TJA'lı Çağlar Demirel: Süreç için özgün kadın komisyonları kurulmalı 2026-08-10 09:01:45   Pelşin Çetinkaya - Rojda Aydın    AMED - "Kök Yasa"yı kadınlar cephesinden değerlendiren TJA aktivisti Çağlar Demirel, süreçte kadınların karar mekanizmalarında yer alması için özgün bir kadın komisyonunun oluşturulması gerektiğini belirterek, kadınların özne olmadığı bir barışın eksik, demokratik toplumun ise mümkün olmadığını söyledi.    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hukuki zemininin oluşturulması kapsamında hazırlanan ve 5 Ağustos’ta 367 milletvekilinin imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" kanun teklifi Adalet Komisyonu’ndan geçti. Teklifin Meclis Genel Kurulu’na gelmesi bekleniyor.   Süreçte tarihi hareketlilik sürerken TJA Aktivisti Çağlar Demirel, "Kök Yasa"ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   * Cumhuriyet tarihi boyuna Kürtlere hep teslimiyet iskan ve soykırım dayatıldı. Kürdün inkarından bugüne nasıl gelindi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Kürt varlığını bugün nasıl bir eşiğe getirdi?   Cumhuriyet tarihinden bugüne baktığımızda Kürtlerin önemli bir rol ve misyon taşıdığını görüyoruz. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde, özellikle 1921 Anayasası’nda halkların kendi kendini yönetebilmesine ve birlikte yaşamına dair bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. Ancak 1924 Anayasası ile birlikte bu yaklaşım değişmiş; Kürtler başta olmak üzere farklı halklar ve inançlar yasal statüden çıkarılarak inkâr ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya bırakılmıştır.    Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt halkı idamlardan sürgünlere, katliamlardan imha ve inkâr politikalarına kadar çok ağır süreçlerden geçirilmiştir. Kürtlerin dili, kültürü ve kimliği yok sayılmış; 'Kürt diye bir şey yok' anlayışı üzerinden halkın varlığı ortadan kaldırılmak istenmiştir. Kürtler, bir yandan asimilasyon ve imha politikalarıyla karşı karşıya bırakılırken diğer yandan zorunlu göç, köy yakmalar, faili meçhuller, 12 Eylül zindanları ve farklı dönemlerde yaşanan ağır baskılarla tarihsel bir kuşatmaya maruz kalmıştır.   Ancak bütün bu politikalara rağmen Kürt halkı direnmiş ve varlığını korumuştur. Bu nedenle Kürtlerin mücadelesini aynı zamanda yokluktan varlık yaratma mücadelesi olarak değerlendirmek gerekir. Varlığı inkâr edilen, dili ve kültürü yok sayılan bir halkın kendisini yeniden var etme çabası, zaman içerisinde farklı mücadele biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Silahlı mücadelenin ortaya çıkışını da bu tarihsel koşullardan bağımsız değerlendiremeyiz. Kürt halkı; inkâr, imha, sürgün, göç, darbeler, zindanlar ve katliamlarla karşı karşıya kaldığı uzun bir tarihsel süreçten bugünlere gelmiştir. Ancak tüm bu saldırılara rağmen yürüttüğü mücadele sonucunda dili, kültürü, kimliği ve varlığı konusunda önemli bir toplumsal ve siyasal farkındalık ortaya çıkmıştır.   Bugün geldiğimiz aşamada ise Cumhuriyetin kuruluş sürecinde kurucu unsurlardan biri olan Kürtlerin varlığının yeniden tartışıldığı bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Bir dönem varlığı dahi kabul edilmeyen Kürt halkının bugün varlığının tanınması ve haklarının yasal ve anayasal güvenceye kavuşturulması temel bir mesele olarak önümüzde duruyor. Dolayısıyla bugün tartışılan süreç, yalnızca mevcut sorunların çözümünü değil, aynı zamanda tarih boyunca inkâr edilen bir halkın varlığının kabul edilmesini ve kurucu iradenin yeniden demokratik bir zeminde ele alınmasını ifade ediyor.   “Bugün gelinen aşama, uzun yıllardır çözülemeyen bir meselenin demokratik siyaset ve hukuk zemininde çözümünün önünü açan tarihsel bir eşik olarak değerlendirilmelidir.”   *Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu sürecin her bir aşamasını incelikle ördü. Tüm dayatmalara rağmen 'Kök Yasa' Türkiye’nin gündeminde. Bu yasa Türkiye için nasıl bir kapı aralayacak?   Yaklaşık iki yıldır bu süreci tartışıyoruz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, silahın bir amaç değil, koşulların dayattığı bir araç olduğunu; Kürt halkının yok edilme ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya kaldığı dönemde silahlı mücadelenin ortaya çıktığını ifade etti. Ancak bugün silahlı mücadelenin miadını doldurduğunu, çözümün demokratik siyaset ve hukuk zemininde gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı. 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda da bu yaklaşımı net biçimde ortaya koydu. Sevgili Sırrı Süreyya Önder’i de burada anmak gerekir. Çağrının temelinde demokratik siyaset ve hukuk çerçevesinin oluşturulması özellikle öne çıktı. Bugün geldiğimiz aşamaya baktığımızda, Öcalan’ın yaptığı değerlendirmelerin ve yürüttüğü görüşmelerin sürecin aşamalarını öngören bir perspektifle ele alındığını görüyoruz. Öcalan, sorunun kalıcı biçimde çözülebilmesi için yasal bir çerçevenin oluşturulması ve hukuki bir statüye kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Bugüne kadar demokratik siyasetin önü yasaklar, tutuklamalar ve baskılarla kapatıldı. Gelinen aşamada temel mesele, bu engellerin kaldırılması ve demokratik siyasetin hukuki zemine kavuşturulmasıdır.   Bugün yaşanan sürecin temelleri, Öcalan’ın ortaya koyduğu Demokratik Toplum Manifestosu ve deklarasyonunda adım adım örüldü. Türkiye toplumunun tamamına yapılan çağrıyla Türkiye’nin mevcut zihniyetinin değişmesi ve dönüşmesi gerektiği, Kürt halkının da yeni dönemin koşullarına uygun bir değişim ve dönüşüm yaşaması gerektiği ifade edildi. Dolayısıyla Öcalan, demokratik siyasetin yasal ve hukuki zemine kavuşacağı yeni bir sürecin önünü açtı. Bütün bunlar ağır tecrit koşullarında ve sınırlı imkânlarla yürütüldü. Yaklaşık yüz yıllık ve çok boyutlu bir sorunun çözümüne ilişkin kapsamlı bir perspektif ortaya konuldu. Bu nedenle bugün gelinen aşama, uzun yıllardır çözülemeyen bir meselenin demokratik siyaset ve hukuk zemininde çözümünün önünü açan tarihsel bir eşik olarak değerlendirilmelidir.   “Bugün demokratik bir çözümden söz ediyorsak, öncelikle Kürt Halk Önderi’nin eşit ve özgür koşullarda, fiziki özgürlüğüne kavuşarak bu sürece katkı sunmasının önü açılmalıdır.”   * Çerçeve yasada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsü yer almadı. Bu süreç nasıl işleyecek?    Yasa gerçekten önemli. Çünkü ilk kez Türkiye tarihinde Kürtlerin varlığını kabul edecek ve demokratik siyasetin hukuki zeminini oluşturacak bir adım söz konusu. Elbette yasaya ilişkin eleştiriler ve farklı değerlendirmeler var. Bunlar son derece kıymetli ve eleştirilerin yapılması gerekiyor. Ancak bu yasayı, bütün sorunları bir anda çözecek nihai bir düzenleme olarak değil, daha büyük bir dönüşümün başlangıcı olarak değerlendirmek gerekir.   Ancak yasanın en önemli eksikliklerinden biri, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başta olmak üzere cezaevlerinde bulunan ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerini ve hasta tutsakları kapsam dışında bırakmasıdır. Bu kesimlerin düzenlemenin dışında tutulması kabul edilebilir değildir. Bu nedenle yasanın kapsamının genişletilmesi ve tutsakların haklarının güvence altına alınması için mücadele yürütmek gerekiyor. Kürt Halk Önderi hiçbir zaman kendi durumunu merkeze alan bir yaklaşım ortaya koymadı. Her zaman toplumun özgürleşmesini, halkların önünün açılmasını ve daha demokratik bir yaşamın kurulmasını önceleyen bir perspektif ortaya koydu. Bu nedenle bugün demokratik bir çözümden söz ediyorsak, öncelikle Kürt Halk Önderi’nin eşit ve özgür koşullarda, fiziki özgürlüğüne kavuşarak bu sürece katkı sunmasının önü açılmalıdır.   Umuyor ve diliyoruz ki yürütülen mücadele ve atılan bu ilk adımla birlikte süreç, Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğünü de sağlayacak bir aşamaya evrilsin. Çünkü onun özgürlüğü yalnızca bir kişinin özgürlüğü olarak ele alınamaz. Bu, Kürt halkının statüsü, toplumsal özgürlük ve Türkiye’de halkların demokratik bir geleceği açısından da önemli bir adımdır. Dolayısıyla bu yasanın bütün sorunları çözen nihai bir düzenleme olmadığını görmek gerekiyor. Yasanın önemini teslim ederken eksikliklerini de açıkça ortaya koymalı ve bu eksikliklerin giderilmesi için mücadeleyi büyütmeliyiz.   “Bundan sonraki süreç, tek bir yasayla sınırlı kalmamalıdır. Kürt halkının dilini, kültürünü, kimliğini ve varlığını güvence altına alan; nasıl yaşamak istediğine ilişkin iradesini tanıyan ve demokratik siyasetin toplumsallaşmasını sağlayan yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.”   * Bu yasa ile her şey çözülecek mi? Anadil vb. hususlar yasa içerisinde yer almadı. Bununla nasıl bir geçiş hedefleniyor. Başka yasalara ihtiyaç var mı?   Biz basit bir sorundan bahsetmiyoruz. Yüzyıllık Kürt inkârından, soykırımlardan, darbelerden, köy yakmalardan, faili meçhullerden, yaşamını yitiren binlerce insandan ve bütün bunlara karşı yürütülen mücadele ve direnişlerden söz ediyoruz. Dolayısıyla bugün tartıştığımız yasa, yalnızca Kürtlerin varlığının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yasal olarak kabul edilmesi anlamına gelmiyor. Bu açıdan önemli olmakla birlikte, esas olarak bir başlangıç niteliği taşıyor. Bu nedenle 'Kök Yasa' olarak ifade ediyoruz. Bu yasa da Kürt sorununun köklü biçimde çözülmesi için atılan ilk adım olarak görülmeli. Kökten çözümün ilk koşulu ise Kürtlerin varlığının tanınmasıdır.   Öncelikle Kürtlerin varlığını hukuki olarak tanıyan bir zeminin oluşturulması, ardından demokratik siyasetin önünün açılması ve bunun yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor. Kürtlerin statüsü, kimliği, dili ve kültürü bu sürecin temel başlıklarıdır. Bugüne kadar yasaklanan ve yok sayılan bütün alanların yeniden ele alınması gerekiyor. Terörle Mücadele Kanunu’ndan Siyasi Partiler Kanunu’na kadar, Kürtleri ve Kürt siyasetini kriminalize eden, yok sayan ve demokratik katılımı sınırlandıran düzenlemelerin yeniden ele alınması zorunludur.   Dolayısıyla bundan sonraki süreç, tek bir yasayla sınırlı kalmamalıdır. Kürt halkının dilini, kültürünü, kimliğini ve varlığını güvence altına alan; nasıl yaşamak istediğine ilişkin iradesini tanıyan ve demokratik siyasetin toplumsallaşmasını sağlayan yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Aynı zamanda Kürtler ve Türklerin eşit statü temelinde bir arada yaşayabileceği demokratik bir hukuk düzeninin kurulması gerekiyor. Bu yalnızca Kürt sorununun çözümü açısından değil, Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından da temel bir ihtiyaçtır.   “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, kadınların özne olduğu, demokratik siyasetin ve hukuki zeminin toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde ele alındığı bir süreç olmak zorundadır.”   * Türkiye bugüne kadar "beka" adı altında toplumu, kadını yoksulluğa mahkum etti. Kürt sorunun çözümü bugün konuşulan barış kadınlar açısından neyi ifade ediyor?   Kadınların bu süreçteki rolü ve nasıl bir girişim ortaya koyacağı önemli bir başlık. Çünkü bugüne kadar yaşanan savaş ve çatışma süreçlerinden en fazla etkilenen kesimlerin başında kadınlar geldi. Kadınlar dışlandı, ötekileştirildi, yok sayıldı, katledildi ve ev içine hapsedildi. 'Beka' anlayışı üzerinden savaşa, silahlanmaya ve güvenlik politikalarına ayrılan kaynaklar, toplumun yoksullaşmasına ve kadınların daha fazla görünmez hale gelmesine neden oldu. Dolayısıyla bugün bir değişim ve dönüşüm sürecinden söz ediyorsak, savaşa, silahlanmaya ve ranta ayrılan kaynakların yoksulluğun ve işsizliğin ortadan kaldırılmasına, emekçiye, kadına, gençlere ve ekolojik tahribatın önlenmesine yönlendirilmesi gerekiyor.   Ancak bunun öncesinde, yıllardır yok sayılan ve karar mekanizmalarının dışında bırakılan kadınların bu sürecin öznesi haline gelmesi gerekiyor. Kadınlar, savaşlardan en fazla etkilenen kesim oldukları kadar barış mücadelesinin de en önemli aktörlerinden biridir. Bu nedenle Barış ve Demokratik Toplum Süreci, kadınların özne olduğu, demokratik siyasetin ve hukuki zeminin toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde ele alındığı bir süreç olmak zorundadır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da kadın sorununu toplumsal sorunların temel başlıklarından biri olarak ele aldı. Bu sorunun çözümünün en önemli yollarından biri, kadını özne olarak kabul etmektir.   Kadınlar yasa gündeme gelmeden önce de taleplerini açıkça ortaya koydu. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin Meclis’te gerçekleştirdiği görüşmelerde ve TJA’nın açıklamalarında, kadınların barış sürecinin dışında bırakılamayacağı vurgulandı. Ortak taleplerin başında Meclis’te oluşturulacak komisyonda kadınların eşit temsili, karar mekanizmalarında yer alması ve özgün bir kadın komisyonunun oluşturulması geldi. Özellikle gerilla yaşamından demokratik siyasete katılacak kadınların, cezaevlerinden çıkacak kadın tutsakların ve toplumsal yaşama dönecek kadınların ihtiyaçlarının belirlenmesi önem taşıyor.   Dolayısıyla bundan sonraki süreçte kadınların komisyonda eşit temsili, özgün kadın komisyonunun kurulması ve kadınların demokratik siyasete katılımının güvence altına alınması temel taleplerimiz olacaktır. Çünkü kadınların olmadığı bir barış eksik, kadınların özne olmadığı bir demokratik toplum ise mümkün değildir. Bu nedenle kadınlar olarak hem yasanın uygulanmasının hem de bundan sonraki sürecin takipçisi olacağız.   “Demokratik siyasetin önü açıldıkça, toplumsal yaşama dönecek insanlar da kendi istedikleri alanlarda siyaset yapma ve topluma katkı sunma imkânına kavuşacaktır.”   * Dönüşler için nasıl bir süreç işletilecek. Demokratik Toplumun inşasında nasıl yerlerini alacaklar?   Burada en önemli nokta, demokratik siyasetin ve demokratik toplumun inşa edilmesidir. Demokratik bir siyaset alanı oluşturabiliyorsanız, bu aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik yollarla ele alınması anlamına gelir. Dolayısıyla demokratik siyasetin önü açıldıkça, toplumsal yaşama dönecek insanlar da kendi istedikleri alanlarda siyaset yapma ve topluma katkı sunma imkânına kavuşacaktır. Kürt dilinin geliştirilmesi, Kürt tarihinin ve kültürünün yeniden ele alınması ve toplumsal hafızanın güçlendirilmesi de bu sürecin önemli başlıklarıdır.   Yasanın çıkmış olması önemli olmakla birlikte, eksikliklerin giderilmesi ve yasal çerçevenin somut biçimde hayata geçirilmesi için hızlı ve pratik adımların atılması gerekiyor. Ancak onların nerede, nasıl ve hangi alanda siyaset yapacağına kendileri karar vermelidir. Hiç kimse onların adına bir gelecek tasarlamamalıdır.   Komünal yaşam, toplumun bütün kesimlerinin eşit haklar temelinde bir arada yaşaması; farklı kimliklerin, inançların ve kültürlerin ortak bir yaşam zemininde buluşması demektir. Dolayısıyla hedef yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan bütün halkların ortak geleceğini kurabileceği demokratik bir yaşam alanı yaratmaktır. Demokratik zemin oluştuğunda, komünal yaşamın ve birlikte yaşamın yol ve yöntemlerini hep birlikte geliştirebilir ve bunu somut olarak hayata geçirebiliriz.   “Bu yasa bir son değil, başlangıçtır. Bu adımı ileriye taşıyacak olan Kürt halkı, Türkiye toplumu ve bütün demokratik güçlerdir.”   * Halk yasanın içeriğine pozitif bakmıyor. Yasa bir bütün nasıl ele alınmalı. Çağrınız bu yönlü ne olacak?   Halk elbette bu yasayı değerlendirebilir, eleştirilerini ortaya koyabilir. Bizim de yasaya ilişkin eleştirilerimiz var. Ancak önemli olan, bu eleştirileri yapıcı bir biçimde ortaya koyarken aynı zamanda eksikliklerin giderilmesi için mücadele yürütmektir. Yasa, demokratik siyasetin önünü açabilecek hukuki bir çerçeve oluşturuyor. Bütün Türkiye halklarına çağrımız şudur: Gelin hep birlikte değiştirelim ve dönüştürelim. Sessiz kalmayalım, çözümü birilerinden beklemeyelim. Toplumsal değişim ve dönüşümü yaratacak temel güç toplumun kendisidir.   Yüz yıllık, çok boyutlu ve ağır bir sorundan söz ediyoruz. Kürt dilinin önündeki engellerin kaldırılması, Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğü ve cezaevlerindeki tutsakların durumu gibi birçok başlığın çözümü gerekiyor. Ancak bunların tamamının bir anda çözülmesini beklemek gerçekçi değildir. Bu nedenle mücadele ve müzakereyi birlikte yürütmek zorundayız. Bundan sonraki görevimiz ise Öcalan’ın elini güçlendirecek toplumsal mücadeleyi büyütmektir. Bu açıdan en temel taleplerimizden biri Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasıdır. İmralı’nın kapılarının açılması ve toplumun farklı kesimleriyle doğrudan temas kurabilmesinin önü açılmalıdır.   Bu mücadeleyi büyütecek temel güç örgütlü toplumdur. Özellikle kadın örgütlülüğünü güçlendirmek gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca Türkiye’deki Kürt sorununun çözümüyle sınırlı değil; Ortadoğu’daki savaş ve çatışmalarla birlikte bölgesel ve küresel bir boyut taşıyor. Bütün halkımıza çağrımız şudur: Mücadeleye devam ediyoruz. Bu yasa bir son değil, başlangıçtır. Bu adımı ileriye taşıyacak olan Kürt halkı, Türkiye toplumu ve bütün demokratik güçlerdir.