‘Statü süreci bir an önce başlatılmalı’ 2026-05-07 09:04:32      Elfazi Toral-Devrim Fındık   İSTANBUL – Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından geçen süreçte somut ve yasal adımların atılmadığına dikkat çeken DEM Parti Kadın Meclisi Üyesi Nazmiye Ülker ile DEM Parti Ümraniye İlçe Eşbaşkanı Ayten Bingöl,  Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsü ve fiziki özgürlüğünün gündeme alınması gerektiğini belirtti.    Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından başlayan tartışmalar ve son dönemde yapılan açıklamalar kamuoyundaki yerini koruyor. Apocu Hareket Yönetimi’nin, PKK’nin 12’nci Kongresi’nin 5-7 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen yıl dönümüne ilişkin yaptığı açıklamanın ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Abdullah Öcalan’ın statüsünün ele alınması gerektiğini söyledi.    Sürece dair yaşanan gelişmeleri değerlendiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Üyesi Nazmiye Ülker ile DEM Parti Ümraniye İlçe Eşbaşkanı Ayten Bingöl, somut ve yasal adımlar atılmadan sürecin ilerlemeyeceğine dikkat çekti.   27 Şubat'ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı hatırlatan Nazmiye Ülker, geçen bir buçuk yılda devlet kanadından henüz herhangi bir somut adım atılmadığını vurguladı. “Meclis’te komisyonun kurulması, komisyonun yürüttüğü görüşmeler ve Meclis’teki diğer ailelerle, yani toplumun belli kesimleriyle yapılan temaslar kuşkusuz kıymetli ve önemlidir” diyen Nazmiye Ülker, “Komisyonun halkla bütünleşmesi, halkı sürece alıştırması ve nezdinde ortaklaştırması; ayrıca bazı gazetelerin dil ve üslubunu değiştirmesi konularında yeterli girişimde bulunulmadı. Oysa bunlar önemli hususlardır. Toplumu basın, Meclis ve komisyon aracılığıyla barış sürecine alıştırmak ve süreci anlatmak gerekir. Barış süreci hakkındaki düşünceleri ortaklaştırmak lazımdı fakat bunu yapmadılar. Geçmiş dönemde, örneğin Akil İnsanlar aracılığıyla, bu süreç halka çok daha fazla ulaştırılıyordu. Dil, üslup ve yaklaşım konusunda bir gevşeme vardı; doğrusu toplumu sürece daha fazla katabiliyorduk” dedi.   ‘Belli ki AKP, bu meseleyi bir seçim olasılığına kurban etmeye çalışıyor’    “Terörsüz Türkiye” söylemini eleştiren Nazmiye Ülker, “Kürt özgürlük hareketinin, silahların bırakılması ve silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi gibi çok önemli adımlar atmasına, süreç tıkandıkça yeni hamleler yapmasına rağmen; bu durum Türkiye cephesinde sadece söylemde olumlu karşılandı ancak pratik adımlar atılmadı. Süreci zamana yayma politikası izleniyor. Rapor sunulduğu dönemde ‘Ramazan Bayramı’ndan sonra’ denilmişti; ancak bayramdan sonra Meclis’te Sayın Bahçeli’nin çıkışlarıyla birlikte ‘Nisan’dan sonra’ denildi ve Nisan da geçti. Belli ki AKP, bu meseleyi bir seçim olasılığına kurban etmeye çalışıyor. Böyle bir yaklaşım sergilenmemeli. Bu kadar ağır bir sorunu seçime veya bir çıkara endekslemek Türkiye’nin yararına değildir. Türkiye’nin yararına olmayan bir konuyu gündemde tutup hiçbir adım atmamak kimse tarafından kabul edilemez. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve insanların kendilerini rahat ifade edebilmesi gerekir” diye konuştu.   ‘Alan açılmalı’   Kayyım politikalarına dikkat çeken Nazmiye Ülker, iktidarın Kürdistan’daki belediyeleri iade etmek ve kayyım politikasını durdurmak yerine, CHP’li belediyeleri de kapsayacak şekilde kayyım uygulamalarını hayata geçirdiğini belirtti. Kayyım operasyonları yürütülerek demokrasinin inşa edilemeyeceğini ifade eden Nazmiye Ülker, “Herkes Türkiye’nin demokratikleşmesi için çaba beklerken, bu çabaların tümünü zamana yayarak ve üslubu değiştirmeden yani ‘Kürt sorunu’ demeyip ‘terörsüz Türkiye’ diyerek bir yere varılamaz. Öncelikle terör kelimesini dillerinden çıkarmaları gerekir. Kimse bu sorundan dolayı durup dururken yola çıkmadı; bir sorun vardı ve bu sorunun aslını, çıkış nedenlerini kabul etmeden sadece sonuca bakarak kendi üsluplarıyla süreci zamana yaymaya çalışıyorlar. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Kürtler, dostları ve demokrasi isteyen hiç kimse bunu kabul etmez. Ortadoğu’nun yangın yeri olduğu bir dönemde meseleyi farklı noktalara çekerek ‘komple silahları bıraksınlar, gelsinler’ demek gerçekçi bir çözüm yaklaşımı değildir. Ortadoğu’da bu kadar kaos varken, Kürtlerin kendini savunma hakkını bile kabul etmeyen bir zihniyetle bu süreç yürütülemez.    Buna karşılık mücadele ve müzakereyi birlikte yürütmek gerekir. Demokrasi isteyen herkese görev düşmektedir; devleti sorunu çözmeye yakınlaştırmak için baskı yapılmalıdır. Meclis’e, sendikalara ve aydınlara iş düşüyor. Tarihte hiçbir sorun sadece ‘devlet çözecek’ denilerek çözülmemiştir. Bu sadece Kürtlerin sorunu da değildir; Türkiye’de ekonomi, kadın ve emek sorunları da mevcuttur. Ortadoğu yangın yeriyken Türkiye’de barışın sağlanması ve demokrasinin gelişmesi, bölge için büyük bir kazanım ve örnek teşkil edecektir. Türkiye bunu başarırsa, Ortadoğu’nun en büyük ülkesi olarak kendini ifade etme hakkına sahip olacak ve büyüyecektir. Devlet çekinmemeli ve Kürt sorununun adını koymalıdır. Silah bırakacak insanlar için yasal değişiklikler yapılarak; bu kişilerin kendilerini rahatça ifade edebileceği ve siyaset yapabileceği bir alan açılmalıdır” diye belirtti.   ‘Umut hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır’   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sürecin muhatabı olduğunu söyleyen Nazmiye Ülker, “Başmüzakereci olarak görülen Abdullah Öcalan’ın, sürecin başarıya ulaşması için cezaevi koşullarında değil; akademisyenlerle ve gazetecilerle temas kurabileceği daha uygun ve özgür koşullarda çalışması gerektiği vurgulanıyor. Hareketin yaptığı açıklama bu anlamda gayet yerindedir. Bir aktörü hem başmüzakereci olarak kabul edip hem de cezaevinde, kimseyle görüştürülmeden tutmak çelişkilidir. Statüsü belirlenmeden, yasal süreç işletilmeden ve dış dünyayla temas kurmasına izin verilmeden bu süreci yürütmek tek taraflı bir yaklaşım olur. Dört duvar arasında, kendini rahatça ifade edemeyen bir aktörle neyi, nasıl görüşeceksiniz? Sayın Öcalan kendi örgütüyle, akademisyenlerle veya siyasetçilerle görüşemiyor. Bazı öneriler sunmasına rağmen bunların hiçbiri yerine getirilmedi; ‘Umut Hakkı’ anayasal güvence altına alınmadı.  Devlet Bahçeli konuyu sürekli Meclis gündemine getiriyor ancak neden gereğini yapmıyor? Hepimiz bunu merak ediyoruz. Madem her hafta bu konuyu dile getiriyor, o halde bu süreci başlatarak gereğini de yapmalıdır. Pratiğe dökülmeyen konuşmalar bir süre sonra inandırıcılığını yitiriyor ve halkta güven sorunu yaratıyor. Eğer bir engel varsa, neden yapılamadığı samimiyetle açıklanmalıdır. Bahçeli’nin konuşmaları kıymetlidir fakat artık pratikte karşılık bulmalıdır; aksi takdirde bu durum toplumsal bir alışkanlığa dönüşür ve güveni zedeler” ifadelerini kullandı.   ‘Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü kesinlikle gündeme alınmalı’   Nazmiye Ülker, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün ve statüsünün sağlanması hayati önemdedir. Özgür olduğunda fikirlerini toplumla çok daha rahat paylaşabilecek ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için dört duvar arasındayken verdiği emeği daha ileriye taşıyabilecektir. Kendisi 27 yılı doldurup 28’inci yılına girmiştir ve hukuken ‘Umut Hakkı’nı çoktan kazanmış durumdadır. Ayrıca bu konuda uygulanması gereken AİHM kararları mevcuttur. Dünyadaki benzer sorunlar, muhatapların toplumla buluşturulması ve özgürlüklerine kavuşmasıyla çözülmüştür. Bu kadar büyük bir sorunu dört duvar arasındaki bir kişinin üzerine yıkarak çözmek mümkün değildir. Sonuç olarak; bugünkü çağrılar devlet nezdinde ciddiye alınmalı ve statü süreci bir an önce başlatılmalıdır. Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü kesinlikle gündeme alınmalı ve uygulanmalıdır.”   ‘Farklı görüşlerin bir arada yaşayabilmesi gerekiyor’    DEM Parti Ümraniye İlçe Eşbaşkanı Ayten Bingöl, sürece dair yasal adımların bir an önce atılması gerektiğini, yasal adımlar atılmadığı sürece tıkanıklıkların yaşanacağını vurgulayarak, “Bu doğrultuda yasal adımların atılması için de bizlerin biraz zorlaması gerekiyor. Ben bu sürecin barışa evrilmesini canıgönülden istiyorum. Birlikte yaşamayı her birimizin kabul etmesi lazım. Entegrasyon yasalarının uygulanabilmesi için herkesin bu sürece katılması gerekir. Eğer bir entegrasyon olacaksa ilk önce farklı görüşlerin birbirini kabul ederek bir arada yaşamayı öğrenebilmesi gerekiyor” diye konuştu.   ‘Sadece Kürtlerin barış istemesi yetmez’   Ayten Bingöl, sadece Kürtlerin barış istemesinin yetmediğini belirterek, “Toplumun tamamının bu sürece kendini katması gerekiyor. Sadece Kürtlerin istemesiyle barış bir yere evrilmez. Toplum, bir başkasının da acısını hissederek barış sürecine her anlamda katkı sunabilmeli” dedi. Hem cezaevindekilerin hem de dağdakilerin normal hayata dönebilmesinin yolunun yasalarla açılması gerektiğini ifade eden Ayten Bingöl, “Bir toplumla barışmak isteniyorsa bir kere ‘terör’ kelimesini hepimizin hayatından çıkarması gerekiyor. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın da barışa evrilebilmesi bu yüzden çok önemlidir” dedi.