8 Mart ile Özgür ve Demokratik Topluma (1) 2026-02-20 09:01:42   Dünya Kadınlar Günü 115 yaşında   Semra Turan   HABER MERKEZİ - 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bu yıl Ortadoğu merkezli savaşlara, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı eşitlik ve özgürlük taleplerinin yükseltildiği bir zeminde karşılanıyor. Kadınlar dünyanın dört bir yanında alanlara çıkarak farklı dillerde de olsa seslerini yükselterek, ortak mücadeleyi büyütüyor.   8 Mart Dünya Kadınlar Günü, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın dört bir yanında karşılanacak. Kadınlar birçok merkezde 8 Mart’ın startını vererek çalışmalara başladı. Bu hazırlıklar kapsamında kadın örgütleri ve inisiyatifler, toplantılar ve buluşmalarla programlarını şekillendiriyor; yürüyüş, miting, açıklama, forum, panel, sergi, atölye gibi etkinlikler için çağrılar yapıyor. Bu yıl 8 Mart, Ortadoğu merkezli dünyadaki savaşlara, kadına yönelik şiddet ve katliamlara karşı eşitlik ve özgürlük taleplerinin yükseltildiği; yeni yüzyıl dizaynına dair itirazların ve kadın özgürlük mücadelesinin öne çıktığı bir zeminde karşılanıyor. Kadınlar, savaş politikalarının ve güvenlikçi dilin yaşamı daralttığı her yerde, “yaşamı savunma”yı ve özgürlük talebini kolektif bir söz olarak büyütüyor.   8 Mart, 115 yıldır dünya genelinde karşılanıyor. Kadınlar için hem bir anma hem de yaşamın her alanında eşitlik ve özgürlük taleplerinin dillendirildiği küresel bir gün olan 8 Mart, aynı zamanda cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığa dair farkındalığı büyütüyor. Kadınlar 8 Mart’ı yalnızca bir gün olarak değil, yıl boyunca süren mücadelenin görünür olduğu bir eşik olarak ele alıyor; emek sömürüsüne, erkek şiddetine, yoksulluğa, savaşlara ve baskı politikalarına karşı sözünü yükseltiyor.   Dosyamızın ilk bölümünde, 8 Mart’ın ortaya çıkışına uzanan tarihçeye ve Dünya Kadınlar Günü’nün uluslararası bir mücadele gününe dönüşme sürecine yer veriyoruz.   8 Mart nasıl başladı?   ABD’nin New York kentinde 1908'de bir tekstil fabrikasında yaklaşık 40 bin kadın işçi, daha iyi koşullarda çalışmak için greve başladı. Bunun üzerine polislerin işçilere saldırması sonucu kadın işçiler kendilerini fabrikaya kilitledi ve fabrikada yangın çıktı. İşçiler fabrikanın önünde kurulan barikatlar sebebiyle yangından kurtulamadı, 120 kadın yaşamını yitirdi. 8 Mart'ın tohumları aslında burada atıldı. Katliamdan bir yıl sonra Amerika Sosyalist Partisi 8 Mart'ı Ulusal Kadınlar Günü ilan etti. Bu başlangıç, kadın emeğinin görünmezleştirilmesine, güvencesizliğe ve ağır çalışma koşullarına karşı yükselen itirazın simgesi hâline geldi.   8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü uluslararası hâle getirme fikrini ortaya atan ilk kişi ise Alman komünist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin oldu. Clara Zetkin, 1910 yılında Kopenhag'da toplanan Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı'nda Dünya Kadınlar Günü fikrini önerdi. Konferansa 17 farklı ülkeden katılan 100 kadın, Clara Zetkin'in önerisini oy birliğiyle kabul etti. Bu fikri ortaya atan Clara Zetkin'in aklında belirli bir tarih olmazken, ilk uluslararası etkinlikler 1911'de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre'de gerçekleşti. Böylece kadınların emeği, hakları ve siyasal temsili etrafında uluslararası bir mücadele hattı örülmeye başlandı.   8 Mart henüz resmî bir gün olarak kabul edilmezken, bugünün resmileşmesi fikri yayılmaya başladı. Kadınların mücadele deneyimi ülkelere ve dönemlere göre farklı biçimler alsa da, eşitlik ve özgürlük talebi ortak bir zeminde buluştu.   Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917'de Rus kadınları, "Ekmek ve barış istiyoruz" sloganlarıyla sokaklara çıktı. Bu eylemler sonunda Rus Çarı tahttan indirilerek geçici bir hükümet kuruldu, kadınlara seçme hakkı tanındı. Bu tarih 8 Mart'a denk geldi. “Ekmek ve barış” sloganı, 8 Mart’ın tarihsel hafızasında kadınların hem emek hem de savaş karşıtı mücadelesini bir arada taşıyan güçlü bir simge olarak yer etti.   Bunun üzerine Birleşmiş Milletler (BM) 8 Mart'ı 1975 yılında resmî olarak Kadınlar Günü ilan etti. BM, 8 Mart'a dair her yıl özel bir tema belirliyor. 1996'da belirlenen ilk tema "Geçmişi kutlamak, geleceği planlamak" şeklindeydi. Bugün ise kadınlar, resmi çerçevelerin ötesinde 8 Mart’ı sahada, sokakta ve örgütlü mücadeleyle karşılıyor; taleplerini kolektif biçimde görünür kılıyor.   Dünya karşılıyor   8 Mart Dünya Kadınlar Günü, birçok ülkede resmî tatil ya da yarım gün izin kapsamında karşılanıyor. Küresel ölçekte ise binlerce eylem ve etkinlik hayata geçiriliyor. Mitingler, yürüyüşler, açıklamalar, konserler, sergiler ve panellerle kadınlar alanlara akıyor; yaşadıklarını görünür kılarak hak, özgürlük ve eşitlik taleplerini dile getiriyor, haykırıyor. Bu etkinliklerde kadınlar, erkek şiddetine karşı etkin koruma mekanizmaları, cezasızlığın son bulması, eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma, beden üzerindeki haklar ve savaş politikalarına karşı barış talebini öne çıkarıyor. Kadınların ortak sözü, yaşamı ve geleceği erkek egemen düzene teslim etmemek üzerine kuruluyor.   Türkiye’de 8 Mart   Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk olarak 1922 yılında Ankara’da karşılandı. Bu tarihten sonra yıllar boyunca 8 Mart çalışmalarına izin verilmedi. 1975 yılında “BM Kadın On Yılı” ilan edilirken, Türkiye’de de aynı yıl bu kapsamda İlerici Kadınlar Derneği’nin öncülüğünde “Kadın Yılı Kongresi” gerçekleştirildi. 12 Eylül döneminde dört yıl boyunca herhangi bir etkinliğe izin verilmedi. 1984 yılından itibaren 8 Mart, farklı kadın örgütlerinin ve kurumların yürüttüğü eylem ve etkinliklerle yeniden alanlara taşındı. Türkiye’de 8 Mart, yıllar içinde kadınların hem emek alanındaki sömürüye hem de erkek şiddetine karşı yürüttüğü mücadelenin önemli eşiklerinden biri hâline geldi; kadınların sokakta, adliye koridorlarında, işyerinde, üniversitelerde ve mahallelerde büyüttüğü örgütlülükle güç kazandı.   8 Mart’ın mor rengi   8 Mart eylem ve etkinliklerinde kadınların öne çıkan rengi mor oluyor. Kadınlar mor renkli kıyafetleri ve yazılamalarıyla alanlarda yerini alıyor. Peki mor renk neden tercih ediliyor? Dünya Kadınlar Günü internet sitesine göre 8 Mart’ın renkleri mor, yeşil ve beyaz. Mor rengin tarih boyunca bilgelik, cesaret ve bağımsızlık ile ilişkilendirilmesi, kadın hakları mücadelesi açısından da güçlü bir simgeye dönüşmesini sağladı. Mor renk, kadınların görünürlüğünü artıran bir sembol olmanın yanı sıra, dayanışmayı ve ortak mücadele hattını da temsil ediyor.   Mor renk, kadın hakları hareketlerinde ilk olarak 1900’lerin başında İngiltere’deki süfrajetler (kadınlara oy hakkı için mücadele eden aktivistler) tarafından kullanıldı.   1970’lerden itibaren yükselen ikinci dalga feminizmle birlikte mor renk, kadın haklarının ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin bir sembolü hâline geldi. Bu dönemde mor, özellikle kadın dayanışmasını ve feminizmi temsil eden bir renk olarak benimsendi. Bugün de mor, kadınların taleplerini ve isyanını görünür kılan ortak bir dil olarak alanlarda yer alıyor.   Yarın: ABD’de kadınların ortak mücadelesi