İHD: Anadilde eğitim hakkı güvence altına alınmalı 2026-02-21 14:26:38   HABER MERKEZİ - İHD, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Anadilde eğitim hakkı güvence altına alınmalı” dedi.    İnsan Hakları Derneği (İHD), 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla birçok kentte açıklama yaptı.     İzmir   İHD İzmir Şubesi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla basın toplantısı gerçekleştirdi. Dernek binasında gerçekleştirilen basın toplantısına dernek yöneticilileri, üyeleri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Basın metnini dernek adına İHD İzmir Şube Eşbaşkanı Zilan Gümüş ve dernek yöneticisi Mustafa Kızartıcı okudu.   İstanbul    İHD İstanbul Şubesi, dernek binasında anadil günü dolayısıyla basın toplantısı düzenledi. Salonda “Ana dil haktır, engellenemez” yazılı pankart asılırken basın metninin Kürtçesini Şube Eşbaşkanı Jiyan Tosun, Türkçesini ise Şube Yönetiminden Hasan Yaviç okudu. Açıklamada ayrıca avukat Eren Keskin, İHD MYK Üyesi Nimet Tanrıkulu, Cumartesi Annesi Hanım Tosun ve İkbal Eren söz aldı.   ‘Asıl sorun tekçi ulus devlet zihniyeti’   Eren Keskin, Türkiye’nin ana dil konusunda çok zengin olmasına rağmen sadece Türk ve Sünni Müslümanları esas aldığı için diğer tüm dilleri asimile etmeye ve yok etmeye çalıştığını dile getirdi. Sadece Kürtçe yasaklanıyor gibi görünse de bütün dilleri ve kültürleri yok eden tekçi bir zihniyetin sorun olduğunu belirten Eren Keskin, “Bütün kimliklerin esas yok edilme nedeni ulus devletler. Her ulus devlet bunu bu kadar aşırı yapmıyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti aşırı derecede yapıyor” sözlerini kullandı.   ‘Kirmançkî yok olma tehlikesindeki diller arasında ilk sırada’   Ana dili olan Kirmançkî dilini anladığını ancak konuşamadığını dile getiren İHD MYK Üyesi Nimet Tanrıkulu, ana dilinin UNESCO dil araştırmalarına göre de Türkiye’de yok olma tehlikesi altında olan diller arasında bulunduğunu belirtti. Nimet Tanrıkulu, “Ana dilinde eğitim alamamak da büyük sorun. Kendi bulundukları coğrafyada sürgün hayatı yaşamaları da ana dilin unutulmasında, konuşulmamasında önemli etken. Zazaca tehlike altındaki diller arasında birinci sırada. Coğrafyamızın yaşadığı bir dizi sorun nedeniyle diller azalır, insan toplulukları azalır. Coğrafyanın tüm kültürünü aktaran diller sosyal alanlardır. Dilleri sürekli korumamız gerekiyor. Bu coğrafyada konuşulmayan dillerin sebebi biraz da biziz” şeklinde belirtti.   Ana dilin öğrenilmesi için çağrı    Son olarak Hanım Tosun, ana dili olan Kirmançkî lehçesinde söz aldı. Cumartesi Annesi Hanım Tosun, ana dilinin yaşatılması çağrısında bulunarak, “Maalesef ki biz Türkçe, Kurmancî konuşuyoruz ama Kirmançkî bilmiyoruz. Ortak dilimiz Türkçe ya da Kirmançkî olmuş. Ana dilimizi unutuyoruz, bilmiyoruz; neden geldik, nasıl geldik unutuyoruz” dedi.   Ortak basın metninde şunlar belirtildi:    “Anadili bireyin doğduğunda herhangi bir dışsal öğrenme çabasına girmeden içine doğduğu topluluğun günlük yaşamında kullandığı, sosyalleştiği, sanat ve kültürel değerlerini yaşadığı sosyal ortamdan doğal akışıyla öğrendiği dildir. Bu yönüyle anadil hakkı hem bireysel bir hak hem de ait olunan topluluğun kolektif hakları kapsamındadır. Bugün dünya üzerinde 7 bin civarında dilin konuşulduğu ve bunların 2 bin 500 tanesinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu bilinmektedir. Bu tehlikeye dikkat çekmeye çalışan UNESCO, 17 Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat’ı Uluslararası Anadili Günü olarak ilan etmiş ve 2000 yılından bu yana dünyada kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla "Dünya Anadili Günü" olarak kutlanmaya başlanmıştır.   ‘Anadilinde eğitime, ulus devlet anlayışı engel’   Anadili bireylerin mensup oldukları topluluklar içerisinde veya bir devlet yönetimi altında kendilerini en iyi ifade ettikleri, sosyalleştikleri ve kültürel varlıklarını sürdürdükleri dildir. Devletleşmemiş halkların özellikle anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakılması, kendilerini geliştirecek birçok olanaktan yoksun kalmaları anlamına gelmektedir.  Anadilinde eğitim taleplerinin önündeki en büyük engel, dünyada hâkim olan 'ulus devlet' anlayışının kendisidir. Ulus devletler; asimilasyoncu, tekçi ve yasaklayıcı bir tutumla resmi dil dışındaki dillerin reddiyesi üzerine inşa edilmiştir. Bu anlayış, bir toprak parçası üzerinde yaşayan bütün etnik grupları ya da halkları 'tek dilli' konuşmaya, bu dilde eğitim görmeye ve diğer faaliyetlerini sürdürmeye zorlamaktadır. Dünya üzerinde yok olan, tehlike altında olan ve konuşulan tüm diller insanlık tarihinin ortak değeridir. Halkların kendi dillerinde konuşma, eğitim alma, yaşamlarını ve kültürlerini devam ettirmeleri sağlanmalıdır. Dilsel ve kültürel çoğulculuk ile toplumların barış içinde, bir arada ve özgürce yaşamaları mümkün olacaktır.   Türkiye’de çok sayıda dil olmasına rağmen, Türkçe dışındaki bazı diller 2012 yılında çıkarılan seçmeli dersler genelgesi kapsamında, 5. sınıftan başlamak üzere seçmeli ders olarak okutulabilmektedir. Bir çocuğun ilkokul 5. sınıfa kadar ailesinden öğrendiği dilden kopması ve resmi dili öğrenerek bilime, sanata, kültüre ve eğitime erişmeye zorlanması; hem çocuk haklarının ihlali hem de pedagojik olarak çocuğun ruhsal, sosyal ve duygusal dünyasının parçalanması anlamına gelmekte, 'çocuğun yüksek yararı' ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Farklı dil ve lehçelerin seçmeli ders olarak okutulmasını öngören düzenleme, sorunun çözümü açısından yetersiz olmasının yanında, pratikte karşılaşılan güçlükler ve yaratılan engeller nedeniyle neredeyse imkânsız hale getirilmiştir. Yeterince öğretmen atanmaması, bir sınıfta en az 10 öğrencinin o dersi seçmek zorunda oluşu, eğitim araç-gereçleri ile ders kitaplarının eksikliği gibi zorluklar, zaten sınırlı olan bu hakkın kullanılmasını fiilen işlemez hale getirmiştir Ayrıca çocukların ve velilerin ders seçim dönemlerinde haberdar edilmeden idarenin uygun gördüğü (çoğunlukla da dini içerikli) derslere yönlendirilmesi ciddi bir sorundur. Ailelerin ve çocukların ayrımcılığa veya sosyal dışlanmaya uğrama endişesi de anadilde eğitim talepleri bakımından caydırıcı bir rol oynamaktadır.   Ana dilde eğitim hakkı Kürt sorununun çözümüne katkı sunar   Kürt meselesinin çözümü ve toplumsal barışın sağlanmasında, anadilinde eğitim hakkı kilit bir öneme sahiptir. Bu bağlamda Kürt dili ile lehçelerinde eğitim hakkının anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulması, meselenin çözümüne çok büyük bir katkı sunacaktır. Devletin Kürt diline yönelik TRT Kurdî (TRT6) ve seçmeli dersler gibi düzenlemeleri önemli olmakla birlikte, hakkın özünü karşılayacak düzeyde değildir. Nitekim bu iyileştirmelere rağmen yaşamın pek çok alanında Kürtçenin kullanımı halen ciddi engelleme ve baskılarla karşılaşmaktadır. Mülki idari makamlar başta olmak üzere birçok idari karar ile Kürtçe tiyatro, sinema, konser ve benzeri kültürel etkinlikler yasaklanmaktadır. Cezaevlerine gönderilen Kürtçe kitap ve mektuplara el konulmaktadır. Kürtçe sokak, cadde veya yer isimleri konusunda idari makamların engellemeleriyle karşılaşmaktadır.   ‘Ana dilde eğitim hakkına dair düzenlemeler hayata geçirilmeli’   Bir yılı aşkın süredir devam eden ‘süreç’, devlet tarafından farklı biçimlerde tanımlanıyor olsa da Kürtlerde haklı beklentilere yol açmıştır. Bu beklentilerin en önemlisi ise ana dilde eğitim hakkının tanınması meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Kürt meselesinin çözümüne yönelik sorumluğunun gereği olarak anadilde eğitim hakkı konusunda gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri hızlıca hayata geçirmeye çağırıyoruz. Ayrıca devlet; başta BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 17, 29 ve 30. maddelerine koyduğu çekinceler olmak üzere, taraf olduğu evrensel insan hakları belgelerindeki farklı dil, kültür ve inanç değerlerinin öğretilmesine olanak veren maddelerdeki çekinceleri derhal kaldırmalıdır. Eğitim alanında eşit ve özgürlükçü bir ortamın sağlanabilmesi için BM-UNESCO Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşmesi’ne taraf olunmalı ve gereği yerine getirilmelidir.   Bu vesileyle, İnsan Hakları Derneği olarak Dünya Anadil Günü'nü kutluyor; her bireyin en doğal hakkı olan kendi anadili ile eğitim alması ve dünya ile iletişim kurması hakkının ivedilikle hayata geçirilmesini talep ediyoruz.”