Mücadeleyle geçen bir ömür: Xanê Karasu 2026-08-08 09:06:34   Elfazi Toral    İSTANBUL - 94 yıllık yaşamına yoksulluğu, göçü, evlat hasretini ve mücadeleyi sığdıran Xanê Karasu, doğduğu topraklardaki komünal yaşamı hiç unutmadı. Kızı Sultan Karasu, “O bizim değerimizdi; hep dayanışmayı ve paylaşmayı aradı” dedi.    Sêwaz’ın (Sivas) Gurun (Gürün) ilçesine bağlı Reşadiye köyünde 7 kişilik bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Xanê Karasu, henüz çocukken zorla kuzeniyle evlendirilir. Çocuk yaşta hayatın zorluklarını omuzlayan Xane Karasu evlendirildikten sonra Karapınar köyüne gider, baskı ve yoksulluğun gölgesinde yaşamı 4 çocuk büyütür. Çocuklarını bin bir emekle büyüten Xanê Karasu, ekonomik koşullar nedeniyle ailesiyle birlikte önce Sêwaz’a, daha sonra Almanya’ya taşınır. Uzun süre Almanya’da kalan Xanê Karasu, okul, iş yeri ve ev temizliğinde çalışarak çocuklarına bir gelecek hazırlama çabasına girer. Amansız bir mücadele    Komünal yaşamın ve gerçek komşuluğun temsilcilerinden biri olan Xanê Karasu, daha sonra Almanya’dan yeniden köyüne döner. Fırından çıkan taze ekmeği bölüşmeyi, misafire sofrasını eksiksiz açmayı ve evini titizlikle çekip çevirmeyi hayatının merkezine koyan Xanê Karasu; kapısından giren herkesi güler yüzle karşılayan, misafirperverliğiyle tanınır.   Cezaevleri kapısı evi oldu   Komşuları tarafından da sevilen ve sayılan Xanê Karasu’nun yaşamındaki en derin izlerden biri ise oğlu Mustafa Karasu’nun tutuklanması ve ardından başlayan cezaevi süreci olur. Kalbinde hiç dinmeyen evlat özlemiyle geçen yıllarda cezaevi yollarını aşındıran Xanê Karasu, açlık grevleri döneminde evini cezaevi kapılarına taşıyan bir direnişçi olur.   Evlat hasreti hiç dinmedi   Xane Karasu Ankara’da Adalet Bakanlığı önündeki eylemlerden Amed Cezaevi’nin soğuk duvarlarına kadar 9 yıl boyunca hem oğlu Mustafa Karasu hem de tüm tutsaklar için mücadele yürütür. Oğlu Mustafa Karasu’nun daha sonra Kürt mücadelesine katılmasıyla birlikte, onu ekranda gördüğünde içinde derin bir özlem hissetse de politik baskılara karşı duruşundan taviz vermez. Zihninde oğlunu hiçbir zaman unutmayan Xanê Karasu, en ağır hastalık günlerinde bile kapıya gelen her şeyi “Abiniz mi gönderdi?” diyerek karşılar.     Toprağında defnedildi   2016 yılında eşini kaybeden Xanê Karasu, yönünü İstanbul’a ve daha sonra Çanakkale’ye verir. Kızlarının yanına taşınan Xanê Karasu’nun sağlık sorunları nedeniyle durumu giderek ağırlaşır. Son nefesine kadar en çok ait olduğu yeri; komünal yaşamı, toprağını ve Karapınar köyünü arar. Dilinden hiç düşürmediği vasiyeti ise kızları tarafından yerine getirildi. Memleketi Sêwaz’da son yolculuğuna uğurlanan Xanê Karasu, çocuklarını büyüttüğü ve çok sevdiği topraklara getirilerek, eşinin yanında defnedildi.   Xanê Karasu’nun yaşam hikâyesini kızı Sultan Karasu anlattı.  Annesinin çok zorlu koşullarda büyüdüğünü ifade eden Sultan Karasu, “Annem anlatıyordu; ‘Elimizde bir bavulumuz, bir de bir kat yatağımız vardı. Sivas’a gittik, hiçbir şeyimiz yoktu’ diyordu. Orada babam yine mahallede bir şeyler satıyormuş. Abim ve ben Sivas’ta dünyaya gelmişiz. Ablam köyde dünyaya gelmiş, kız kardeşim de Almanya’da dünyaya geldi. Sivas’tan sonra, ben 5 yaşındayken Almanya’ya gittik.    Türkiye'ye dönüş    İlk annemle beraber gittik. Babam daha önce gitmişti, biz sonrasında gittik. Babam buradaki koşullar nedeniyle çalışmak için gitmişti. Ablam ve abim Sivas’ta okuduğu için ikimiz gittik. Bir süre sonra annem de orada okul ve iş yeri temizliği gibi işlerde çalışmaya başladı. Orada 9 yıl kaldıktan sonra tekrar Türkiye’ye döndük.    İstanbul'a taşındık   Dönüş yapmamızın nedeni abimizin okulu bitirecek ve bir meslek sahibi olacak olmasıydı; bu yüzden babam temelli dönüş yaptı. Sonra İstanbul’a taşındık. Orada evimiz vardı ve yaşamaya başladık. Ben ortaokula başladım. Kız kardeşim henüz ilkokula yeni başlıyordu. Ablam vardı, abim de o dönem üniversitede okuyordu. Sonrasında şartlar biraz daha değişti. Abim bir sene sonra tutuklandı. Ondan sonra hayat biraz daha zorlaştı. Bizim bir bakkalımız vardı. Babam ve annem sürekli Amed’e, cezaevi yollarına giderdi” dedi.    Evini komşularını özlüyordu   Ailesindeki sevgi bağını ve babasının 2016’daki vefatının ardından yaşanan süreci anlatan Sultan Karasu, annesinin metropol yaşamına uyum sağlayamadığını belirtti. Annesinin memleketindeki komünal yaşamı, komşuluk ilişkilerini ve kadın dayanışmasını hep özlediğini vurgulayan Sultan Karasu, şöyle devam etti: “Annem memleketinden çıktıktan sonra çok üzüldü. Komünal yaşamı, komşuluk ilişkilerini, kadınlarla olan dayanışmayı çok özlüyordu. Türkiye metropolleri ona hiç iyi gelmedi.      Özlem hasretiyle gitti   Annesinin son günlerine ve vasiyetine dair konuşan Sultan Karasu, annesinin hafıza kaybına rağmen yakınlarını unutmadığını vurguladı. Her sabah ve akşam Karapınar köyüne dönme arzusu taşıdığını dile getiren Sultan Karasu, “Abimle ilgili özlemi çok fazlaydı. Özlem duyduğunu biliyorduk ama iç dünyasında neler yaşadığını belki de tam bilmiyorduk. Annem son dönemde de eve bir market alışverişi veya su geldiğinde ‘Bunu abiniz mi gönderdi?’ diye sorardı. Her şeyi ona bağlardı. Bazen bize, ‘Bak böyle yapmayın, abiniz size kızıyor’ derdi. O özlem hep vardı.   Biz iyiyiz merak etme...   Babam da o özlem içinde yaşadı. Cezaevi sürecinde, o açlık grevleri döneminde neredeyse cezaevi kapılarında yattılar. 9 yıl boyunca orayı evleri gibi bildiler. Babam da sonuna kadar mücadele etti. En son babamla röportaja geldiklerinde ‘Amca, Mustafa’ya ne söylemek istersin?’ diye sordular. Babam, ‘Oğlum, biz iyiyiz, hiç merak etme. Senin arkandayız. Biliyoruz ki sen iyi şeyler yapıyorsun. Seninle gurur duyuyoruz’ derdi. Şimdi anne de yok, baba da yok. Onlar bizim değerlerimiz; her zaman onlara saygı duyup onları en iyi şekilde yaşatmamız gerekiyor” diye konuştu.