Dumlu 2 No’lu Cezaevi’nde sistematik ihlal 2026-02-16 15:55:32   ERZIROM - Dumlu 2 Nolu Cezaevi’nde yaşanan baskı ve hak ihlallerine dikkat çeken ÖHD Cezaevi Komisyonu, “Cezaevi içinde tehdit, baskı ve kötü muamele iddiaları etkili ve bağımsız biçimde soruşturulmalıdır” dedi.    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Hapishane Komisyonu, Erzurum Dumlu 2 Nolu Cezaevi’nde yaşanan kötü muamele, hak ihlalleri ve tecride ilişkin cezaevi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya, tutsak yakınları, avukatlar, milletvekilleri ve belediye eşbaşkanları katıldı.   Açıklamada ilk olarak konuşan MED Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD FED) Eşbaşkanı Pınar Sakık Tekin, “Uzun süredir Türkiye’de barışa dair bir atmosfer konuşulurken maalesef bugün Erzurum Dumlu 2 Nolu Cezaevi’nde yaşananlar bu gerçeklikte örtüşmemektedir. Bugün cezaevinde yaşananlar münferit olaylar değil, sistemli hak ihlalleridir. Bu yapılanlar hukuka ve insan haklarına aykırıdır” diye belirtti.    ‘Cezaevleri sindirme merkezlerine dönüştürülmekt’   Ardından açıklamayı okuyan Komisyon üyesi Süleyman Zaman, Türkiye’de barışın tesis edilmesi ve demokratik toplumun inşası yönünde yürütülen sürecin, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayalı bir düzenin kurulmasını zorunlu kıldığını dile getirdi. Zaman, “Anayasa, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve tarafı olunan hukuki yükümlülükler; devletin tüm kurumlarını kişi onurunu korumak, keyfi uygulamalara son vermek ve özgürlükleri güvence altına almakla yükümlü kılmaktadır. Ancak bugün hapishanelerde uygulanan rejim, bu hukuki çerçeveyle açık bir çelişki içindedir. Hapishanelerde tecridin derinleştirilmesi, mahpuslar arası sosyal iletişimin kesilmesi ve keyfi disiplin cezalarının olağanlaştırılması; hukukun fiilen askıya alındığını göstermektedir. Çatışma ve inkâr politikalarının yerini diyalog ve çözümün alacağı iddia edilirken, hapishaneler onur kırıcı cezalandırma ve sindirme merkezlerine dönüştürülmektedir” ifadelerini kullandı.    ‘Onur kırıcı uygulamalar yaşanmakta’   Tutsakların, savcılık, Meclis ve Adalet Bakanlığı’na yaptıkları tüm başvuruların sonuçsuz bırakılarak, hukuki yolların etkisizleştirildiğini söyleyen Süleyman Zaman, “Dahası, bu başvuruların ardından koşulların daha da ağırlaştırıldığı bildirilmiştir. Hak arama girişimleri cezalandırma gerekçesine dönüştürülmüştür. Mahpusların idareyle görüşmelerde ayakta bekletilmesi, temsil ve diyalog kanallarının kapatılması, davranışsal onur kırıcı politikalar ile sindirilmeye çalışılmaktadır. Telefon görüşlerine veya idarenin başka birimlerine çıkarılırken uygulanan onur kırıcı aramalar ve tehditkâr tutumlar, güvenlik değil psikolojik yıldırma amacına hizmet etmektedir. Cezaevinde uygulanan modül tipi kapatma sistemi, mahpusları fiilen hücre rejimine mahkûm etmektedir. Mahpuslar birbirlerinden izole edilmekte, ortak alanlar fiilen kullanılamaz hâle getirilmekte, sosyal yaşam bilinçli biçimde yok edilmektedir. Mahpuslar arası sosyal iletişimin kesilmesi; yalnızlığı derinleştiren, ruh sağlığını bozan ve insanın varoluşunu hedef alan bir uygulamadır. İnsan, insanla var olur. Sosyal temasın ortadan kaldırılması, bedensel değil doğrudan zihinsel ve psikolojik bir cezalandırma yöntemidir” diye belirtti.    Hak ihlalleri     Havalandırma sürelerinin bir saate düşürülmesi, atölye çalışmalarının yarıya indirilmesi, spor ve sosyal faaliyetlerin fiilen ortadan kaldırılmasının sadece tutsağın özgürlüğünü değil yaşam hakkının da sınırlandırılması demek olduğunu belirten Süleyman Zaman, “Bu uygulamalar, mahpusları kapalı alanlara hapsederek nefessiz bırakmakta; fiziksel çöküşü ve psikolojik yıkımı hızlandırmaktadır. Keyfi disiplin soruşturmaları ise cezaevinde baskının temel aracına dönüşmüştür. Oda temizliği yapmak, şarkı söylemek, faaliyetlere katılmamak gibi gerekçelerle disiplin cezası verilmesi; hukukun değil, keyfiliğin hüküm sürdüğünü göstermektedir. Disiplin cezaları bir düzen aracı değil, itaat üretme mekanizması hâline getirilmiştir. Aramalar sırasında eşyaların tahrip edilmesi, kişisel materyallere el konulması; kitap, dergi ve mektupların engellenmesi düşünce ve ifade özgürlüğünün açıkça gaspıdır. Sağlık hizmetlerine erişim geciktirilmekte; revir ve hastane sevkleri ertelenmekte, kronik hastalıklar tedavisiz bırakılmaktadır. Muayenelere ağır güvenlik eşliğinde götürülme uygulaması, mahpusları hasta değil suç nesnesi olarak gören yaklaşımın ürünüdür” dedi.    Yaşanan hak ihlallerinin hukuki yollarla çözülememesi nedeniyle tutsakların açlık grevine başladığını belirten Süleyman Zaman, şöyle devam etti: “Bu durum, hapishanelerde yaşananların artık olağan bir sorun değil, yapısal bir kriz olduğunu göstermektedir. Hapishaneler bir ülkenin hukuk anlayışının aynasıdır. Bugün bu aynada görünen şey adalet değil; tecrit, keyfilik ve insan onurunun sistematik biçimde çiğnenmesidir. Toplumsal barış, ancak hapishanelerde hukukun işletilmesiyle mümkündür. Hak örgütleri olarak, hapishanelerde yaşanan bu sistematik hak ihlallerini meşrulaştıran hiçbir uygulamayı kabul etmiyoruz. Anayasa ve tarafı olunan uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler yerine getirilinceye kadar, hukukun üstünlüğünü, insan onurunu ve barış hakkını savunma sorumluluğumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.”    Talepler    Zaman, talepleri şöyle sıraladı:    “* Mahpusların sağlık hakkı eksiksiz güvence altına alınmalı, revir ve hastane sevkleri geciktirilmemeli, kronik hastalıklar düzenli biçimde tedavi edilmelidir.   * Aile görüşleri ulaşım koşulları gözetilerek düzenlenmeli, mümkün olan durumlarda aynı güne alınmalıdır.   * Telefon ve haberleşme hakkı üzerindeki keyfi engellemeler kaldırılmalı, onur kırıcı arama uygulamalarına son verilmelidir.   * Cezaevi idaresi ile mahpuslar arasında diyalog mekanizması insan onuruna yakışır şekilde yeniden kurulmalıdır.   * Havalandırma süreleri mevzuata uygun hâle getirilmeli; spor, atölye ve sosyal faaliyetler eski sürelerine kavuşturulmalı ve yeni faaliyetler planlanmalıdır.   * Mahpuslar arası sosyal iletişimi ortadan kaldıran modül tipi kapatma uygulamalarına son verilmeli, güvenli sosyal temas olanakları sağlanmalıdır.   * Keyfi disiplin soruşturmaları durdurulmalı, açılmış olanlar geri çekilmelidir.   * Aramalarda eşyaların tahrip edilmesine son verilmeli; kitap, dergi ve mektuplar üzerindeki kısıtlamalar kaldırılmalıdır.   * Cezaevi içinde tehdit, baskı ve kötü muamele iddiaları etkili ve bağımsız biçimde soruşturulmalıdır.”