin, rejiminin yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Yani bir ulusçu, ulusalcı bir güvenlik değil daha kapsayıcı bir güvenlik, güven duygusu, güvende hissetme duygusunun olması gerekiyor. Bence en önemli değişim burada” sözlerini kullandı.   Ortak yaşamda koşulları eşitlemek ve barış hali   Birlikte yaşamın toplumların bir gerçekliği olduğunu söyleyen Feyza Akınerdem, inşaya geçmesi için ise toplumun barış haline geçmesi gerektiğini belirtti.  Feyza Akınerdem şunları belirtti: “ Birlikte yaşam vardır ve gerçektir. Bizim gerçeğimiz birlikte yaşam. Ayrı yaşamıyoruz. 100. yılını devirmiş bir ulus devlet ve bu 100 yıl içerisinde çatışmalarla, çelişkilerle, zorluklarla da olsa aynı sınırlar içinde yaşıyoruz. Bu sınırlar, o dikenli teller ve o sınır kapıları inşa edildiğinden beri biz beraber yaşıyoruz zaten. Ama tabii ki bu sınırların çizilmesinde ortaya çıkan mağduriyetler, şiddet; ya da tanımlanması içerisinde dışlanmalar ve boşlukta bırakılmalar, yok sayılmalar, sessizleştirmeler her zaman bu yüzyıl içerisinde kendine çeşitli alanlar ve yerler buldu. Şiddetin de yükseldiği,  mağduriyet anlatısının da yükseldiği, siyasi özneleşmenin de çeşitlendiği dönemler yaşadık. Özellikle barış süreçleri yeni siyasi özneleşmeler için önemli. Dolayısıyla herkesin öznel yaşam alanının tanındığı, görüldüğü, birinin varlığının diğerinin yokluğuna koşul olmadığı bir ortamdır barış hali. Barış hali, artık bunun tartışılmadığı bir haldir. O hale geldiğimiz zaman ortak yaşamı inşa etmiş olacağız. Ortak yaşam var ama yaşamın koşulları eşit değilse o koşulları eşitlediğimiz zaman biz demokratik bir ortak yaşamdan bahsedebiliriz. Hiyerarşik bir ortak yaşam, ezme ezilme ilişkisi içerisinde bir ortak yaşam, yok sayılma içerisinde bir ortak yaşam tabii ki mümkün değil.”   ‘Kadın yurttaşlık hareketine ihtiyacımız var’   Cumhuriyetin ilk yüzyılında kadıların ‘modern kadın’ sembolüne günümüzde ise ‘geleneksel kadınlık rolleri’ üzerinden iki tanımdan birine sıkıştırılıldığına vurgu yapan Feyza Akınerdem, ortak yaşamda kadınların rolünün önemli olduğunu ifade etti. Feyza Akınerdem, “ Cumhuriyet ilk yüzyılında, Türkiye'de kamusal hayatın içerisinde kadının varlığı, kadının eşit yurttaş olmasını sağlamadı. Bu önemli. Bu durum yaşam tarzından, inancından, etnisitesinden, mezhebinden bağımsız olarak ortaya çıktı. Oysa biz ortak bir kadınlık deneyimi yaşıyoruz. Bu ortak deneyim ise eşit olmama halimizdir. O eşit olmama halimizden eşit olma haline doğru bir kadın yurttaşlık hareketine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de giderek zayıflayan giderek güçsüzleşen, elindeki güçlenme kaynaklarının da örneğin nafaka gibi elinden alındığı bir rejim içerisindeyiz. Kadınların güçsüz olduğu bir ortamda demokrasi, demokrasinin olmadığı bir ortamda eşit yurttaşlığın olmadığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin olmadığı bir yerde ise eşit yurttaşlık olmaz. Demokrasinin olmadığı bir ortamda da eşit yurttaşlık olmaz.Demokrasi eşit katılımı gerektirir. Kadınların siyasete, karar alma mekanizmalarına eşit katılmadığı, masalara eşit koşullarda oturmadığı siyaset, barış, müzakere ve güvenlik mümkün değil” diye konuştu.   ‘O masada kadınların hakikati olmak zorunda’   Barış süreçlerinde en önemli hakikatin kadınların savaşlardan etkilenme biçimlerinin görünür kılınması olduğunu ifade eden Feyza Akınerdem, “Çatışmaların önemli bir tarafı kadınların hayatlarını doğrudan etkilemesi, çatışma-savaş anlatılarının önemli bir tarafı da kadınların hayatları nasıl etkilendiğinin hiç görünür olmamasıdır. Yani böyle bir paradoks vardır. Hem kadınlar çok derinden etkilenir hem de bu etki görünmez kılınarak şiddet ikiye katlanmış olur. Barış süreçlerinde de önemli bir çalışma, kadınların hakikatinin, kadınların savaş, çatışma, belirsizlikten kaynaklanan ağır iş yüklerinin, uğradıkları şiddet biçimlerinin, hayatlarındaki dönüşümün görünür kılınmasıdır. İçerisinde güvenlikçi politikaların çok yüksek olduğu, erkek siyasetinin önceliklerinin masada daha çok yer aldığı sistemler kalıcı ve kadınları kapsayan barış üretemez. O masada kadınlar, kadınların kurduğu anlatılar ve kadınların hakikatleri olmak zorunda” ifadelerini kullandı.   ‘Siyaset ve insan arasındaki yabancılaşma kalkmalıdır’   Süreç ve ortak barış inşası tartışılırken toplumun güvensizlik kaygısının hangi araçlarla giderilebileceği ve toplumun hangi ortak değerler etrafında inşaya katılabileceğine ilişkin Feyza Akınerdem, sürecin gündelik yaşamla bütünleşmesi gerektiğine işaret etti. Feyza Akınerdem şöyle devam etti: “ Biraz önce de söylediğim gibi yeni bir anlatı daha bölgesel ve uluslararası ölçeklere doğru genişliyor. Bölgesel ve uluslararası ölçeklere doğru genişledikçe de gündelik hayattan uzaklaşıyor. Şimdi böyle bir riski var. Daha güvenlikçi ve bölgesel, ulusal ve uluslararası ihtiyaçların ön plana çıktığı bir anlatı içerisinde aslında somut gündelik ihtiyaçların daha görünmez olduğu, sıradan vatandaşın anlamakta zorlandığı bir kavramsallaştırma, bir soyutlama, bir yabancılaşma yaşanıyor. Siyaset ve insan arasındaki bu yabancılaşmanın öncelikle ortadan kalkması lazım.   Barış siyasetinin toplumsallaşması ve insanların güvenmeleri için kendi gündeliklerine dokunuyor olması lazım. Ulusal, bölgesel ve uluslararası güvenlik insanların gündelik hayattaki güven duygusuna eğer dokunmazsa, onunla ilişkilenemezse, onunla özdeşleşemezse insanlar çok daha fazla endişe içinde yaşarlar. Kendilerinin yok sayılacaklarına, görülmeyeceklerine inanırlar ve bu Türkler, Kürtler Aleviler, Sünniler, kadınlar, erkekler, herkes için geçerli. Bütün gençler, Kürt ve Türk gençleri artık ortak bir şekilde geleceğe yönelik kaygı ve endişe taşıyorlar. Eğer onların gündelik ihtiyaçlarına dokunmazsa siz istediğiniz kadar küresel sistem, küresel gereklilikler, bölgesel dönüşümler anlatın, o insanlar bu sürece güvenmezler.”   ‘İnsanlar o hikayeyle özdeşleşebilmeli’   “Barış herkese anlatılmalı. Barış çok soyut bir kavram. İnsanların kolay kolay anlayacağı bir kavram değil” diye devam eden Feyza Akınerdem, “ Hem kavram setinin genişletilmesi gerekiyor hem de herkese;  Edirne'den Kars'a, Sinop'tan Mersin'e herkese anlatılması, herkesin kendinden kendi ihtiyacından bir şey bulabilmesi, o hikâye ile özdeşleşebilmesi gerekiyor. Diğer türlü yeni kutuplaşmalara,  yeni mikro çatışmalara dönüşebilir.Yani siz 'Barış inşa ediyorum' derken aslında kullandığınız, anlattığınız kavramlar yeni çatışmaları ortaya çıkarabilir. Nitekim biz 2015'te sürecin kesilmesi ile birlikte çok hızlı bir geri dönüş yaşadık toplumda. Bunu tekrar yaşamak istemeyiz. O yüzden herkesi kapsaması ve herkesi anlatılması gerektiğini düşünüyorum” dedi.   İnşanın ihtiyaçlarının tespiti ve uygulanması   Feyza Akınerdem sözlerini şöyle sürdürdü: “Cumhuriyetin kendi kavramları ve kendi vaatleri eşit yurttaşlığa dayalıdır. Bu eşit yurttaşlığın nasıl gerçekleşeceğine dair kadın politikalarının üretilmesi gerekiyor.  Kadınların evden daha kolay çıkabilmeleri, kadına yönelik şiddet politikalarının güçlü bir şekilde uygulanması, kadınların gündelik hayatını iyileştirici sosyal politikaların ortaya konması, savaş ekonomisinin ortaya çıkardığı refah seviyesi ile savaş ekonomisinin ortaya çıkardığı yoksullukların bir şekilde eşitlenmesi buraların yeniden düzenlenmesi gibi ihtiyaçlar var. Bu ihtiyaçlar güçlü araştırmalarla, analizlerle yerel politikalarla, belediyelerin, yerel yönetimlerin güçlenmesiyle, kayyum düzeninin kalkmasıyla, kent konseylerinin, kadın meclislerinin, mahalle meclislerinin güçlenmesiyle ve onların demokratik katılımıyla güçlenebileceğini düşünüyorum.”