Nafaka hakkına yönelik saldırıların nedeni: Aileci politikalar 2026-07-23 09:06:11   AMED- AKP iktidarının kadın kazanımlarını hedef alan politikalarını değerlendiren Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi avukatları, “Kadınları güvencesiz, nafakasız bırakarak şiddet dolu evliliklerde kalmalarını ve kaderlerine razı olmasını isteyen yaklaşım var” dedi.   Kadınların yaşamlarına ve kazanımlarına yönelik erkek egemen akıl saldırılarını her geçen gün derinleştiriyor. Geçtiğimiz süreçte Anayasa Mahkemesi (AYM) boşanan kadına verilen süresiz nafaka düzenlemesini iptal etti. Uyguladığı politikalar ile kadınları kamusal alandan uzaklaştıran, emeğinin karşılığını vermeyen iktidar, kadınların şiddet sarmalının içinde kalmasına neden oluyor.    Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi avukatları, nafaka hakkına yönelik saldırılarının amacına dair değerlendirmelerde bulundu.    2016’dan bu yana nafakaya yönelik saldırı sürüyor   Nafaka tartışmalarının 2016 yılında hazırlanan boşanma komisyonu raporu ile beraber derinleştiğini ve hedef alındığını dile getiren Hatice Demir, “Raporda, nafaka ödenmesinin yükümlülüğünün daha çok erkekte olduğu, süre belirtmeksizin devam etmesinin erkek mağduriyetine yol açtığı belirtildi ve bunun üzerinden kadınların aldığı yoksulluk nafakasına ciddi saldırılar başladı. ‘Kadınlar çok kısa süreliğine evli kalıyorlar ve uzun yıllar nafaka alıyorlar’ gibi bir algı oluşturuldu ve ne yazık ki hem ana akım medya hem dijital medyada bu çok ciddi bir taban buldu. Yapılan araştırmalar nafakayla ilgili iddia edilen hiçbir şeyin gerçek olmadığını gösterdi. Türkiye’de ‘boşanma yüzünden yoksulluğa düşen taraf daha kusurlu olmamak kaydıyla diğer taraftan geçimi için nafaka talep edebilir’ diye bir düzenleme var. Medeni kanun bir cinsiyet saptaması yapmıyor.  Yani kadın da muhtaçsa nafaka talep edebilir boşanma sonrası erkekte muhtaçsa yoksulsa talep edebilir. Kadınlar daha fazla yoksulluk nafakası talep ediyor bunun nedeni kadın yoksulluğu. Çünkü kadınlar evlenmekle iş gücünden çekiliyor, ev içerisinde bakım emeği ile ev içi işleriyle çok fazla emek harcıyorlar. Kamusal alanda çalışma becerilerinden yoksun bırakılıyorlar. Dolayısıyla hem bakım emeği hem ev içi işler hem çocukların getirdiği yük kadınları çalışma hayatlarından alıkoyuyor. Kadınlar istihdama katılamıyor. Bütün bunlar bir araya geldiğinde kadınlar boşandıklarında, ayrıldıklarında rahat iş bulamıyor istihdama katılamıyor. Bütün bunların temelinde aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatıyor” dedi.   ‘Nafaka ödemelerinin devletin garantörlüğünde olması gerekiyor’   “2 bin 97 tane dosya üzerinden araştırma yaptık ve boşanma aşamasında çocukların velayetinin yüzde 74’ü anneye veriliyor yüzde 17’si babaya veriliyor” diyen Hatice Demir, kadınların çocuklarını bırakacak ve istihdama katılacak olanakların olmadığının altını çizdi. Hatice Demir, “Çocuk bakımıyla baş başa kalan kadın gidip aynı zamanda çalışamıyor, çünkü Türkiye’de kreş imkanları Avrupa birliği standartlarının çok altında. Avrupa birliğinde 0-2 yaş arasındaki kreş imkanı yüzde 33 iken ki bu İskandinav ülkelerinde yüzde 60-70’lere çıkıyor, Türkiye’de ise yüzde 1 oranında. Dolayısıyla nafakanın boşanmanın bir sonucu olarak mali bir yükümü olarak erkekten talep etmesi dışında başka bir seçeneği kalmıyor. Nafaka oranlarının neredeyse tamamı açlık ve yoksulluk sınırının çok altında. Pazara gitme parasını ancak alabiliyorlar ki uygulamada çoğu kez mahkemenin hükmettiği nafakayı da tahsil edemiyorlar. Nafaka oranlarının asgari yaşam standartlarına uygun bir seviyeye çıkarılması gerekiyor. Nafaka ödemelerinin devletin garantörlüğünde olması gerekiyor. Çünkü devlet vergisini nasıl tahsil ediyorsa nafaka yükümlüsü kişiden nafakayı tahsil edebilir. Kadının mağduriyetini giderebilmek için eğer erkek ödemiyorsa devlet ödemeli sonra nafaka yükümlüsüne rücu etmeli ki bu tahsil edilemeyen nafaka sorunu çözülsün” ifadelerini kullandı.   ‘Şiddet dolu evliliklerde kalmalarını isteyen yaklaşım’   Hatice Demir, son olarak şu ifadeleri dile getirdi: “Kadın erkek arasındaki eşitsizlik uçurumu kapansın, eşit ücret alınsın, kadınlar bakım yükümlülüğünün altında ezilmesin, istihdama katılabilsin, ekonomik özgürlükleri olsun ve nafakaya muhtaç olmayacakları bir düzen olsun isterdik ama hakikatimiz ne yazık ki böyle değil. Kadın yoksulluğu bu kadar derinken nafaka hakkına dokunulmaması gerektiği kanaatindeyim. Özellikle Türkiye’de son 10-15 yıldır kadın kazanımlarına yönelik ciddi bir geriye gidiş var. İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye çekildi, şiddete karşı kadınların korunmasına yönelik tedbir ve mekanizmaları esnetildi, toplumda ciddi bir cezasızlık algısı oluşturuldu. Kadınların adalet erişimi yönünde ciddi bariyerler var. Kadınların haklarının geriye gitmesine yönelik tablo siyasal iktidarın mevcut programından bağımsız değil. Kadınları güvencesiz, nafakasız bırakarak şiddet dolu evliliklerde kalmalarını ve kaderlerine razı olmasını isteyen yaklaşım var. Mesele o kadar trajik ki kadının yoksulluk nafakası tartışılıyor ama çocuklar için verilmesi gereken iştirak nafakasını da erkekler ödemek istemiyor. Erkekler ayrıldıkları kadını cezalandırmak için ödemeleri gereken o nafakayı ödemekten imtina ediyor. Kadınların aldığı nafakayı tartışacaklarına çocuklar ve kadınlar için hükmedilen nafakaların tahsili için mekanizmaların kurulması gerektiğini düşünüyorum” diye belirtti.   Aileci politikaların devamı olan saldırılar   Birçok ülkede kadınların nafaka hakkına erişiminin önünde engeller olduğunu belirten Cansel Talay ise,  “Hem Türkiye’de hem de birçok ülkede aileci politikalar arttı. Bunun bir ayağı olarak boşanmaların önlenmesi amaçlanıyor bunun da temel sebebi nüfus politikaları. Çünkü genç nüfus demek çalışacak kişi, para ve piyasanın dönmesi demek. Boşanmalar olmasın ve çocuk sayısı artsın istiyorlar çünkü Türkiye’nin doğum oranları düşüyor. Boşanmaların önlenmesi için nafakaların süreli olması, miktarının düşürülmesi, tahsilinin zorlaştırılması kadınların şiddet döngüsünün içinde kalmasına sebebiyet veriyor. Bu politika boşanmaların azalmasına ama şiddetin artmasına sebebiyet veriyor. Anayasa mahkemesi süresiz nafaka ile ilgili gerekçeli kararını yayınlamadı sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Her birimizi çok yakından ilgilendiren bir mesele” dedi.