'Birleşik mücadelenin örülmesi bir sorumluluktur' 2025-11-29 09:04:27   Melike Aydın   İZMİR - CHP’nin İmralı Adası’na giden heyette yer almamasının, AKP ve MHP’nin Kürt siyasal hareketini yalnızlaştırma politikasına hizmet ettiğini ifade eden TÖP Merkez Komite üyesi Didar Gül, bu politikaya karşı demokrasinin toplumsallaşması için birleşik mücadelenin örülmesinin bir sorumluluk olduğunu söyledi.   Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, AKP, MHP ve DEM Parti’den birer temsilcinin yer aldığı heyetin İmralı Adası’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmesine onay vermesiyle süreç yeni bir aşamaya girdi. CHP ile DEVA, Gelecek ve Saadet Partilerinin Meclis’te oluşturduğu Yeniyol Partisi grubunun heyete üye vermeme kararına yönelik eleştiriler sürüyor.   Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Merkez Komite üyesi Didar Gül, CHP’nin sürece dair tutumunu ve mevcut gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.   AKP’nin isteği yapılmış oldu   Barışın toplumsallaşması için adımların atıldığı bir müzakere sürecinde bulunulduğunu ifade eden Didar Gül, TBMM’de kurulan komisyonun tek garantör olmasa da önemli bir işlevi olduğunu söyledi. CHP ve TİP gibi partilerin komisyonda yer almasının, Kürt halkının mücadelesi ile Türkiye’deki diğer toplumsal muhalefet dinamikleri arasındaki bağı görünür kılacağını vurguladı. Didar Gül şu değerlendirmeyi yaptı: “Çok sert bir mücadele dönemi içindeyiz. Bu dönemde AKP'nin belki de en çok yapmaya çalıştığı şey, Kürt halkını ve Kürt halkının politik öncüsünü yalnızlaştırmaya, sosyalistlerin ya da sosyal demokratların, CHP'nin barış talebi etrafındaki kümelenmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Haliyle CHP'nin bu komisyon içerisinde olması önemliydi ama yine bu sebepten, bu nedenden kaynaklı da o toplanış, o komisyonun gerçekleştireceği İmralı’ya gitmemesi de aynı derecede önemli. Aslında bugün AKP'nin Kürtleri yalnızlaştırma politikasında istediği yapılmış oldu.”   ‘CHP ırkçı zemininin baskısıyla bu kararı aldı’   Siyasi temsilcilerin de çağrısıyla Kürt halkının, birçok mücadele zemininde CHP ile yan yana durmak zorunda kaldığı birçok zemini inşa ettiğini kaydeden Didar Gül, “Bugün geldiğimiz noktada, bunun karşılığını bulamadığı ve barış gibi bir gündemi dahi bir biçimde kendi kitlesi içerisindeki ırkçı zeminin baskısıyla tolere etmeye çalıştığı bir zemin var. Ama şunu da görüyoruz; CHP'nin içerisinde barışı, emeğin hakkını, adaleti isteyen çok geniş halk kitleleri de var. Haliyle hem sosyalistler hem de Kürt halkının dostları olarak bu zemini güçlendirmek, bu zeminin mücadelenin önünde açacağı olanakları açığa çıkartmakla yükümlüyüz. Bu yüzden de CHP'nin siyasi liderinin yaptığı açıklamanın tarihsel açıdan talihsiz ve yanlış olduğunu söylemek gerekiyor” dedi.   ‘Hâlâ inkâr politikasının etkisinde kalınıyor’   CHP’nin Kemalizm’den beslenen ve o kurucu kodları belli dinamikler şeklinde hâlâ içerisinde bulunduğunu ve çok da değişmediğini dile getiren Didar Gül, şu ifadeleri kullandı: “Basit bir meselede dahi hem Kürt halkı hem de sosyalistlerle yan yana gelmekten sakındıkları bir durum var. Faşizm bugün bu yan yana gelişi CHP'ye dayatıyor. AKP-MHP faşizminin, bildiğimiz klasik faşizmin de ötesinde bir baskı ve zorla geldiği bir süreç var. İktidarın karşısında tek bir güç olma hali henüz bu topraklarda gerçekleştirilemediği bir durum olarak duruyor. Hâlâ inkâr politikasının etkisinde kalınıyor. Hâlâ bir ırkçı, Kemalist şovenizmin etkisinde kalındığının gerçeğini de görmek zorundayız. Ama bir yandan da önemli bir misyonun varlığını görmek zorundayız. Aynı CHP dediğimiz şey, ona oy veren Kürtleri de, işçileri de, Alevileri de temsil ediyor. Barış mücadelesi sadece Türkiye ve Kürt halkıyla sınırlı da değil.”   ‘CHP hatasından dönmek için adım atmalı’   Barışın toplumsallaşmasının önündeki engellerin kaldırılması noktasında CHP’ye önemli bir misyon düştüğünü ifade eden Didar Gül, ancak CHP’nin İmralı’ya gitmeyerek bu misyonu yerine getirmediğine işaret etti. Bu tarihi hatanın sonuçlarını herkesin yaşayacağını söyleyen Didar Gül, bu yanlıştan dönülmesi ve barışın toplumsallaşması için adım atılması üzerinde durdu. Didar Gül, “Çünkü bugün aynı CHP ya da Özgür Özel, barış talebini söylüyorken, emekçilerin taleplerini dile getirirken bir yandan da bu taleplerin gereğini yerine getirme konusunda çekimser kalıyor. Haliyle demokratikleşme bekliyorsak bu demokratikleşmenin önündeki engellerin neler olduğunu tahlil edip böyle bir hareket zeminini oluşturmamız gerekiyor” diye belirtti.   ‘Diğer halklara karşı sorumsuzca bir karar’   CHP’nin toplumun tamamına karşı sorumluluğu olduğunu paylaşan Didar Gül, CHP’nin ırkçı tabanına göre aldığı bu kararın diğer halklara karşı “sorumsuzca” olduğunu söyledi. Didar Gül, “Çünkü demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramları kullanarak politika yapıyorsak bu toplumun tamamına karşı çeşitli sorumluluklarımız var. ‘Adaletsizlikler nereden kaynaklanıyor?’, ‘Demokrasi mücadelesinin temeli nedir?’, ‘Faşist gidişata nasıl dur deriz?’ meselesinin altında bunlar yatıyor. Eğer gerçekten niyetimiz eşitlik, adalet ve özgürlük ise bunların gerçekleşmesi için yan yana duracağımız zeminleri, bunların toplumsallaşma biçimlerini bulmamız gerekiyor” sözlerini kullandı.   ‘Irkçı tabanına karşı sorumluluklarından kaçıyor’   CHP’nin kendi tabanına barışın toplumsallaşmasının neyin önünü açacağını anlatma sorumluluğundan kaçtığını dile getiren Didar Gül, şöyle devam etti: “Kürt halkının taleplerinin ne kadar meşru olduğunu ya da Kürt halkının on yıllardır sürdürdüğü savaşın gerekçelerini anlatmanın önemi, bugün demokrasi ve eşitlik mücadelesinin kendisinde yatıyor. Tabii ki Kürt halkında öfkeyle karşılık buluyor. Çünkü AKP, MHP faşizmi karşısında CHP ile çeşitli zamanlarda ittifak yapan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi önemli belediye başkanlıklarını CHP'nin kazanmasıyla sonuçlanmasında baş aktörlerinden bir tanesi.”   ‘Kürtlerin yalnızlaştırılma politikasını boşa düşürecek planlar yapılmalı’   AKP’nin Kürtleri yalnızlaştırmaya çalıştığının unutulmaması üzerinde duran Didar Gül şu ifadeleri kullandı: “CHP yanlış yaptı ve bu yanlışı eleştiririz, karşısında dururuz ve bu yanlıştan dönülmesi için de elimizden geleni yaparız. Fakat Kürtleri yalnızlaştırma politikasının da önünü açmayacağımız, bu politikanın bilincinde olduğumuz, karşısında barışın toplumsallaşması için beraber mücadele etmenin önünü nasıl açabileceğimizin biçimlerini bulmak sorumluluğuyla da karşı karşıyayız. Demokrasi dediğimiz şeyi bize altın bir tepside sunmayacaklar. Bu nedenle bunu bilerek bu mücadele zeminlerini sürekli diri tutmaya çalıştığımız, iktidarın ne yapmaya çalıştığının farkındalığımızı gösteren, bunu da muhatabının karşısında mücadele ederek göstermeye çalışan bir pratiği çizmeye çalışıyoruz.”   ‘Atılması gereken demokratik adımlar var’   Sürece dair birçok demokratik adım atılması gerektiğini ifade eden Didar Gül, bu adımların nasıl atılacağı, hangi yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini şu sözlerle anlattı: “Kürt dilinin statüsünün verilmesi, anadilde eğitim gibi hakların sağlanması önemli bir yerde duruyor. Hâlâ belediyeler ve kayyumlar tartışmasını gerçekleştiriyoruz. Bugün CHP'ye kadar sıçrayan bu tartışmanın içerisindeyiz ve kayyım atanmasının önlenmesi ile ilgili yasal düzenleme yapılması gerekiyor. Tabii ki bunların hepsi zaman alacak ve bugünden yarına hızlı bir demokratikleşme beklemediğimiz bir düzlem var. Sonuçta bu sürece CHP de dahil. Çünkü bu faşist saldırının bir muhatabı da CHP; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, çeşitli ilçe belediyelerine yapılan saldırı, İmamoğlu'nun aylardır tutuklu bulunması ya da açılan soruşturmalar, hepsi bu faşist saldırıların bir parçası. Haliyle AKP parça parça direnen dinamikleri çok daha kolay yönetebileceğinin farkında. O yüzden zaten Kürt halkıyla diğer direnen dinamikleri ayırmaya çalışıyor. Biz ise bunun karşısında bunun bilinciyle hareket etmek yükümlülüğündeyiz. Bu sorumluluğu taşımamız gerekiyor diye düşünüyoruz.”   ‘Kürt halkının taleplerini yerine getirmek demokratikleşmenin önünü açar’   Kürt halkının bir mücadele tarihi olduğuna, 40 yıl öncesinden bugüne uzanan Kürt Özgürlük Hareketi’nin bulunduğunu hatırlatan Didar Gül, bundan sonraki dönemde de hem sosyalistler hem de Kürt halkının yoldaşları olarak o mücadelenin yanında olmak ve demokratikleşme düzeyini beraber inşa etmek zorunda olduklarını kaydetti. Bunun kendisinin AKP-MHP karşısında ciddi bir birleşik mücadeleyi zorunlu kıldığını belirten Didar Gül, “Çünkü Kürt halkının barış mücadelesinin ya da Kürt özgürlük hareketinin taleplerinin hayata geçmesi birçok zeminde demokratikleşme zeminlerinin önünü açacaktır. Bu demokratikleşme zemini sadece Kürt halkı ile ilgili değil. Kürt halkının getirdiği mücadelenin sonuçları, Kürt halkını aşan bir yerde duruyor. Çünkü en kritik demokratikleşme mücadelesinin verildiği alan orası. İşçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, çocukların bugün bu mücadeleyle ve bu taleplerle direkt teması var. Bu gerçeğin üzerinden atlamadan ‘birleşik mücadeleyi nasıl kurarız?’ meselesi önemli bir yerde duruyor” dedi.   ‘Birleşik mücadele zeminleri kurmak bir sorumluluktur’   Genel anlamda birleşik mücadele zeminlerinin yeteri kadar işletilmediğini söyleyen Didar Gül, bunun aşılmaması gerektiğini vurguladı. Didar Gül, “Bugün yapılan tarihsel yanlışlara yanlış demek ama bunu da AKP-MHP'nin karşısında birleşik zeminleri kurmanın önemini bilen bir yerden yapmak gerekiyor. Öteki türlüsü hem sorumluluğun farkına varmayan bir tavır oluyor, hem de aslında onlarca yıllık savaşın karşısında barış mücadelesini yükseltmenin gereğini yerine getirmemek oluyor. Ulusalcı şoven kesimden de, liberal başkaca kesimlerden de bunu görüyoruz. Bu meseleyi CHP'ye saldırı boyutuna taşıyan da var. Buraya da düşmeden ama bu eleştiriyle beraber bu zeminleri nasıl koruyacağımızın yollarını da arayan bir mücadele dinamiğini hep beraber yaratmak zorundayız” diye konuştu.