Özgül Saki: Kadın katliamları politik bir sorun 2026-04-01 09:03:39   İSTANBUL - DEM Parti Milletvekili Özgül Saki, kadın katliamlarının bireysel değil, erkek egemen sistem ve cezasızlıkla büyüyen politik bir sorun olduğunu ifade etti. Ayşe Tokyaz davasına işaret eden Özgül Saki, kadınların yaşam hakkının iktidarın politikalarıyla daha da güvencesiz hale getirildiğini söyledi.   İstanbul'un Küçükçekmece ilçesinde üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz’ı katleden eski polis Cemil Koç ve ikisi polis olmak üzere 8 fail hakkında görülen davanın üçüncü duruşması, 24 Mart'ta Küçükçekmece Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Fail Cemil Koç’un davadaki rahat tavırları, cezasızlık politikalarının ve erkek adalet sisteminin sonuçlarını bir kez daha ortaya koydu.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki,  Ayşe Tokyaz davası üzerinden Kürdistan ve Türkiye’deki kadın katliamları ile cezasızlık politikalarını değerlendirdi.    Fail devletin cezasızlık politikalarından güç alıyor   Ayşe Tokyaz’ın faili Cemil Koç’un duruşmada sergilediği tutum ve söylemlerinin Türkiye’deki cezasızlık politikalarının bir sonucu olduğunu belirten Özgül Saki, “Fail Cemil Koç, Ayşe'nin katili, soğukkanlılığıyla: ‘Yok hayır, biz iyiydik, barışmıştık. Merdivenlerden düştü. Kesinlikle ben öldürmedim’ diyebiliyor. Bu cesaret, yıllardır süren erkek egemen adalet sisteminin ve cezasızlık politikalarının sonucudur” dedi. Cemil Koç’un mahkemedeki tutumunun tesadüf olmadığına dikkat çeken Özgül Saki, “Bugüne kadar gördüğümüz davalarda adaletin patriyarkal kodlarla erkeklerden yana olduğunu biliyoruz. Cemil Koç da buna güveniyor. Bu pervasızlıkla davada çok rahatlıkla ‘Hayır, ben mağdurum. Kendiliğinden öldü’ diyebiliyor” ifadelerini kullandı.   ‘İktidar politikaları erkekleri korumaya yönelik’   Kadın katliamlarında yürütülen yargı süreçlerini değerlendiren Özgül Saki, mevcut adalet sisteminin erkekleri koruyan bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti. Özgül Saki, “Bu davada bir kez daha gördük, bu sistemin emniyetiyle, iktidar politikalarıyla erkekleri korumak üzerine kurulu olduğu çok açık” dedi. Kadınların yaşam hakkının ikinci plana itildiğini vurgulayan Özgül Saki, bazı davalarda polislerin dahi failleri koruyan tutumlar sergilediğini belirtti. Özgül Saki, “Ayşe’nin kardeşinin verdiği ifadeler doğrudan sanığa ulaşıyor. Bu sadece Ayşe’nin davasına özgü değil, tüm Türkiye’deki sistemin erkekleri koruma pratiğinin göstergesi” ifadelerini kullandı.   Katliamların arkasındaki erkek şiddeti ve koruma zırhı   Kadın katliamlarında buna benzer çok sayıda örnek bulunduğunu dile getiren Özgül Saki, Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümüne dikkat çekti. “Eğer ailesi ve arkadaşları sahip çıkmasaydı, bu dosya da intihar denilerek kapatılacaktı” diyen Özgül Saki, benzer şekilde birçok katliamın üzerinin “doğal ölüm” ya da “intihar” olarak kayıtlara geçirildiğini ifade etti. Kadın platformlarıyla yürütülen mücadelenin bu gerçekleri ortaya çıkardığına işaret eden Özgül Saki, “Bu ölümlerin arkasında erkek şiddeti ve bir koruma zırhının olduğu çok açık bir şekilde ortaya çıktı. Buna rağmen mahkemelerde cezasızlık politikalarının sürdüğünü görüyoruz” dedi.   ‘Süreç faile avantaj sağlıyor’   Ayşe Tokyaz’ın katledilmeden önce kaybolmasına ve bu duruma ilişkin kardeşi Esra Tokyaz’ın yaptığı başvurulara işaret eden Özgül Saki, “Emniyet ve kolluk güçleri kadınların beyanlarını sistematik olarak değersizleştiriyor. Eğer Esra, kadın örgütleri ve feministler bu sürece sahip çıkmasaydı, Cemil Koç’un tutuklanması dahi mümkün olmayabilirdi. Bavulu bırakıyor, insanlar arıyor, ama süreç hep faile avantaj sağlıyor. Mesela Dilovası davasında da benzer bir tablo var. Konular farklı olabilir ama her ikisi de kadın bedeni ve kadınların yaşamı üzerinden faillerin korunduğu davalardır” dedi.   Söz konusu davada failin, sahip olduğu ilişkilerle kendini koruma altına almaya çalıştığını vurgulayan Özgül Saki, “Failin yakın çevresindeki kişiler açıkça ‘Beni nasıl tutuklarsınız, benim Trump’la fotoğrafım var, Tayyip Erdoğan’la fotoğrafım var’ diyebiliyor. Bu, sistemin kimleri koruduğunu açıkça gösteriyor” ifadelerini kullandı. Emniyet birimleri ile failler arasındaki ilişkilere de dikkat çeken Özgül Saki, “Failler emniyeti arayarak, bilmemeleri gereken tüm ayrıntılara ulaşabiliyor. Bu, tesadüf değil, sistematik bir koruma mekanizmasıdır” diye konuştu.   Kadın katliamlarının bireysel değil, sistematik olduğuna dikkat çeken Özgül Saki, “Bu ülkede günde en az üç kadın öldürülüyor. Bayramda tek bir günde altı kadın öldürüldü. Bu tabloyu bireysel öfke ya da ‘tutku cinayeti’ gibi kavramlarla açıklayamazsınız” dedi. İktidarın politikalarının da bu tabloyu beslediğini söyleyen Özgül Saki, “Aileyi yücelten ama kadını değersizleştiren politikalarla, emniyet ve yargı sistemi faillerin talepleri doğrultusunda şekilleniyor” ifadelerini kullandı.   ‘Hukuk meselesi değil, politik tercih’   Kadın örgütlerinin dava süreçlerine katılımının engellendiğini hatırlatan Özgül Saki, “Kadın platformları, baroların kadın hakları merkezleri, feministler ve Mor Çatı bu davalara müdahil olmak istiyor. Ancak mahkemeler otomatik olarak ‘suçtan doğrudan zarar görmedikleri’ gerekçesiyle bu talepleri reddediyor” dedi. Bu yaklaşımın erkek şiddetini meşrulaştırdığının altını çizen Özgül Saki, “Bu bir hukuk meselesi değil, politik bir tercihtir. Patriyarkanın verdiği cesaretle alınmış kararlardır” diye belirtti.   Bağımsız kadın örgütlerinin dava süreçlerine dahil edilmesi gerektiğini vurgulayan Özgül Saki, “Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinde feministlerin ve demokratik kadın kurumlarının müdahillik taleplerini kabul edecek yasal düzenlemeler yapmak zorundadır” dedi. Bugün yalnızca Aile Bakanlığı’nın müdahilliğinin kabul edildiğini ancak bunun etkisiz kaldığını söyleyen Özgül Saki, “Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans” söylemiyle hareket etmediklerini belirterek, “Aslında onlar kendilerini aklamak üzere buradalar. Gerçek anlamda kadın cinayetlerinin, şüpheli denilen ölümlerin maddi hakikatini çıkartacak bir performansla orada değiller. İktidarın politikalarını aklama pozisyonunda duruyorlar” diye konuştu.   Etkin soruşturma vurgusu   Ayşe Tokyaz dosyasına ilişkin geçmişte yaşanan Ejegül Ovezova katliamını hatırlatan Özgül Saki, etkili bir soruşturma yürütülmemesinin sonuçlarına değindi. Özgül Saki, “Eğer o dosyada etkili bir soruşturma yürütülmüş olsaydı, bugün Ayşe Tokyaz aramızda olabilirdi” dedi. Söz konusu olayda fail Cemil Koç’un şüpheli olarak tutuklandığını ancak daha sonra serbest bırakıldığını hatırlatan Özgül Saki, “Cemil Koç ilk etapta tutuklanıyor, ardından ‘yeterli kanıt yok’ denilerek serbest bırakılıyor” ifadelerini kullandı.   İki yıl önce Ejegül Ovezova’nın şüpheli ölümüne işaret eden Özgül Saki, bu tür olaylarda en yakın çevrenin öncelikli şüpheli olması gerektiğini söyledi. Özgül Saki, “Bu olayda da en doğal şüpheliler, birinci derecede yakınları, birlikte yaşadığı kişidir” diye belirtti. Göçmen kadınların maruz bırakıldığı ayrımcılığa da dikkat çeken Özgül Saki, “Göçmen kadınlar hem cinsiyet hem de kimlik temelli ayrımcılığa maruz kalıyor, başvuru mekanizmaları çoğu zaman işlemiyor. Bu da faillerin korunmasını kolaylaştırıyor” dedi.   Geçmişte yaşanan ihmallerin bugün yaşanan kadın katliamlarının önlenememesinde belirleyici olduğunu vurgulayan Özgül Saki, yargı süreçlerindeki eksikliklerin kadınların yaşam hakkını doğrudan etkilediğini dile getirdi.   ‘Mücadelemiz de sistematik olmalı’   Özgül Saki, “Failler her defasında arkalarında bir siyasi destek olacağını düşünüyor. Bu ağ içinde kadınların yaşamları her gün ellerinden alınıyor” diyerek bu durumun bireysel değil, sistematik olduğunu vurguladı. Özgül Saki, “Bu nedenle mücadele de sistematik olmak zorunda. Kadınlar ve feministler bu mücadeleyi zaten yürütüyor ancak bu, toplumun tamamının sorunudur” diye ekledi.   ‘Katliamlar üçüncü sayfa haberi olarak görülemez’   Kadın özgürlüğü olmadan eşit ve özgür bir toplumun inşa edilemeyeceğini söyleyen Özgül Saki, “Adalet, eşitlik ve özgürlük isteyen herkes açısından bu mesele temel bir meseledir. Bu ülkede kapitalist patriyarkal sistem kadınların emeği, bedeni ve yaşamı üzerinden yükseliyor” dedi. Kadın katliamlarının üçüncü sayfa haberi olarak görülemeyeceğini belirten Özgül Saki, “Sağlık sorunu olmayan genç bir kadının ölümü söz konusuysa, bunun arkasında erkek şiddeti olabileceği gerçeği en baştan dikkate alınmalıdır” diye konuştu.   ‘İstanbul Sözleşmesi iktidar için bir tehditti ve geri çekildiler’   İstanbul Sözleşmesi’nin önemine işaret eden Özgül Saki, “İstanbul Sözleşmesi bir yasa değil, devletin tüm kademelerine toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde sorumluluk yükleyen bir mekanizmaydı. Eğitim müfredatından sağlığa kadar her alanda yükümlülük getiriyordu. Bu nedenle iktidar açısından bir tehditti ve ilk fırsatta bu sözleşmeden çekildiler” dedi. 6284 sayılı kanunun dahi hâlâ tartışmalara açık olduğunu hatırlatan Özgül Saki, “Koruma mekanizmalarının zayıflatılması kadınları daha da güvencesiz hale getiriyor” sözlerine yer verdi.   ‘Bu tablo tesadüf değil’   Kadınların, haklarında koruma kararı aldırdıkları erkekler tarafından katledildiğine ve koruma mekanizmalarının yetersiz kaldığına dikkat çeken Özgül Saki, “Öldürülen kadınların yüzde yetmişinin koruma kararı var. Defalarca başvuru yapmış olmalarına rağmen katlediliyorlar. Bu tablo tesadüf değil” ifadesini kullandı. İktidarın politikalarının bir sonucu olduğunu vurgulayan Özgül Saki, “İktidar kadınların tüm kazanımlarına savaş açmış durumda. Ve bu sadece AKP iktidarıyla başlayan bir şey değil ama AKP iktidarı ile inanılmaz yükseltilen muhafazakâr politikalarla, İslamcı politikalarla kadınların hayatını dar eden bir atmosfere geldi” diye konuştu.   ‘Fatma Altınmakas katliamı çok katmanlı şiddet davası’   Özgül Saki, Kürdistan’daki kadınların hem erkek şiddeti hem de devletin özel savaş politikalarıyla katmerli bir şekilde karşı karşıya kaldığını belirtti. Özgül Saki, “Fatma Altınmakas karakola başvurduğunda Kürtçe konuştuğu için geri gönderildi ve 24 saat içinde katledildi. Bu, çok katmanlı bir şiddet örneğidir” dedi. Kürdistan’daki kadınların bu koşullar altında örgütlenmelerinin hayati olduğunun altını çizen Özgül Saki, “Orada yaşayan Kürtlerin varlığına, anadiline ve kültürüne karşı adeta savaş yürütülen bu coğrafyada kadınlar, bedenleri üzerinden toplumun yeniden inşa edilmesine dönük politikalara karşı örgütleniyor ve bunları açığa çıkarıyor. Yeni düzenlemelerin yapılması için her kademede, Meclis’ten sokağa, hanenin içine kadar her zeminde mücadele etmekle yükümlüyüz” dedi.   ‘Söylemler var ama etkili mücadele yok’   Kadın katliamlarının sistematik ve politik bir sorun olduğunu kaydeden Özgül Saki, “Bu ülkede her gün en az üç kadın öldürülüyor. Failler çoğu zaman koruma kararına rağmen hareket ediyor. Bu tablo, erkek egemen politikaların ve cezasızlığın sonucudur. Bütün siyasi partiler kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete karşı olduklarını söylüyorlar. Ama etkili mücadele konusunda çok daha fazla mücadele etmemiz gerekiyor. DEM Parti dışında siyasi partilerin, kadın milletvekillerinin sayısının çok az olması ile toplumda kadının sözünün değersizleştirilmesi arasında doğrudan bir bağlantı var” şeklinde belirtti.   ‘Örgütsel reformlara gidilmeli’   Tüm yapılara çağrıda bulunan Özgül Saki, “Artık bütün yapılar kendi içindeki erkek egemenliğine karşı tedbir almak zorunda. Siyasi partilerde, sendikalarda bu erkek tahakkümünü yıkacak ve kadınların eşit biçimde karar mekanizmalarında yer almasını sağlayacak örgütsel reformlara gidilmeli” dedi.   Ayşe Tokyaz davasındaki ilişkiler ağına dikkat çekti   Ayşe Tokyaz dosyasında ortaya çıkan ilişkiler ağına değinen Özgül Saki, fail Cemil Koç’un emniyet içindeki bağlantılarının yargı süreçlerini doğrudan etkilediğini söyledi. Özgül Saki, “Cemil Koç’un Diyarbakır’da emniyetle ilişkili olduğunu bugün görüyoruz. Daha önceki olayda da Diyarbakır emniyetinin örtbas mekanizmalarıyla bu süreçten sıyrıldığı anlaşılıyor” diye ekledi. Söz konusu organize ağın farklı illere uzandığını paylaşan Özgül Saki, “Ayşe Tokyaz dosyasında da ilk olarak Diyarbakır’daki emniyeti arıyor, ardından Malatya’daki emniyet devreye sokuluyor. Cemil Koç’un kimlik bilgileri verilerek, mağdur yakınlarının emniyetteki ifadeleri kendisine ulaştırılıyor. Bu, sıradan bir durum değil, çok güçlü ve organize bir ağın göstergesidir. Bu inanılmaz bir ağ. Bunun Diyarbakır, Malatya’da bu şekilde cereyan ediyor olması, özel savaş politikalarının devletin bütün kademelerinde nasıl işlediğinin de göstergesi” diye konuştu.   ‘Kadınlar her alanda barış istiyor’   Kadınlara yönelik şiddetin savaş politikalarıyla bağlantılı olduğunun altını çizen Özgül Saki, “Kadınlar ‘barış istiyoruz’ derken sadece çatışma anlarını kastetmiyor. Bu coğrafyada savaşın etkileri kadınların bedeni üzerinden, gündelik yaşamın her alanında sürüyor. Cinsel şiddetin artışı da bu politikalarla doğrudan bağlantılı” diye ekledi.