Ayla Akat Ata: Barış için taraflar eşit bir şekilde söz kurmalı 2026-07-22 09:01:19   Elfazi Toral - Melike Aydın    İSTANBUL – Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan TJA aktivisti Ayla Akat Ata, 2013-2015 çözüm sürecinden çıkarılan derslere dikkat çekerek, toplumsal barış için anayasal ve yasal düzenlemelerin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.   Türkiye'de kalıcı toplumsal barışın ve demokratikleşmenin yolu, Kürt meselesinin demokratik ve kalıcı çözümünden geçiyor. Bu sürecin en kritik başlıklarından birini ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın hukuki statüsü ve fiziki özgürlüğünün sağlanması oluşturuyor. Siyasi partilerden hukukçulara, sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerinden barış savunucularına kadar birçok kesim, gerçek ve kalıcı bir barışın ancak muhataplarıyla yürütülecek şeffaf ve demokratik bir diyalog süreciyle mümkün olabileceğine dikkat çekiyor. Sürecin toplumsal, hukuki ve siyasi boyutlarının halkın perspektifiyle ele alınması ve kolektif demokratik iradenin açığa çıkarılması ise barışın toplumsallaşması açısından hayati önem taşıyor.   Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Ayla Akat Ata, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dair değerlendirmelerde bulundu.   2013-15 tarihlerinde çıkan yasa   Türkiye’de çözüm süreçlerinin ilk olmadığını, 1993'ten bugüne gelen bir süreç söz konusu olduğunu vurgulayan Ayla Akat Ata, yıllardır devam eden savaş, çatışma ve müzakere süreçlerinden deneyimlerin olduğunu belirtti. “2000-2004 yılları arasında Avrupa Birliği uyum yasalarıyla elde edilen bir takım kültürel haklar var” diyen Ayla Akat Ata, bu yasaların yeterli olmadığını ve bundan dolayı da çatışmalı süreçlerin devam ettiğini dile getirdi. Ayla Akat Ata, “2009'da, 2013-15 sürecinde yine bazı yasal adımlar atıldı. Bu, dönemsel olarak cezaevlerindeki hükümlülerle ve tutuklularla ilgili de oldu. Ama demek ki atılan hiçbir adım, sürecin çatışmasızlığın devam ettiği bir noktaya evrilmesine sebebiyet vermedi. Bu süreç, bu anlamda bir daha benzerini yaşamamak adına düşünülmesi, ortaklaşılması ve pratiğe geçirilmesi gereken bir süreç. Bir önceki 2013-15 sürecinde parlamentoda bir yasa çıktı. O da çerçeve yasaydı. Çünkü sürecin içinde olanların ceza muafiyetinin olması gerekiyordu. Söz söyleyebilmeleri, çalışabilmeleri ve ilgili çevrelerle görüşebilmeleri gerekiyordu. Parlamentoda çıkan yasa tarihi bir yasaydı. Çünkü ilk defa parlamentodan böyle bir yasa çıkmıştı. Bu açıdan çok çok önemliydi. Yasa çıktı ama süreç bozulduktan sonra bu yasa, gözaltına alınan hiçbir siyasetçiye uygulanmadı. İnsanlar söyledikleri sözlerden ve yaptıkları çalışmalardan dolayı yargı karşısına çıktılar” şeklinde konuştu.   ‘Barış mekanizmalarına ihtiyaç var’   Çok daha geniş kesimlerin bu sürecin içerisinde yer alması gerektiğini ifade eden Ayla Akat Ata, 2011 yılında Meclis'te kurulan Uzlaşma Komisyonu'na işaret etti. Ayla Akat Ata, “Türkiye'de sadece anayasal anlamda atılması gereken adımlar konuşulsa ya da sadece iç hukukta, alt hukuk normlarında atılması gereken adımlar konuşulsa eksik kalır. İkisini bir arada konuşabilmeliyiz. İkisini bir arada tartışabilmeliyiz. İkisini bir arada yorumlayabilmeliyiz ve bundan korkmamalıyız. Çıkarılması beklenen yeni anayasa gerçekten yeni olacak mı? Türkiye'de yaşayan halkların, dinlerin ve inançların anayasası olacak mı? Bu örgütlenebilecek mi? Bu konuda bir fikir yürütmekten bile insanlar çekiniyorlar. İnsanlar söz kurmaktan çekiniyorlar. Çünkü bunun bir yasal güvencesi yok. 2013-15'te belli maddelerde, özellikle temel hak ve özgürlükler noktasında, epey bir maddede uzlaşma sağlandı. Demek ki konuşulunca uzlaşma sağlanabiliyor. O gün için çalışmanın bitmesine sebebiyet veren, Türkiye'de sistem değişikliği ve başkanlık sistemine geçişti. Hiçbir siyasi parti birbiriyle anlaşamamıştı. Ama bugün Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı sistemi var. Silahların susması hiçbir zaman barışın geldiği anlamına gelmiyor. Türkiye, 1993'ten bugüne negatif barış sürecini yaşadı ama pozitif barış sürecine geçemedi. Çünkü yapısal adım atılması lazım. Bu adımlar atılmıyor. Bazı yasal düzenlemeler yapıldı ama çatışmaların sona ermesi için yeterli olmadı. Parlamentoda işlemler yapıldı. O işlemlere siyasi iktidar sahip çıkmadığı için çok sayıda insan, yargının sopasıyla bastırılmaya çalışıldı. Türkiye'de bir masanın etrafında herkesin her şeyi konuşabileceğini gördük. Barış diyorsak, barışın mekanizmaları olur. O mekanizmalara ihtiyaç vardır” dedi.   ‘Taraflar eşit bir şekilde söz kurmalı’   Ayla Akat Ata, “Ve biz kadınlar, barış mekanizmalarının içinde olacağız; izleyen, seyreden değil. Bunun önünün açılması lazım. Kadın örgütleri, barış sürecinin neresindedir? Bu soruların cevabını bekliyoruz. Bugün parlamentonun aritmetiğini önümüze koyup baktığımızda, önceki süreçlerde tam karşıda olan milliyetçi bir parti bugün sürecin neredeyse ilk adımlarını attı. ‘Dünya barışını ya da bölge barışını konuşuyorsak önce kendi barışımızı sağlamalıyız’ sözü çok önemli bir sözdür. Süreç iki yıldır başladı ama siyasi iktidarın canı istediğinde kapıyı açıp, canı istediğinde kapattığı bir müzakere süreci olabilir mi? Olamaz. Bundan dolayı bir an önce, tarafların eşit bir şekilde söz kurabildiği ve eşit bir şekilde pratiklerini kamuoyuna yansıtabildikleri bir mekanizmanın kurulması gerekiyor. O mekanizmalar kurulduğunda da kadınlar bu mekanizmaların içerisinde yer alacaklardır” diye konuştu.   ‘Kamu gücüne ihtiyaç var’   Ortadoğu'da 100 yıldır devam eden bir dizayn hareketinin olduğunu paylaşan Ayla Akat Ata, Türkiye'de sağlanacak barışın Ortadoğu'yu da etkileyecek bir barış olacağını söyledi. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde sivil toplum örgütleri ve Türkiye’deki halkların aktif rol alması gerektiğini belirten Ayla Akat Ata, barışı sadece egemenlerin birbiriyle barıştığı bir formdan çıkarıp halkların barış arayışına dönüştürmek gerektiğini ifade etti. Ayla Akat Ata, “Bekleyip gör politikasına karşı çıkmak gerekiyor. Beklemek, süreci zehirleyecek en büyük yanlışlık olur. O nedenle de sözünü söylemek gerekiyor. Her zaman barışın bedeli, savaşın koşullarından daha ağır olmuştur. Çünkü çatışmak kolaydır ama barışmak zordur. Doğal olarak barışın bedelini de ödemeye aday olduğumuzu ortaya koymak gerekiyor. Devletin, ikili mekanizmaları harekete geçirebilecek bir kamu gücüne de ihtiyaç vardır. Ve herkesin bekleyip görme, sürece bırakma zemininden uzaklaşıp bu sürece müdahil olabileceği bilgisiyle hareket etmesi gerekiyor” dedi.