‘Kürt meselesi devletin anladığı biçimde çözülemez’ 2026-05-04 09:02:11   Beritan Tunç    İZMİR- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin somut adımlarla desteklenmediğini belirten gazeteci Nuray Sancar, “Kürt meselesinin, devletin anladığı biçimde çözülmesi mümkün değildir” dedi.   27 Şubat 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci, aradan geçen zamana rağmen somut adımlarla ilerletilmiş değil. Sürecin hayata geçirilmesine dönük herhangi bir yasal ve siyasal düzenleme yapılmazken, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki koşullarında da herhangi bir iyileştirme sağlanmadı. Cezaevlerinde bulunan siyasi tutsaklara ilişkin durum ise hâlâ değişmezken, bu tablo iktidarın sürece yaklaşımının sınırlı ve güvenlik eksenli karakterini sürdürdüğünü ortaya koyuyor.    Gazeteci Nuray Sancar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerine dair değerlendirmelerde bulundu.   ‘Kürt halkının kolektif haklarını tanımayan bir yöntem izleniyor’   Süreçte bir duraksama olduğuna dikkat çeken Nuray Sancar, sürecin herhangi bir ön takı ya da tamlama olmaksızın gündeme getirildiğini, içeriğinin de PKK’nin feshedilmesi ve silahların bırakılması olarak belirlendiğini ifade ederek, “Mecliste ayrıca bir komisyon kuruldu. Bu komisyon kapalı; kapılar ardında, bu komisyona dahil olanların her birinin kendi meşrebince orada olan biteni açıklamaya çalıştığı bir süreçten geçtik, bir eşikten geçtik. Dolayısıyla devlet, sık sık yasal bazı uygulamaların hayata geçirileceğini söylese de bununla ilgili bir adım atmış bulunmuyor. Dolayısıyla Kürt sorununun çözümü gibi bir gerçeklikle alakası olmayan bir siyasal yapılanmadan bahsediyoruz. Sadece şu yaygınlaştırılıyor: ‘Artık silahlar susturuldu; Kürtlerin eşitlik meselesi diye bir şey var mı? Kürtler zaten eşit ve özgür’, ‘Kürtlerden bakan olabiliyor, milletvekili olabiliyor’ gibi ifadeler kullanılıyor ve bunun, Kürtleri dışta tutarsak, geniş bir toplumsal kabul gördüğünü de görüyoruz. Dolayısıyla bu yöntem, Kürtlerin kolektif kimliklerinin tanınması, kolektif taleplerinin karşılanması meselesinden uzak bir yöntemdir. Burada çok ciddi bir aksama olduğunu ve Kürtlerin de bir beklentiye sokulduğunu görüyoruz. Ancak bu beklenti, kendi içinde birtakım gerilimleri de besleyen bir süreçtir. Eğer bu sürecin bir barış ve demokrasi süreci olması gerekiyorsa ki bizim açımızdan böyledir, Kürt halkının beklentisi de bu yöndedir birtakım aşamalardan geçilmesi gerekir. Bu aşamalar gündeme getirilmediği sürece, Kürt meselesinin devletin anladığı biçimde çözülmesi mümkün değildir” dedi.   ‘Sözde değil, özde bir müdahale gerekmektedir’   Bazı adımların atılmasının bu süreçte büyük önem taşıdığını dile getiren Nuray Sancar, “Aksi takdirde süreç, bekleyen her şey gibi kokuşma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Bundan da kimsenin bir çıkarı olmayacaktır; bu, devletin de işine gelecek bir durum değildir. Bu nedenle barış sürecinin aynı zamanda bir hak tanıma süreci olarak, Kürtlerin kolektif haklarının tanınmasıyla ilerlemesi gerekiyor. Bu konuda hem Kürtlere hem de Kürtlerin dışındaki kesimlere büyük görev düşüyor. Bu aynı zamanda bir mücadele sürecidir; demokratik bir mücadele sürecidir. Somut adımlar açısından neler yapılmalı? Öncelikle bu sürecin, ‘haklarını tanıyoruz’ demekle yetinmemesi gerekiyor. Her şeyden önce Kürtlerin anadilinde eğitim hakkının tanınması, kültürel haklarının güvence altına alınması, kendi kaderini tayin etmesiyle ilgili bariyerlerin kaldırılması gerekir. Bunun dışında cezaevlerinde çok sayıda tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır; bunların özgürlüklerine kavuşması ve durumlarının yasal bir zemine oturtulması gerekmektedir. Aksi hâlde ‘bitirdik, kapattık’ gibi ifadelerin içi boş kalacaktır. Gerçekten barışık bir toplumsal ve siyasal yapı oluşturmak açısından bu adımların atılması şarttır. Yani sözde değil, özde bir müdahale gerekmektedir” ifadelerini kullandı.   ‘Gerçek sosyalist hareket ezilenlerin haklarını savunur’   Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durum nedeniyle iktidardaki siyasi hareketlerin, sorunun özüne dokunmayan çözümlerle ilerleme eğiliminde olduğunu kaydeden Nuray Sancar, geçmiş birikim ve deneyimlerinden çıkan izlenimlere bakıldığında bunun anlaşılacağını belirtti. Israrcı bir talebin örgütlenmesinin Kürt halkına ve dostlarına düştüğünü söyleyen Nuray Sancar, “Örgütlere, sendikalara da önemli görevler düşmektedir. Sosyalist hareketin bu süreçteki rolüne gelince: ‘Sosyalist hareket’ diye genelleştirilebilecek, tek bir çuvala konabilecek bir yapı yoktur. Bu yüzden bu kavramı sorunlu buluyorum. Gerçekten de bu süreci bir barış süreci olarak destekleyen, Kürtlerin yanında duran ve onların taleplerinin karşılanmasını isteyen hareketler vardır. Ancak bunun dışında, kendini sosyalist olarak tanımlayan ama bu sürece mesafeli duran ya da karşı çıkan, hatta yer yer devletçi ve ulusalcı eğilimler taşıyan yapılar da mevcuttur. Bu nedenle kavramın kendisi tartışmalıdır. Bununla birlikte, gerçek bir sosyalist hareket, ezilen bir ulusun kolektif haklarının tanınması için mücadele eden bir harekettir ve öyle olmalıdır. Bu bağlamda halkın aydınlatılması, ikna edilmesi ve barış meselesinin toplumsal gündeme taşınması için tüm imkânların kullanılması gerekir” şeklinde konuştu.   ‘Yeni bir stratejiye ve yeni bir dinamizme ihtiyaç var’   Sosyalist hareketin bu sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından ortak mücadelenin bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Nuray Sancar, devletin yarattığı belirsizliğin Kürt halkını beklentiye soktuğunu, milliyetçi reflekslerin güçlenmesi gibi pek çok sorunun sürecin önünde durduğunu söyledi. Mücadelenin çok yönlü olduğunu belirten Nuray Sancar, “Sadece Kürtleri değil, tüm ülkenin geleceğini ilgilendirmektedir. Sürecin nasıl şekilleneceği, ülkenin kaderini de belirleyecektir. Aynı zamanda devletin mevcut yapısında bir değişim olmadan kalıcı bir dönüşüm mümkün değildir. Bu da ancak ısrarlı, sürekli ve örgütlü bir mücadeleyle gerçekleşebilir. Bu süreç bizim için bir barış ve demokrasi mücadelesidir. Kürt halkının yalnız kalmaması, sosyalistlerin de bu sürece seyirci kalmaması gerekir. Bu doğrultuda beklentiyi aşan ve durumu değiştirebilecek hamlelerin dostlarla birlikte hayata geçirilmesi için yeni stratejilerin geliştirilmesi önemlidir. Yeni bir stratejiye ve yeni bir dinamizme ihtiyaç olduğu açıktır” sözlerini kullandı.