‘Aile ve Nüfus 10 Yılı’ ataerkil düzeni tahkim etmeyi hedefliyor 2026-06-04 09:03:28   İSTANBUL - Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Hazal Akarpınar, iktidarın “Aile ve Nüfus 10 Yılı” politikalarının kadınları eve kapatmayı ve ataerkil aile düzenini güçlendirmeyi amaçladığını belirterek, “Devlet bizim nasıl sömürüldüğümüzle, erkek şiddetiyle, yoksulluğumuzla ilgilenmiyor” dedi.   AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan genelgeyle 2026-2035 yılları “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edildi. Genelgede doğurganlığın artırılması, evliliğin teşvik edilmesi ve “milli aile” vurgusu öne çıkarılırken, kadın bedeni ve yaşam tarzına yönelik politikaların yeni bir aşamaya taşındı. Her yıl mayıs ayının son haftasının da “Milli Aile Haftası” olarak kutlanacağı duyuruldu.     Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Hazal Akarpınar değerlendirmelerde bulundu.     ‘Kadın birey olarak değil aile içindeki rolüyle tanımlanıyor’   Hazal Akarpınar, devletin “Aile Yılı” adı altında yürüttüğü politikaların merkezine kadını birey olarak değil; “eş, anne ve bakım veren” olarak yerleştirdiğini söyledi. Kadınların üretime, siyasete ve mücadeleye katılımının değil; evlilik, doğurganlık ve ev içindeki görünmeyen emeğinin teşvik edildiğini belirten Hazal Akarpınar, şunları ifade etti: “Bugün devletin ‘Aile Yılı’ adı altında yürüttüğü politikalara baktığımızda kadınların aile içine hapsedilmeye çalışıldığını görüyoruz. İlan edilen ‘Aile ve Nüfus 10 Yılı’, yalnızca özgürlüklere değil, yaşamların tamamına yönelik bir denetim politikasıdır. İktidar, baskıcı rejimini topluma her alanda hissettirmek istiyor.”   ‘Kadın emeğinin sömürüsü meşrulaştırılıyor’   “Aileyi koruma” söylemi altında kadınların yıllardır feminist mücadeleyle kazandığı hakların hedef alındığını belirten Hazal Akarpınar, devletin kadınların maruz bıraktığı sömürü, erkek şiddeti ve yoksullukla ilgilenmediğini söyledi. 2026 yılında “ailenin korunması ve güçlendirilmesi” politikalarına ayrılan bütçenin, kadınların güçlendirilmesine ayrılan bütçenin üç katı olduğuna dikkat çeken Hazal Akarpınar, aile politikalarının ekonomik boyutuna işaret etti. Ailenin kapitalist sistemin yeniden üretim alanlarından biri olduğunu belirten Hazal Akarpınar, “Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımı, ev içi emek… Bunların tamamı kadınların omuzlarına yükleniyor ve kadınların ev içinde harcadıkları emek karşılıksız kalıyor. Aileyi güçlendirme adı altında kadın emeğinin daha fazla sömürülmesi meşrulaştırılıyor. Kadınlar eve kapatılıyor, ekonomik bağımsızlıktan uzaklaştırılıyor ve toplumsal yaşamdan geri çekilmeye zorlanıyor” dedi.     ‘Makul aile’ dayatması   İktidarın dayattığı aile tanımının heteronormatif olduğuna dikkat çeken Hazal Akarpınar, makul görülen tek yaşam biçiminin heteroseksüel evlilik ve çekirdek aile modeli olduğunu belirtti. Hazal Akarpınar, “Burada makul görülen tek yaşam biçimi heteroseksüel evlilik, anne, baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile modeli. Bu yaklaşım lubunyaların varlığını, queer yaşamları, seçilmiş aileleri ve farklı dayanışma biçimlerini tamamen yok sayıyor” dedi. Aile söyleminin toplumu iktidarın istediği “tek tip” hale getirme aracına dönüştürüldüğünü ifade eden Hazal Akarpınar, 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesinden bu yana kadın ve LGBTİ+ karşıtı politikaların yoğunlaştığını söyledi.   ‘Kadınlar aile içine mahkûm edilmek isteniyor’   11’inci Yargı Paketi taslağıyla kadınların boşanma ve nafaka hakkının hedef alındığını söyleyen Hazal Akarpınar, kadınların aile içine ve evlere mahkûm edilmek istendiğini belirtti. Kadınların istihdama katılımını destekleyecek, eşit ve insanca yaşam koşulları sağlayacak politikaların olmadığını ifade eden Hazal Akarpınar, şiddete maruz bırakılan kadınların başvurabileceği etkin mekanizmaların da bulunmadığını kaydetti. Hazal Akarpınar, devamında şunları söyledi: “Ev içindeki bakım yükümüzü hafifletecek, istihdama katılmamızı destekleyecek, insanca yaşanacak bir ücret almamızı sağlayacak politikalar yok. Şiddete maruz bırakıldığımızda destek alabileceğimiz etkin mekanizmalar yok.”   ‘600’den fazla kadın katledildi’   “Aile ve Nüfus 10 Yılı”nın ilk bir buçuk yılında 600’den fazla kadının erkekler tarafından katledildiğini hatırlatan Hazal Akarpınar, kadınların en çok aile içinde ve en yakınlarındaki erkekler tarafından katledildiğini vurguladı. Hazal Akarpınar, devletin aileyi merkeze alan politikalar üretirken kadınların yaşam hakkını koruyacak etkili adımlar atmadığını belirterek, “Kadınlar en çok aile içinde, en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor. Eşleri, babaları, kardeşleri tarafından. Devlet on yılı aileye adarken kadınların yaşam hakkını koruyacak etkili politikalar üretmiyor” dedi.   ‘Mücadele etmeye devam edeceğiz’   Hazal Akarpınar son olarak, devletin geleneksel aile yapısını koruma adına kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların yaşam alanlarını daralttığını belirterek, şiddetsiz, özgür ve eşit bir yaşam için mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.