TJA ve DBP’den 27 Şubat açıklaması 2026-02-27 10:16:24   AMED - TJA ve DBP, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin pratikleşmesinin Kürt Halk Önderi Öcalan'ın özgürlük koşullarına bağlı olduğunu belirterek, iktidar ve devleti sorumluluğa davet etti.    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile Tevgera Jinên Azad (TJA)  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın 1'inci yılına dair yazılı açıklama yaptı.    DBP: Demokratik geleceğe dair stratejik bir perspektif    DBP'nin "27 Şubat çağrısının toplumsallaşması için demokratik reformların hayata geçirilmesi elzemdir" başlığı ile yaptığı açıklama şu şekilde: "Yaklaşık bir asırdır cetvelle çizilen sınırların, tekçi ulus-devlet anlayışının ve küresel güçlerin enerji-jeopolitik rekabetinin gölgesinde şekillenen Ortadoğu, bugün hâlâ tarihsel bir yol ayrımındadır. Yüzyıllar boyunca halkların, inançların ve kültürlerin bir arada yaşadığı bu coğrafya; sömürgeci politikalar ve kimlik inkârına dayalı devlet anlayışı nedeniyle derin fay hatlarıyla karşı karşıyadır.   Bu tarihsel eşikte, 27 Şubat 2025 tarihinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından yapılan 'Barış ve Demokratik Toplum' çağrısı, yalnızca Kürt sorununun çözümüne dönük bir irade beyanı değil; Türkiye ve Ortadoğu'nun demokratik geleceğine dair stratejik bir perspektif sunmuştur. Bu çağrı, çatışma zemininden demokratik siyasete geçişi esas alan, silahların susmasını ve demokratik toplumsal sözleşmenin inşasını hedefleyen tarihsel bir dönüm noktası olmuştur.   Aradan geçen bir yıllık süreçte, PKK'nin fesih kararı alması ve sınır ötesine çekildiğini açıklaması, sürecin tek taraflı bir beyan olmadığını; somut ve geri dönüşü zor adımlarla desteklendiğini göstermiştir. Bu gelişme, bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı bir dönemde barış lehine alınmış stratejik ve tarihsel bir tercihtir. Aynı süreçte ortaya konulan Demokratik Toplum Manifestosu ile Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Entegrasyon perspektifi, yalnızca Kürt halkı için değil; Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu halklarının ortak geleceği için kapsayıcı bir çerçeve sunmuştur. Bu yaklaşımın kurumsallaşması ve toplumsallaşması ise, sürecin öncüsü olan Sayın Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanmasını ve müzakere zeminlerinin güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.   Çözüm tarihsel bir sorumluluktur    Ne var ki bu güçlü iradeye rağmen, iktidar ve devlet cephesinde aynı düzeyde cesur ve dönüştürücü adımların atılmadığı görülmektedir. Sürecin kurumsal karşılığı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesindeki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu önemli olmakla birlikte, açıklanan rapor toplumun beklentilerini ve ortaya konulan çözüm perspektifini karşılamaktan uzak kalmıştır. Bugün gelinen noktada temel çelişki açıktır: Devlet ve iktidar söylem düzeyinde 'barış ve çözüm' vurgusu yaparken, bu söylemi hukuki, siyasal ve anayasal adımlarla tahkim etmemektedir. Oysa barış, yalnızca çatışmasızlık hali değil; demokratik hukuk düzeninin, eşit yurttaşlığın ve kimliklerin özgürce ifade edilebildiği bir siyasal zeminin inşasıdır. Çözüm ise ertelenebilecek bir taktik başlık değil, tarihsel bir sorumluluktur.   Birinci yıl dönümünde açıkça ifade ediyoruz; atılan adımların kalıcılaşması ve toplumsal güvenin güçlenmesi için somut düzenlemelere ihtiyaç vardır. Siyasal ve hukuki engellerin kaldırılması, demokratik siyasetin önünün açılması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve toplumsal barışı güvence altına alacak reformların hayata geçirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Demokratik Bölgeler Partisi olarak, barışın ve demokratik toplumun inşasının yalnızca bir kesimin değil, tüm toplumun ortak çıkarı olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle iktidarı ve devleti, ortaya konulan tarihsel kararlılığa uygun davranmaya; söylem ile pratik arasındaki mesafeyi kapatmaya ve süreci kalıcı bir toplumsal uzlaşıyla sonuçlandıracak adımları atmaya davet ediyoruz.   Tarihsel fırsatlar ya cesaretle değerlendirilir ya da ağır bedellerle kaçırılır. Çözüm için ortaya konulan irade ortadadır. Artık bu yaklaşımı kalıcı ve kurumsal bir zemine taşıma sorumluluğu iktidar ve devletin omuzlarındadır. Toplumsal inşa süreci, ortak geleceğimizin en güçlü teminatıdır."   TJA: Başka bir yaşam mümkün olduğu umudunu yeşertti    TJA'nın açıklaması ise şu şekilde : "Kürt Halk Önderi Öcalan'ın 27 Şubat 2025 'Barış ve Demokratik Toplum' çağrısı üzerinden bir yıl geçti. Çağrı, Türkiye'deki baskı ve şiddet politikalarının, antidemokratik uygulamaların doruğa çıktığı; kadınların, halkların Kürt karşıtı siyasetin yarattığı şiddet ve kaos ortamına hapsedilmek istendiği; umutsuzluk ve korkunun topluma yayıldığı bir süreçte, başka bir yaşamın mümkün olduğuna dair umudu, inancı ve cesareti yeniden yeşertti. Nitekim günde 6 kadının katledildiği, kadınlar özgürlükleri için mücadele ediyor diye hapsedildiği, yoksulluğun kadınlaştırıldığı, kız çocuklarının savunmasız bırakıldığı ve tüm bunların devletin karakteri olarak yerleşik politikalara dönüştürüldüğü zeminde, kadın özgürlüğüne dayalı demokratik bir sistem için çözüm yine bu çağrıda açığa çıktı. Toplumsal sorunların hukuki ve siyasi düzlemde çözülmesi gerektiği Öcalan'ın yıllardır Kürt sorununda işaret ettiği çözümdü. Ekim 2024 yılında hükümet ortaklarının 'Abdullah Öcalan gelip DEM parti grubunda konuşsun' söylemi de esasta çağrılarına, yıllardır aradığı muhataplığa bir cevap olarak; Kürt sorunun parlamentoda çözümü konusunda devlet tarafından, cumhuriyetin yüzyıllık ezberini bozacak nitelikte oldu.   Toplumu göreve çağırdı    Devamında 9 Temmuz 2025'te Kürt Halk Önderi Öcalan'ın videolu çağrısıyla PKK'nin ortaya çıkış koşulları ve fesih kararının gerekçelerinin açıklanması yeni bir mücadele döneminin ilanı niteliğindeydi. İnkâr ve imha boşa çıkarıldı şimdi sıra Demokratik Toplumun inşasında, dedi. Sorunun çıkış nedenlerine ve bir asra damgasını vuran savaş ve çatışma yüzyılına son vererek 21. yüzyılın 'barış yüzyılı' olabilmesi, Ortadoğu'nun merkezinde yer alan Kürdistan/Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için yeni bir mücadele hattı sundu. Ortadoğu'da son iki yüz yıldır sürekli çatışma ve kriz üreten Kürt-Türk ilişkilerinin eşit ve özgür yurttaşlık temelinde yeniden ele alınmasının ve Kürtler başta olmak üzere Türkiye'deki tüm kimlik, kültür ve inançların varlığının tanınarak özgürlüklerinin güvenceye alınmasının demokratik bir cumhuriyetin inşası ile mümkün olacağını belirtti.   Demokrasiye işaret eden 'Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK'nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir' çözümlemeleri bir yandan silahın yerini siyasetin ve hukukun almasını, meclisin de bu konuda sorumluluk üstlenmesini kapsıyordu. Diğer yandan böylesi bir sistemde kadınların, doğanın, Kürtlerin, inançların varlığının bizzat toplum tarafından savunulacağı, demokratik toplumun güvencesinde olacak özgürlüklerin yine bizzat toplum tarafından kurulacağı etkili yurttaşlığa çağrı niteliğindeydi.   Çünkü Barış ve Demokratik Toplum çağrısı sadece devlete yönelik bir çağrı değildi. Erkek egemen kapitalist sisteme karşı 'demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü' bir sistemin inşasında kadınları, halkları, toplumu göreve çağırıyordu. Bu görev, sosyalist olmanın ölçüsünü kadına yaklaşımla belirleyen ve 'kadınla nasıl konuşacağını bilmeyen sosyalist olamaz' diyen Öcalan'ın kadın yoldaşlığını da bir kez daha gösterdi. Demokratik toplumun inşasında kadınla konuşmayı gündelik bir pratik olmaktan çıkararak dilin, bütün toplumsal ilişkileri, siyaseti, ekonomiyi belirleyen unsur olduğu hakikatine kavuşturdu. Biz kadınlar da geçen bir yıllık süreçte, hayatlarımızı savunmak ve özgürleştirmek için, demokratik ulusun özgür yurttaşlarına dönüşmek için kendimizi, zihniyetimizi, örgütlenmemizi yeniden inşa ederek bu çağrıyı ve süreci sahiplendik. Böylelikle Kürt kadınların Türkiye'de ve Ortadoğu'da Kürt sorununun demokratik çözümünü kadınların özgürlük ve eşitlik sorunundan bağımsız görmeyen zihniyeti manifesto ile muazzam bir buluşma yaşadı. Sadece yol değil, bu yolda nasıl yürüneceği de toplumla, kadınlarla buluştu. Ancak bizler açısından buluşma henüz tamamlanmadı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin pratikleşmesini, amacına denk sürdürülmesini, Kürt halkının özgürleşmesini, Ortadoğu halklarının eşit ve özgür yaşamasını Kürt Halk Önderi Öcalan'ın özgürlük koşullarına, toplumla mutlak buluşmasına bağlı görüyoruz. TJA olarak sürecin başarıya ulaşması ve gerçek bir barışın sağlanması için özgürlük koşullarının bir an önce sağlanması çağrısında bulunuyoruz. Sadece kadınlar değil demokrasiye, özgürlüklere, eşitliğe ömrünü adamış herkes Kürt Halk Önderi Öcalan'ın çözümlemelerinden sorumluluk çıkararak yola devam ediyor. Geçen bu bir yıl içinde PKK çağrıya olumlu cevap verdi. 12. Kongresini toplayarak kendisini feshetti ve 11 Temmuz 2025'te Besê Hozat'ın öncülüğünde 30 gerilla silahlarını imha ederek demokratik siyasete katılmaya hazır olduklarını ifade etti. Yine 26 Ekim 2025 tarihinde bir grup gerilla Türkiye'den geri çekildiklerini açıkladı ve koşullar oluştuğunda demokratik siyasete katılacaklarını belirtti.   Meclis sorumluluğunu yerine getirmelidir    Böylesine tarihi gelişmelerle birlikte, aradan bir yıl geçmesine ve devam eden diyaloglara rağmen demokratik siyaset kanallarının henüz açılmayışı, Meclis'te kurulan Komisyon'un etkili ve pratik bir seyirde çalışmalarını sürdürmeyişi, hükümetin sorumluluklarını ağırdan alması toplumda sürece dair güvensizlik oluşturdu ve güçlü bir desteği engelledi. Her ne kadar Komisyon 18 Şubat 2026 tarihinde raporunu tamamlayarak parlamentoda gerekli hukuki düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunmuş olsa da adımların tek taraflı olması, devletin somut herhangi bir hukuki ve siyasi adım atmaması hali henüz kırılamadı. Hiç kuşkusuz Ocak 2026'da Suriye geçici hükümetinin Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Bölgesi'ne dönük saldırıları, komşu ülkelerin ve hegemonik güçlerin bu saldırılardaki rolü güvensizliği derinleştirdi. Ancak Kürt Halk Önderi Öcalan'ın demokratik çözüm perspektifi ile müdahale ederek oynadığı rol, siyasi müzakerelerle Rojava'daki Kürt varlığının, kazanımlarının ve kadın sisteminin yeniden korunaklı bir alana çekilmesini sağladı. Türkiye'de Kürtlerle barış konuşulurken Rojava'da Kürt varlığına dönük saldırıların hayata geçirilebiliyor oluşu bizlere bir kez daha şunu gösterdi; aynı zamanda özsavunma anlamına gelen demokratik toplum, bütün mekanizmalarıyla kurumsallaşmadıkça başta Kürtler ve kadınlar olmak üzere tüm toplumsal kesimler her zaman katliam riskiyle karşı karşıya bırakılacaklar. Halbuki tam da şimdi barış için diyaloglar devam ederken, devletin on yıllardır kutuplaştırılan, kutuplaştırıldıkça toplumsal sorunları derinleşen Türkiye halkları için en acil görevi, Kürtlerin kimlik ve kültürleriyle; kadınların özgür iradeleriyle, inançların kırım tehdidi, toplumun tüm kesimlerinin tahakküm ve hiyerarşi olmaksızın yaşama katılabilmelerinin hukuki ve siyasi düzenlemelerini yapmaktır. Savaş ve şiddetin son bulması, sahici ve onurlu bir barış inşası için Meclis'in üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Ve artık kaybedecek zaman kalmamıştır.   Sonuç olarak, Kürt Halk Önderi Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın ikinci yılında kadınlar olarak demokratik toplum inşasının kadın öncülüğünde gelişmesi, kadın özgürlüğünü esas alan komünal, demokratik, sosyalist bir toplum için ideolojik, politik ve pratik olarak öncülük rolümüzü oynamanın önemini daha net görüyoruz. Barış masasındaki gücün toplumsal örgütlülükle büyüyeceğinin bilincindeyiz. Bu temelde Kürt sorununun demokratik çözümü, barışın mümkün olması, devletin üzerine düşen gerekli hukuki ve siyasi adımları atması için mücadelemizi zihniyette ve eylemde yükseltirken; sürecin başarıya ulaşması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz."