Dilan Kunt Ayan: MGK şartı süreci zamana yaymanın aracına dönüştü 2026-10-12 09:07:24   Melek Avcı    ANKARA- Meclis’ten geçen çerçeve yasanın MGK kararı gerekçesiyle bekletilmesini eleştiren DEM Partili Dilan Kunt Ayan, “Bir yandan bütün gözleri adaya çevirmek ama bir yandan da Sayın Öcalan'ın koordinatörlüğünü yapacağı komisyonu hayata geçirmemek büyük bir çelişki” dedi.   Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla başlatılan Barış ve Demokratik Toplum sürecinde, silah bırakma ve dönüşlerin hukuki zemine kavuşturulmasına ilişkin müzakereler sürüyor. Sürecin üzerinden iki yıl geçerken, 10 Ağustos'ta Meclis'ten 467 milletvekilinin kabul oyuyla geçen çerçeve yasa, yürürlüğe girmesi için öngörülen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı şartıyla iktidarın rafında bekliyor. Meclis'in yeni yasama yılına başlamasına ve MGK'nin toplanmasına rağmen yasanın uygulanmasına ilişkin herhangi bir adım atılmadı. Öte yandan, edinilen bilgilere göre; dönüş için hazırlıklarını tamamlayan bir grup gerilla bulunuyor. Ancak yasal düzenlemenin yürürlüğe girmemesi nedeniyle söz konusu grubun dönüşü gerçekleşemiyor. Silah bırakma sürecinin hukuki güvencelerinin oluşturulmaması ve iktidarın somut adımları hızlandırmaması eleştirilerin odağında.    Özellikle Abdullah Öcalan'ın koordinatörlüğünde çalışması öngörülen Barış ve Siyasallaşma Komisyonu'nun hayata geçirilmemesi, Meclis bünyesinde süreci izleyecek bir komisyonun oluşturulmaması ve mevcut hukuki kararların uygulanmaması süreci istenilen hıza sokamıyor. Tüm bu tartışmalar devam ederken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Dilan Kunt Ayan, yasanın bekletilmesini, iktidarın sürece yaklaşımını, Abdullah Öcalan'ın rolünü ve kadınların barış sürecine katılımını değerlendirdi.   ‘MGK onayı teknik bir işleyişti, kötü kullanıma dönüştü’   Yasanın yürürlüğe girmesinin MGK kararına bağlanmasının teknik bir düzenleme olarak öngörüldüğünü ancak bunun süreci geciktiren bir uygulamaya dönüştüğünü belirten Dilan Kunt Ayan, “Milli Güvenlik Kurulu’nun onayının kötüye kullanıldığını görebiliyoruz şu aşamada. Çünkü Milli Güvenlik Kurulu’nun onayı ne demekti? Elbette ki hareket yönetimi ile devletin belli başlı dönemlerde görüşeceği, silah bırakma işleminin nasıl gerçekleşeceğine dair teknik bir işleyişti. Burada politik ya da siyasi bir şey yok. Teknik olarak silah bırakma işlemleri nasıl olacak, bu silahlar nereye bırakılacak, nasıl işlemler yapılacak, nerelerde olacak gibi teknik unsurların MGK ve hareket yönetimi üzerinden ele alınarak bir karara bağlanması ve haliyle de teknik işlerin aktarımı yapıldıktan ve silahların bırakıldığına dair bir karar alındıktan sonra yasanın yürürlüğe girmesi bekleniyordu” dedi.   ‘Sürece sakat bir yaklaşım var’   Yasanın 1 Ekim’e kadar yürürlüğe girmesini beklediklerini ancak MGK toplantısından da karar çıkmadığını belirten Dilan Kunt Ayan, “Şimdi bu neye yol açıyor? Bu yasa neden yapıldı? Çünkü 2 yıllık bir sürecin en nihayetinde bir yasaya, hukuka ihtiyacı vardı. Bir yasaya ihtiyacı vardı. Bu, böyle dönecek olanların sınırdan geçip ailelerine kavuşmasını beklediğimiz bir mücadele hattı değil. Mücadele hâlen sürüyor, sadece yöntemi değişti ve yöntemi değiştiyse bunun bir hukukuna ihtiyaç vardı. Bu yasayı da biz bir giriş yasası olarak nitelendirdik. Fakat en nihayetinde bazı yaklaşımları fark ediyoruz. Sanki silah bırakılacak, herkes dönecek, ailesine kavuşacak, hiçbir şey olmamış gibi yürütülecek bir süreçmiş gibi lanse edilen bir durum da var. En nihayetinde 10 Ağustos’ta 467 milletvekilinin oyu ile Meclis’ten geçen yasa da bu hukuktu. Mücadelenin silahla değil, demokratik siyasetle yapılmasının önünü açan bir zemindi. Fakat buna, sanki sınırdan geçip evlerine gelecekler, silahı da hemen oraya, yanı başlarına bırakıp gelecekler gibi teknik ve bu kadar kaba bir yerden yaklaşmanın kendisi de doğru değil. Bunu, sürece yaklaşımda bir sakatlık olarak da görebiliriz” diye konuştu.   ‘Yasa diyalog ve müzakere zemini içindi’   Bu sürece doğrudan “barış süreci” diyememelerinin nedenlerinden birinin bu olduğunu ve süreç adım adım ilerletilirken iktidarın hâlâ kaba yaklaşımını sürdürdüğünü belirten Dilan Kunt Ayan, “Bizim bahsettiğimiz, demokratik siyaset yürütenlerle Kürt kimliğini başka türlü yöntemlerle arayanların ortak bir demokratik siyasette buluşabilmesinin yol ve yöntemlerini bulabilmektir. Sadece dağdan gelenler için söylemiyoruz bunu. Türkiye’de Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi için mücadele eden herkese uygulanan bir durumdu. Bu yasa, artık Kürt meselesinin rahatlıkla demokratik siyasetle bir çözüme kavuşması için diyaloğun, müzakerenin oluşacağı bir zemin içindir. Fakat maalesef ki 10 Ağustos’un üzerinden 2 ayı aşkın bir süre geçti. Meclis açıldı. Hâlen ve hâlen böylesi bir durumun olmadığını görebiliyoruz. Elbette ki bu durumun olmayışı, bizim mücadeleden vazgeçeceğimizin veya bir bekleyiş içerisinde olacağımızın bir göstergesi olmaz” sözlerini kullandı.   Bekle-gör politikasına karşı mücadele zemini yaratmak   Fakat tüm bu süreçte devletin adım atmamasının mücadeleden vazgeçecekleri anlamına gelmediğini vurgulayan Dilan Kunt Ayan şunları söyledi: “Hiçbir zaman mücadele ettiğimiz zeminler hazır gelmedi. Bizler hep emekle, mücadeleyle, direnişle bu zeminleri kazandık ve şimdi de böyle olacak. Devlet hiçbir zaman mücadele etmeye müsaade etmek ya da yasa yapmak gibi bir şey sunmadı. Biz mücadele hattını örerek bunu devam ettirdik. O yüzden devletin bunu ağırdan alması, adım atmaması, bizim açımızdan bu mücadelenin bittiğini göstermez. Tam aksine, bunu mücadeleyi daha da büyüteceğimizin bir göstergesi olarak görmek gerekiyor. O yüzden sürekli beklemekten, sürekli çağrı yapmaktan, sürekli ‘adım atmıyorlar’ demekten ziyade, ‘Biz mücadele hattımızı nasıl büyütebiliriz, ağımızı nasıl öreriz?’ sorularına yanıt aramak ve buna giden yolları örmek gerekiyor. Bir diğeri ise Milli Güvenlik Kurulu’nun kararı olmaksızın bile atılabilecek birçok adım var. Bu da bizim mücadele noktalarımızı gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nin önünde hem tutsak yakınlarından hem siyasi partilerden hem de sivil toplumdan, idare ve gözlem kurullarının keyfî uygulamalarına karşı ciddi anlamda sesler yükseltildi. Bu, tam da mücadele hattının devam ettiğinin bir göstergesidir. Yürütme erki her fırsatta bunları aksatan bir yerde fakat bizler de olması gerektiği yerde bu mücadele hattını yükselterek devam ediyoruz. Bizler hiçbir zaman devletin bize sunacağı adımlarla mücadele hatlarımızı büyütmedik.”   ‘Yürütme kararları hayata geçirmiyor’   Yine MGK kararı beklenmeden AİHM ve AYM kararlarının uygulanabileceğini, kayyım uygulamalarının sonlandırılabileceğini belirten Dilan Kunt Ayan, yürütmenin hem Meclis’ten geçen yasayı hem de yargı kararlarını uygulamamakta direndiğini söyledi. Dilan Kunt Ayan, “Türkiye’de yasamanın aldığı hiçbir karar maalesef yürütme erki tarafından hayata geçirilmiyor. 10 Ağustos’ta çıkan çerçeve yasa, yasamanın vermiş olduğu bir karar ama gelin görün ki yürütme bunu zamana yayan bir yerde. Aynı zamanda AİHM, AYM kararları, hukukun vermiş olduğu kararlar ama gelin görün ki yürütme bunları hayata geçirme konusunda hâlen direniyor. Mesela Adalet Bakanlığı’nın önünde de birçok açıklama yapılıyor, protestolar yapılıyor. Neden? Çünkü yürütmeye şu söyleniyor: ‘Ey yürütme, yasamanın vermiş olduğu, hukukun vermiş olduğu kararları hayata geçir.’ Bunların hepsi mücadele hatlarımızdır. Devleti adım atmaya zorlayacak olan şey bizim mücadelemizdir ve biz bu hattı da en nihayetinde sonuna kadar öreceğiz” dedi.   ‘Komisyonlar sürecin gereklilikleri için hamle yapmıyor’   Süreç kapsamında oluşturulan komisyonlara da değinen Dilan Kunt Ayan, “Oluşturulan komisyon 24 Ağustos’ta ilk toplantısını yaptı. Geçtiğimiz günlerde de ikinci toplantısını gerçekleştirdi. Fakat bu komisyonların hâlen sürecin gerekliliklerini yerine getirecek hamleleri ortaya koymadığını görüyoruz. İkincisi, Meclis’te bu sürecin izleyicisi olarak nitelendirmiş olduğumuz bir gözlem heyetinin hâlen kurulmadığını görüyoruz. Elbette ki bu konuda asli görev Sayın Kurtulmuş’a düşüyor. Defalarca bununla ilgili açıklama da yaptı ama hâlen ve hâlen bir komisyon kurulmuş değil. Bunlar için Milli Güvenlik Kurulu’nun kararına ihtiyaç yok. Bunlar, sürecin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için sürecin farklı ihtiyaçlarını giderebilecek komisyonlar, işleyişler. Bunların harekete geçirilmesi gerekiyor. Bunlar içerisinde elbette ki en önemlisi de onların Silahsızlanma ve Strateji Alt Komisyonu olarak, bizim ise Barış ve Siyasallaşma Komisyonu olarak nitelendirdiğimiz bir komisyon. Bu komisyonun başında, koordinasyonda elbette ki Sayın Öcalan’ın olduğunu söyledik. Kendileri de birkaç defa ifade etti. Fakat bunu sadece ifade etmekle olmaz” diye belirtti.   ‘Sayın Öcalan’ın koordinatörlüğündeki komisyon hayata geçirilmeli’   Barış ve Siyasallaşma Komisyonu’nun faaliyete geçirilmemesinin silahsızlanma sürecini de geciktirdiğini belirten Dilan Kunt Ayan, “Barış ve Siyasallaşma diyorsak, sürecin ana aktörü, dinamosu diyorsak, bu komisyonun harekete geçirilmemesinin kendisi bile yarın öbür gün MGK’nin vereceği kararı erteleyen bir yerde duruyor. Çünkü silahsızlanmayı kim sağlayacak? Sayın Öcalan. Bunun ne şekilde olacağını, nasıl ilerleyeceğini kim belirleyecek? Sayın Öcalan. Şimdi bir yandan buna dair her fırsatta açıklama yapan, bütün süreci silahsızlanmaya bağlayan fakat bunun ana yürütücüsünün olduğu komisyonu harekete geçirmeyen bir durum var ve burada bir tezat var. Bunu görmek gerekiyor. Bir yandan en ufak bir şeyde bütün gözleri adaya çevirmek, Sayın Öcalan’a yüklemek ama bir yandan da yürüteceği, koordinatörlüğünü yapacağı komisyonu hayata geçirmemek. Bu büyük bir çelişki. Eğer gerçekten de Barış ve Siyasallaşma Süreci’nin koordinatörlüğünü Sayın Öcalan’ın yürütmesi isteniyorsa o zaman bunun hayata geçirilmesinin bir an önce sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Komisyon toplumsal talepleri Meclis’e taşımalı’   Komisyonun faaliyete geçirilmesinin MGK kararını da hızlandırabileceğini belirten Dilan Kunt Ayan, “Bunların görevlendirmeleri yapılacak. Bunların pozisyonları belirlenecek. Bütün tıkanmaların önü açılacak ve bu, haliyle MGK’nin vereceği kararı da hızlandıracaktır. Ama orayı kapalı tutmak, orayı sıkı tutmak, orayı sadece aile görüşüyle, İmralı Heyeti’nin görüşüyle dar tutmak süreci zamana yayar ve enfekte eder. Rahmetli Sırrı Süreyya, ‘Hayırlı işler aceleye gelir’ derdi. Getirilmesi gerekir. Ama görüyoruz ki bu konuda hâlen bir zamana yayma durumu söz konusu. Elbette ki bizler de bunun siyasetini yapacağız. Çünkü biz Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin siyasetini yürütenleriz. Yine bu yeni dönemde beklentilerimizden biri, bir an önce Barış ve Siyasallaşma Komisyonu’nun hayata geçirilmesi ve Sayın Öcalan’ın koordinatörü olduğu komisyonun resmî olarak yürürlüğe konması. Bir diğeri ise Meclis’te bir komisyonun kurulması ve bu komisyonun da sadece izlemeyle sınırlı kalmaması. Çünkü bu komisyon önermeler yapacak. ‘Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü için şu şu yasalara da ihtiyaç var’ diyecek. Sadece Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü için değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi için de yasalara ihtiyaç var. Önermeler sunacak. Sivil toplumun görüşlerini yansıtacak. Toplumun, sahanın, halkın beklentilerini yansıtacak. Ve bunun için en iyi gözlem yerinin de Meclis olduğunu her fırsatta söyledik” diye konuştu.   ‘Kadın komisyonu kurulması için ısrarımız sürüyor’   Komisyonların oluşturulması aşamasında özgün bir kadın komisyonu kurulmasını da önerdiklerini ancak bunun karşılık bulmadığını belirten Dilan Kunt Ayan, “Bu, sadece kadınlar da yer alsın, temsili olarak olsun diye yapılan bir şey değil. Kadınların süreçlerde yer alması, hem barışın gelme ihtimalini artıran hem de farklı çatışmaların önüne geçen bir yerde durmuştur. O yüzden mutlak suretle bir kadın alt komisyonunun da oluşması gerektiğini ifade ettik. Fakat maalesef ki oluşturulan komisyonlarda bunun olmadığını gördük. Fakat biz bu ısrarımızdan vazgeçmiyoruz. Buna sadece kadınların dönüşlerinde, kadınların temel ihtiyaçları ya da kadınlara özgü ihtiyaçlar üzerine olacak diye bakmamak gerekiyor. Kadınlar bu sürecin yürütücüsüdür, ana aktörüdür. Yıllardır Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için kadınlar en ön saflardaydılar. Savaşın, çatışmanın bir an önce son bulması için en ön saflardaydılar. Şimdi de barış için sözünü kuran yerde en ön saflarda olmaları gerekiyor ve elbette ki bizler de bu komisyonlarda özgün bir komisyonun kurulmasına, kadınların sadece temsili olarak değil, sözleriyle yer almasına ve ana masada ana müzakereci aktörler olarak bulunmasına dair ısrarımızı devam ettireceğiz” dedi.