TJA'dan ‘Dört katmanlı Kadın Kurtuluş İdeolojisi’ atölyesi 2026-02-22 16:58:11       İZMİR – TJA’nın İzmir’de düzenlediği “Dört katmanlı Kadın Kurtuluş İdeolojisi” atölyesinde, Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin beş temel ilkesi konuşuldu. Atölyeye katılan kadınlar, ilkeler doğrultusunda kendi deneyimlerini paylaştı.   Tevgera Jinên Azad (TJA), “Dört katmanlı Kadın Kurtuluş İdeolojisi” başlığıyla İzmir’de atölye gerçekleştirdi. Özgür Sanat ve Kültür Derneği’nde gerçekleştirilen atölyeye Jineoloji Akademisi üyesi Figen Aras’ın yanı sıra çok sayıda kadın katıldı. Atölyenin gerçekleştiği salona “Jin, jiyan, azadî” yazılı pankart asıldı. Atölye, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.   Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin beş temel ilkesi   Atölyede ilk olarak Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin beş temel ilkesi olan yurtseverlik, özgür düşünce, özgün/özerk örgütlenme, mücadeleyi büyütme ve etik/estetik ilkeleri konuşuldu.   Atölyede konuşan Figen Aras, yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde tek amacın alanları doldurmak olmadığını, 8 Mart’ın ruhunu yaşamın her alanına yaymak olduğunu ifade etti. Figen Aras, “Bu çoğalmak sadece sayı olarak çoğalmak da değil. O kafamızdaki güzel düşüncelerin, o iddianın kendisinin çoğalması, paylaşılması, örgütlenmesi. Bu çok kıymetli bizim açımızdan. Kadın Kurtuluş İdeolojisi, yıllardır verdiğimiz bir konu. Yani bir kadının özgürlük mücadelesinde esas aldığı ölçüler ne olmalı? Bu ölçülerden yola çıkıp kendimizi görmeye çalışıyorduk. 1990'larda başlayan bir özgün-özerk kadın yapılanması gelişti. Bu, sivil siyasete gelene kadar çok uzun bir zaman geçti. Kadınlar neden özgün özel örgütlenmeli? Bunun tartışmaları çok yaşandı. Biz kadınlar ilk zamanlarda bunun kavgasını çok verdik. Bugün hangi noktadayız? Özgün özel örgütlenme bizim esasımızdır ama ne kadar gereğini yerine getirebiliyoruz, içini nasıl doldurabiliyoruz? Bunu konuşacağız. Yurtseverlik deyince aklımıza hemen böyle siyaseten bir yurtseverlik geliyor ama bunu biraz açmak lazım. Yani toprağı, dili, kültürü korumak, yaşatmak. Kendi dilimizi, kendi kültürümüzü, kendi tarihimizi, toprağı korumak” dedi.   ‘Doğanın bir parçasıyız’   Toprağı korumanın işgalciye karşı korumak anlamına geldiğini belirten Figen Aras, “Bazen de o toprağı işgalciye karşı korurken kendimiz sahipleniyoruz. Buradan yola şöyle çıkabiliriz; bazen biz de doğadaki diğer varlıkları kendi malımız gibi sahipleniyor muyuz acaba? Doğadaki hayvanları, bitkileri, dağları, taşları sanki bizim için yaratılmış, bizim için faydası var diye düşünüp kendimizi bazen öyle görüyoruz. Doğaya nasıl bakıyoruz? Biz de doğanın bir parçasıyız. Böyle baktığımızda bunların hepsi toplumsal sorun gibi görünüyor. Bunu konuşmak, tartışmak çok önemli. Çözüm önerileri elbette çıkar ama biz şu anda bir bilinç açığa çıkartmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.   ‘Egemenlik ilişkileri, doğaya bakış açısıyla ilgili’   Birçok egemenlik ilişkisinin kaynağının doğaya bakış açısı olduğunu dile getiren Figen Aras, “Bu durum ‘Ben değerliyim senden. Ben üstünüm senden’ demek. Devlet de bunu diyor. ‘Ben devletim, vatandaştan üstünüm.’ Bir gün Türk diyor ki: ‘Ben Türk'üm, Kürt'ten üstünüm.’ Beyaz diyor ki: ‘Ben beyazım, siyahtan üstünüm.’ Erkek de diyor ki: ‘Ben erkeğim, kadından üstünüm.’ İlla bir şey, bir şeyden üstün, bir şey bir şeyin sahibi. Buna biz özne-nesne ayrımı diyoruz. İlla bir şeye özne olacak? Sahip olacak, diğeri de sahip olunan. Doğaya da böyle bakıyor muyuz, bakmıyor muyuz? Kabul edelim, bakıyoruz. Bir şeyin değerli ve kutsal olması için başka bir şeyi yok etmeye gerek var mı? Dolayısıyla biz insan merkezli baktığımızda, aynı erkeğin kadına yaptığı gibi bazen doğaya da bunu yapıyoruz. Öncelikli olarak şunu söylemek lazım. Doğadaki bütün varlıkların bir ruhu var. Bir enerjisi var. Bizim için yaratılmamışlardır. Biz birlikte yaratıldık, birlikte var olduk yani” diye belirtti.   ‘Hiçbir kadını yalnız bırakmamalıyız’   Sistemin, kadınların bir araya geldiğinde hakikatlerini buluşturacağını ve özgürlük kapısını aralayacaklarını bildiğini dile getiren Figen Aras, “Sistem bu sebeple kadınlar arası rekabeti ve kadını kadına düşman etmeyi hedefliyor. Bunun için neler yapılıyor? Yine öğretiler var. Ders kitaplarına kadar giren öğretiler var. Önce eve kapatıyor, bedenini kapatıyor ya da açıyor. Kadın nasıl giyinmeli, nasıl yaşamalı, nasıl oturmalı? Erkek karar veriyor. Ama çok önemli bir şey var. Kadınların bir araya gelmesini engellemek. İşte özgün ve özerk örgütlenmede açığa çıkan bir şey var. Biz kadınlar bir araya geldiğimizde nasıl bir enerji oluşuyor? Bu enerjinin kaynağı nereden geliyor? Oysa bir kadın arkadaş bir eksiklik yaşadığında yüzüne söyleyebilmeliyim. O düştüyse kaldırabilmeliyim. Onun düşmesi aslında benim düşmemdir. Hiçbir kadını yalnız bırakmamak lazım” diye ifade etti.   ‘Kadınların varoluşlarını gerçekleştirme halleri, etik bir meseledir’   Temel ilkelerden olan etik-estetik ilkesine dair konuşan Figen Aras, kadınların kendi varoluşlarını gerçekleştirme hallerinin etik bir mesele olduğunu söyledi. Figen Aras, “Bir erkeğin beni değersizleştirmesine karşı çıkmamak etik değil. Bunların hepsi etik dediğimiz yani doğru mu, değil mi? O yüzden de etik; ne doğru, kim için doğru tartışmalarında en güzel verilecek cevap belki de. Özgürlüğe açılıyorsa doğru dediğimiz şey, o zaman o etiğe saygı duymak gerekiyor. Estetik dediğimiz şeye de bize hep yalan bilgiler öğretildi. Estetik vücudun ölçüleri, güzellik, şekil değil aslında. Estetik dediğimiz şey düşüncedeki, düşünmenin kendisinin güzelliği. Güzel düşünmek. Güzel düşündüğünü güzel ifade etmek. Güzel düşündüğünü güzel yaşamak. Bu çok kıymetli bir şey” dedi.   Atölyeye katılan kadınlar, kendi deneyimlerini aktararak atölyeye katkıda bulundu.    Atölye, “Jin, jiyan, azadî” sloganlarıyla sona erdi.