Alevi kadınlar Ankara’da olacak: Yaşanabilir bir ülke istiyoruz 2026-10-26 09:24:17   Melike Aydın    İSTANBUL- “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansına katılacak olan Gazi Cemevi Yönetimi’nden Arzu Erdoğan, Alevi kadınların barışın toplumsallaşmasında söz sahibi olmak istediğini vurgulayarak kadınlar için daha yaşanılabilir bir ülke istediklerini söyledi.    Ankara’da 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” şiarıyla düzenlenecek konferansta kadınlar barış, ekonomi, kadına yönelik şiddet ve daha birçok başlığı ele alacak. Konferansa katılacak Gazi Cemevi Yönetimi’nden Arzu Erdoğan, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması ve tarihsel kaygılarının giderilmesi gerektiğini belirterek, “Kadınlar sadece bu süreci seyreden, bakalım ne olacak diyen değil, bu sürecin öznesi olmak istiyorlar” dedi.   ‘Büyük bir güç ortaya çıkacak’   Konferansı çok önemsediklerini belirten Arzu Erdoğan, Gazi Cemevi Kadın Meclisi’nden üç kadın olarak buluşmaya katılacaklarını söyledi. Kadınların deneyimlerini paylaşmasının ve farklılıklarıyla bir araya gelmesinin önemine dikkat çeken Arzu Erdoğan, “Kadınlar yan yana geldiklerinde, seslerini birleştirdiklerinde ve mücadele deneyimlerini birbirlerine aktardıklarında büyük bir gücün, enerjinin ve örgütlülüğün ortaya çıkacağına inanıyoruz. Farklı inanç ve kimliklerden kadınlar ortak sorunlarını konuşacak. Ekonomiyi konuşacağız, barışı konuşacağız, şiddeti konuşacağız, hak ihlallerini konuşacağız. Bunlarla ilgili toplumsal hayatta neler yapabileceğimiz üzerinde duracağız” diye konuştu.   ‘Hereksin kendi farklılıklarıyla yaşamı esas alması gerekir’   Alevi inancının özünde rızalık, birlik, adalet ve ortak yaşamın bulunduğunu ifade eden Arzu Erdoğan, “Herkesin kendisini kendi kimliğiyle, kendi inancıyla var etmesi ve farklılıklarıyla birlikte toplumsal yaşamda hayatını devam ettirmesi esastır. Börtü böceğin, ağacın, kuşun, canın hepsinin bu temelde yaşamasını öngörür” dedi.   ‘Barışın toplumsallaşmasına destek olmak istiyoruz’   Alevi kadınların yalnızca inancın ve kültürün taşıyıcısı olmadığını, toplumsal yaşamın her alanında yer aldığını vurgulayan Arzu Erdoğan, barışın kurulmasında da sorumluluk üstlenmek istediklerini belirtti. Arzu Erdoğan, “Biz Alevi kadınlar sadece inancın ve kültürün taşıyıcısı değiliz. Aynı zamanda toplumsal yaşamın her alanında var olan kadınlarız. İnancımızın bize verdiği rızalık, paylaşım ve dayanışma gücüyle bu sürecin içinde olmak istiyoruz. Sözümüzü kurmak, barışın toplumsallaşmasına ve inşa edilmesine destek olmak istiyoruz” diye ifade etti.    ‘Alevilerin talepleri sürecin içinde karşılık bulmalı’   Alevi toplumunun Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden beklentileri olduğunu dile getiren Arzu Erdoğan, eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, cem ibadetinin kabul edilmesi ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasının temel talepler arasında yer aldığını söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Aleviler lehine verdiği kararların uygulanmasını da isteyen Arzu Erdoğan, “Bu barış süreci örülürken taleplerimizin görünür olmasını istiyoruz. Bu sürecin içine bizler de dahil olmak istiyoruz. Müzakere masasında Alevi canların, özelde de Alevi kadın canların dahil olmasını bekliyoruz. ” diye konuştu.   ‘Hala eşit yurttaşlık için mücadele veriyoruz’   Alevilerin barışa karşı bir kaygısı olmadığını, kaygılarının uzun yıllardır yaşanan hak ihlallerinden ve taleplerinin karşılanıp karşılanmayacağından kaynaklandığını belirten Arzu Erdoğan, Maraş, Koçgiri, Sivas, Dersîm ve Gazi Katliamları’nın Alevilerin hafızasında yer tuttuğunu söyledi. Arzu Erdoğan, “Yüz yıllık cumhuriyette biz hala eşit yurttaşlıkla ilgili mücadele ediyoruz. Bu kadar katılaşmış bir sistemde taleplerimiz yerine gelecek mi? Bu süreç taleplerimizin karşılanmasına yardımcı olacak mı? Yoksa biz bu sürecin dışında olup sadece seyreden, bakan mı olacağız? En büyük kaygıları bu yönde. Yaygın gözaltıların, kayyumların olmaması gerekiyor. İçeride haksız, hukuksuz bir şekilde yatan gerek Alevi canlar, gerekse diğer halklarımız var. Onların bırakılması gerekiyor” dedi.   ‘Bizim dışımızda, bize rağmen kararlar alınmamalı’   Alevi inancına ilişkin kararların Alevi toplumunun görüşü alınmadan belirlenmesini eleştiren Arzu Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Alevilikle ilgili eğitim çalışmalarında da toplumun söz sahibi olması gerektiğini belirtti. Arzu Erdoğan, “Kime soruldu, nasıl oluşturuldu, ne anlatılacak? Bizim dışımızda, bize rağmen kararlar alınması Alevi toplumunda büyük bir güvensizlik oluşturuyor. İnancımızla ilgili her adımda dedelere, analara, pirlerine ve kanaat önderlerine danışılması gerekir. Bizim adımıza bir şey yapacağız değil, ‘Sizin için ne yapabiliriz? İnancınızı daha iyi bir şekilde yaşayabilmeniz için ne yapabiliriz?’ diye sorulması gerekiyor. Bu sorulmadan bizim adımıza kararlar alınması büyük bir gerginlik ve güvensizlik oluşturuyor” ifadelerini kullandı.   ‘İktidar Alevilerde güvensizlik oluşturacak adımlar atıyor’   Zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevilik öğretisine ilişkin müfredatın Aleviler tarafından hazırlanması ve cemevlerinin yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Arzu Erdoğan, cemevlerinin bugün dernek ya da vakıf statüsünde faaliyet yürüttüğünü hatırlattı. Arzu Erdoğan, “Biz bir taraftan eşit yurttaşlıktan, zorunlu din derslerinin kaldırılmasından bahsederken ve inancımızla ilgili bütün belirlemeleri, müfredatların bizim hazırlamamız gerekmesinden bahsederken bir bakıyoruz Milli Eğitim Bakanlığı kendisi bir yönerge yayınlıyor ve halk evlerinde, halk evleri biliyorsunuz Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı, oralarda Alevilik ile ilgili kurslar verilecek. Şimdi sorarız yani kime soruldu, nasıl oluşturuldu, ne anlatılacak? Dolayısıyla bunlar Alevi canların kafasında büyük kocaman soru işaretleri oluşturuyor. Bizim dışımızda bize rağmen kararlar alınması Alevi toplumunda büyük bir güvensizlik oluşturuyor. Bizim kendi cemevimiz bile Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı diye geçiyor. Cemevi statüsünde olmadığı için resmî olarak böyle isimler kullanıyoruz. Türkiye’deki 2 bine yakın cemevi de ya dernek ya vakıf statüsünde. Çünkü yasal olarak güvence altına alınmış değil” şeklinde dile getirdi.   ‘Kadınlar bu sürecin öznesi olmak istiyor’   Barış görüşmelerinde, siyasi tartışmalarda, karar mekanizmalarında kadınların yer alması ve örgütlü mücadele yürütmesi gerektiğini dile getiren Arzu Erdoğan, kadınların süreci yalnızca izleyen bir konumda kalmak istemediğini ifade etti. Arzu Erdoğan, “Kadınlar sadece bu süreci seyreden, bakalım ne olacak diyen değil, bu sürecin öznesi olmak istiyor. Konferanslarda sözümüzü kuracağız, örgütlülüğümüzü oluşturacağız. Alevi toplumundaki kadınlarla kadın meclislerimizde bu konuyu gündemleştireceğiz. Barışın toplumsal hayat için neden bu kadar gerekli olduğunu her platformda konuşup anlatacağız” diye konuştu.   ‘Kürtlerle Aleviler arasında bir çatışma yok’   Kürt halkı ile Alevi toplumu arasında tarihsel ya da güncel bir çatışma bulunmadığını ifade eden Arzu Erdoğan, her iki toplumun da kendi kimliğiyle var olma mücadelesi verdiğini söyledi. Aleviliğin farklı kimlikleri içinde barındıran çoklu bir inanç olduğunu belirten Arzu Erdoğan, “Kürtlerle Alevilerin arasında ne tarihsel ne de şimdi bir çatışma, çelişki yok. Biz ortak, birlikte bu toplumda yaşayan bireyleriz. Hem Kürtlerin hem Alevilerin hem de diğer toplulukların kendi farklı kimlikleriyle var olmalarının mücadelesini veriyoruz. İnanç kimliğimle, etnisite kimliğimle, yönelim kimliğimle, emekçi kimliğimle toplumda var olabilmeliyim. İnsan olarak var olabilmeliyim. Daha barışçıl ve paylaşımcı bir toplum için, doğayı korumak için mücadele etmemiz gerekirken hâlâ bu temel haklar için mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.   ‘Kadınlar için daha yaşanabilir bir Türkiye istiyoruz’   Konferansta farklı kesimlerden kadınların bir araya gelmesini önemsediklerini belirten Arzu Erdoğan, “Aynı anlayışa ya da aynı inanca sahip insanlar olmak zorunda değiliz. Farklı kesimlerden kadınların bir arada olmasını, sözünü kurmasını, hatta birbirine tahammül etmesini çok önemsiyoruz. Güçlü bir birlikteliğin ve güçlü bir sözün çıkacağına inanıyoruz. Kadınlar için daha yaşanılabilir bir Türkiye istiyoruz. Alevi inancının görünür olmasını, tüm canlıların, doğanın ve ekolojinin eşitliğe, rızalığa ve paylaşıma dayanan bir ortamda yaşamasını istiyoruz” diye konuştu.