İHD İzmir Şubesi: Gözaltında kaybetme insanlık suçudur 2026-05-17 17:40:26   İZMİR – İHD’nin 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nda gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbetinin açıklanması talep edildi.   İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası dolayısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleştirilen açıklamada, “Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, fail ve sorumluları koruyan cezasızlığa son verilsin, adalet sağlansın ” pankartı açılırken sık sık “Kayıplar bulunsun failler yargılansın”, “Zorla kaybetme insanlık suçudur” sloganları atıldı. Yapılan açıklamaya çok sayıda kişi katıldı. Basın metnini ise İHD İzmir Şube Eşbaşkanı Zilan Gümüş okudu.   ‘Gözaltında kaybetme insanlığa karşı suçtur’   1915 Ermeni soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamalarının, Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçeklik olduğunu ifade eden Zilan Gümüş, 1990’lı yıllarda sistematik hale gelen gözaltında kaybetmelerin yalnızca bireylere değil, toplumun tamamına yönelmiş ağır bir devlet şiddeti biçimi olarak hafızalara kazındığını söyledi. İnsanlar evlerinden, işyerlerinden, köylerinden, sokak ortasında gözaltına alındığını ve bir daha kendilerinden haber alınamadığını belirten Zilan Gümüş, “Geride bırakılan aileler ise yıllardır belirsizlik, yas ve adalet arayışı arasında yaşamaya mahkûm edildi. Aradan geçen bunca zamana rağmen hakikat ortaya çıkarılmadı. Etkin soruşturmalar yürütülmedi, sorumlular korunarak cezasızlık politikaları sürdürüldü. Gözaltında kaybetme; uluslararası insan hakları hukuku ve ceza hukuku bakımından ağır bir ihlal, ayrıca insanlığa karşı suç niteliği taşımaktadır. Zorla kaybettirilmeler, ‘BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’ sinin 5. Maddesine göre yaygın ve sistematik işlenmesinden dolayı insanlığa karşı işlenen bir suç olarak sayılmaktadır ve bu mahiyetteki bir fiil yürürlükteki uluslararası hukukun yaptırımlarına tabidir. Türkiye ısrarla hakikatle yüzleşmemekte ve  söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınmaktadır. BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile etkili başvuru hakkını güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye hakkında verdiği çok sayıdaki karar da gözaltında kaybetmelerde etkili soruşturma yürütülmemesini ağır hak ihlali olarak tanımlamıştır” dedi.   ‘İHD kayıp yakınlarının sesini duyurmak için mücadele ediyor’   Türkiye’de hukukun, çoğu zaman hakikati ortaya çıkarmanın değil, cezasızlığı korumanın aracına dönüştürüldüğünü dile getiren Zilan Gümüş, bunun en ağır örneklerinden birinin, yakın zamanda Dargeçit davasında yaşandığını hatırlattı. Dargeçit dosyasının da tıpkı Vartinis ve Kulp davaları gibi ailelerin ve insan hakları savunucularının yıllara yayılan mücadelesine rağmen zaman aşımına uğratıldığını kaydeden Zilan Gümüş, “Kurulduğu zamandan bu yana İnsan Hakları Derneği, gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesinin en temel öznelerinden biri olmuştur. İHD; kayıp başvurularını belgeleyerek kamuoyuna duyurmuş, dava süreçlerini takip etmiş, cezasızlık politikalarına karşı hukuk mücadelesi yürütmüş ve kayıp yakınlarının sesinin duyulması için yıllardır kesintisiz bir dayanışma hattı örmüştür. Gözaltında kaybedilen kişilerin akıbetinin ortaya çıkarılması, faillerin yargılanması ve devletin geçmişle yüzleşmesi yönündeki çağrılarını ulusal ve uluslararası mekanizmalara taşımıştır. İstanbul, Diyarbakır, Batman, İzmir, Urfa, Yüksekova ve pek çok kentte, İHD ve  kayıp yakınları tarafından adalet talebiyle her cumartesi oturma eylemleri düzenlenmektedir. İHD’nin yürüttüğü bu mücadele, yalnızca kayıpların bulunması için değil; aynı zamanda toplumsal hafızanın korunması, cezasızlığın son bulması ve bir daha benzer ihlallerin yaşanmaması açısından da önemli bir insan hakları mücadelesidir” ifadelerini kullandı.   ‘Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın’   Gerçek bir toplumsal barışın, ancak geçmişte işlenen ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşildiğinde mümkün olacağını vurgulayan Zilan Gümüş, hakikatin açığa çıkmadığı, adaletin sağlanmadığı ve cezasızlığın sürdüğü bir yerde kalıcı barış kurulamayacağını vurgulayarak taleplerini şu ifadelerle sıraladı:   "*Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın.   *Zorla kaybetme suçu Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak açık biçimde düzenlensin.    *Tüm gözaltında kayıp dosyalarında cezasızlık uygulamalarına son verilsin.    *Sorumlular bağımsız ve etkin soruşturmalar sonucunda adalet önüne çıkarılsın.    *Galatasaray Meydanı’ndaki anayasa ve hukuk dışı mekân yasağı ile sayı sınırlamasına derhal son verilsin, Cumartesi İnsanları taleplerini özgür bir şekilde getirebilsin.    *Türkiye, Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın, onaylasın ve etkin biçimde uygulasın.   *Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorla kaybetmelere ilişkin kararları eksiksiz biçimde uygulansın"   Basın açıklaması yapılan 5 dakikalık oturma eyleminin ardından sona erdi.