Yeraltı zenginlikleri uğruna derinleşen insani kriz 2026-07-28 09:03:12   Derya Ceylan    HABER MERKEZİ – Yeraltı zenginlikleriyle dünyanın en stratejik ülkelerinden biri olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti, onlarca yıldır savaşın ve insani krizin pençesinde. Doğal kaynaklar üzerindeki mücadele derinleşirken çatışmaların en ağır sonuçlarını kadınlar ve çocuklar yaşıyor.   Ortadoğu ve Afrika'da yıllardır devam eden çatışmalar, siyasal istikrarsızlıkla birlikte doğal kaynaklar üzerindeki küresel rekabeti de görünür kılıyor. Bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde, dünyanın en zengin maden rezervleri onlarca yıldır süren çatışmaları beslerken, kadınlar ve çocuklar açlık, zorunlu göç, salgın hastalıklar ve cinsel şiddetin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor.   Doğal kaynakların kontrolü için süren mücadele, ülkeyi askeri çatışmaların yanı sıra dünyanın en ağır insani krizlerinden birinin merkezine dönüştürdü. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) verilerine göre ülkede 8 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Çatışmalar nedeniyle sağlık sistemi büyük ölçüde çökerken son aylarda yeniden yayılan Ebola salgını da krizi derinleştirdi. Salgında binlerce kişi enfekte olurken, bini aşkın kişi yaşamını yitirdi.   Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ise çatışmalara bağlı cinsel şiddet vakalarının son yıllarda hızla arttığını, kadınlara ve çocuklara yönelik koruma mekanizmalarının büyük ölçüde işlevsiz hale geldiğini belirtiyor. En az bir milyon kadın ve çocuğun temel koruma ve destek hizmetlerine erişemediği ifade ediliyor.   Savaşın kökleri sömürge dönemine uzanıyor   Ülkede bugün devam eden çatışmalar silahlı gruplar ile hükümet arasındaki güncel bir güvenlik sorunu olmanın da ötesinde. Ülkedeki şiddetin temelleri, Belçika sömürge yönetimine, doğal kaynakların sistematik biçimde yağmalanmasına ve bağımsızlığın ardından yaşanan siyasi istikrarsızlıklara dayanıyor. 19'uncu yüzyılın sonlarında Belçika Kralı II. Leopold'un kişisel mülkü haline getirilen Kongo'da milyonlarca kişi kauçuk ve fildişi üretiminde zorla çalıştırıldı, ağır işkencelere maruz bırakıldı ve yaşamını yitirdi. Sömürge yönetimi sona erse de ülkenin doğal kaynaklarına dayalı sömürü düzeni büyük ölçüde değişmedi.   1960 yılında bağımsızlığını kazanan ülkede ilk başbakan Patrice Lumumba'nın katledilmesiyle başlayan siyasi kriz, yıllarca sürecek askeri yönetimlerin ve dış müdahalelerin önünü açtı. Yaklaşık 32 yıl iktidarda kalan Mobutu Sese Seko döneminde yolsuzluk, ekonomik çöküş ve devlet kurumlarının zayıflaması daha da derinleşti.   Ruanda Soykırımı yeni bir dönemin başlangıcı oldu   Bugünkü çatışmaların şekillenmesinde 1994 yılında Ruanda'da yaşanan soykırım belirleyici oldu. Soykırımın ardından yüz binlerce kişiyle birlikte silahlı Hutu grupları da Kongo'nun doğusuna geçti. Bölgedeki kamplar zamanla silahlı grupların yeniden örgütlendiği alanlara dönüştü. Ruanda yönetimi, sınır güvenliği gerekçesiyle Kongo'ya müdahalede bulunurken Uganda'nın da desteğini alan Laurent-Désiré Kabila güçleri 1996 yılında Mobutu Sese Seko yönetimini devirdi. Ancak kısa süre sonra taraflar arasındaki ittifak dağıldı ve 1998 yılında başlayan İkinci Kongo Savaşı, çok sayıda Afrika ülkesinin dahil olması nedeniyle "Afrika'nın Dünya Savaşı" olarak anılmaya başladı.   2003 yılında resmi olarak sona eren savaş, ülkeye kalıcı barış getirmedi. Doğu Kongo'da silahlı gruplar varlığını korurken maden sahaları üzerindeki mücadele de devam etti.   Madenler çatışmaları beslemeye devam ediyor   Kuzey Kivu, Güney Kivu ve Ituri eyaletleri bugün dünyanın en zengin kobalt, koltan ve altın rezervlerinin bulunduğu bölgeler arasında yer alıyor. Bu nedenle silahlı gruplar, maden sahaları, ticaret yolları ve sınır kapıları üzerinde hakimiyet kurmak için birbirleriyle ve Kongo ordusuyla çatışıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin hazırladığı haritalandırma raporu da doğal kaynakların yasa dışı ticaretinin onlarca yıldır devam eden çatışmaların temel nedenlerinden biri olduğuna işaret ediyor.   M23 yeniden savaşın merkezinde   Bugün Kongo'nun doğusunda en etkili silahlı yapılardan biri M23. Adını 23 Mart 2009 tarihli barış anlaşmasından alan grup, 2012 yılında kurulduktan sonra Goma'yı kısa süreliğine ele geçirdi. 2013'te gerileyen M23, 2021 yılından itibaren yeniden güç kazandı ve saldırılarını yoğunlaştırdı.   Kongo yönetimi, Ruanda'yı M23'e askeri ve lojistik destek vermekle suçlarken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de Ruanda güçlerinin Kongo topraklarından çekilmesini ve M23'e verilen desteğin sonlandırılmasını istedi. Birleşmiş Milletler, M23'ü sivillere yönelik katliamlar, kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel şiddet, zorla yerinden etme, kaçırma ve çocukların silahlı gruplara dahil edilmesi gibi ağır hak ihlallerinden sorumlu tutuyor.   Savaşın gölgesinde büyüyen Ebola salgını   Yıllardır süren çatışmalar, güvenlik kriziyle beraber sağlık alanındaki yıkımı da derinleştiriyor. Sağlık merkezlerinin hedef alınması, sağlık çalışanlarının yerinden edilmesi ve temel sağlık hizmetlerine erişimin büyük ölçüde aksaması, salgın hastalıklarla mücadeleyi de zorlaştırıyor.   Son aylarda yeniden yayılan Bundibugyo türü Ebola salgını, özellikle çatışmaların yoğunlaştığı Kuzey Kivu, Güney Kivu ve Ituri bölgelerinde etkisini artırdı. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) verilerine göre salgında binlerce kişi enfekte olurken bini aşkın kişi yaşamını yitirdi. Çatışmalar nedeniyle birçok bölgeye sağlık ekiplerinin ulaşamaması ve nüfus hareketliliğinin sürmesi, salgının kontrol altına alınmasını güçleştiriyor.   DSÖ, güvenlik sorunları nedeniyle vaka tespitinin ve temaslı takibinin aksadığını, sağlık altyapısındaki yıkımın ise salgının yayılma riskini artırdığını belirtiyor. Uzmanlar, savaş sürdükçe Ebola başta olmak üzere kolera, kızamık ve sıtma gibi salgın hastalıkların da insani krizi derinleştirmeye devam edeceği uyarısında bulunuyor.   Bugün Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde savaş; sömürge döneminden miras kalan kaynak paylaşımı, bölgesel güçlerin müdahaleleri, zayıf devlet yapısı ve madenler üzerindeki rekabetin etkisiyle farklı aktörler üzerinden sürüyor. Çatışmaların yol açtığı açlık, zorunlu göç ve salgın hastalıklar ise insani krizi her geçen gün daha da derinleştiriyor. Bu tablonun en ağır sonuçlarını ise kadınlar ve çocuklar yaşamaya devam ediyor.