600 vekilden yalnızca 27’si bakım emeğini gündemine aldı 2026-09-09 09:01:29   Melek Avcı    ANKARA - Sendikalarda yer alan Özlem Özmen’in paylaştığı araştırmaya göre Meclis’te dokuz ayda 600 milletvekilinden yalnızca 27’si kadınların omzuna yüklenen bakım emeğini gündemine alırken, Berfu Şeker esnek çalışma politikalarının kadınları güvencesizliğe ve aile içerisine hapsettiğine dikkat çekti.   Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), “Mirasımız direniş, sözümüz mücadele” şiarıyla 4-5-6 Eylül tarihlerinde 3’üncü Kadın Kurultayı’nı düzenledi. Uluslararası sendikaların üyeleri ve temsilcileri ile sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kadının katıldığı kurultayda birçok başlıkta atölye çalışmaları gerçekleştirildi ve atölye grupları raporlarını sundu. Büro Emekçileri Sendikası (BES) 1 Nolu Şube’de Meclis üyesi olarak görev alan ve kadın çalışmaları yürüten Özlem Özmen, “Bakım Emeği” üzerine tartışmaların yürütüldüğü atölyede yer aldı.    ‘Araştırmalarımızı atölyeye taşıdık’   Özlem Özmen, kurultay öncesinde kadın emekçilerle yaptıkları görüşmeler, işyeri ziyaretleri ve anket çalışmalarından elde ettikleri sonuçları atölyeye taşıdıklarını belirtti. Özlem Özmen, “Kadın Kurultayı hazırlıklarını hem Meclis’te hem de 1 ve 2 No’lu şubemizin işyeri kapsamındaki kadın emekçilerle röportajlar, görüşmeler, işyeri ziyaretleri ve anket çalışmaları yaparak yürüttük ve bazı sonuçlara ulaştık. Aynı zamanda Meclis’in geride bıraktığımız bir yıllık yasama döneminde bütün bu konular; bakım konusu, emek konusu, kadın konusu nasıl gündeme gelmiş, kurumsal bakım, kreş, huzurevi nasıl gündeme gelmiş ya da gelmemiş, körlükler neler, bunların hepsini çalışmamıza yansıttığımız bir raporlama yaptık. Burada 2,5 saati bulan bir çalışmayla farklı illerden, farklı sendikalardan, KESK bileşeni olan sendikalardan bakım emeği grubunu seçen kadınlarla bakım emeğini ve sendikal mücadeleyi konuştuk, tartıştık. Sonuçları da paylaştık” diye belirtti.   ‘Bakım yükü kadınlarda zaman yoksulluğu yaratıyor’   Yapılan araştırmanın ve sonuçlarının, bakım emeğinin kadınların sendikalara katılımının önündeki engellerden biri olduğunu ortaya koyduğunu belirten Özlem Özmen, bakım sorumluluğunun kadınlara yüklenmesinin aynı zamanda “zaman yoksulluğu” ve mental yük yarattığına dikkat çekti. Özlem Özmen, “Bakım konusunu sadece kadınlara özgülenen bir yük olarak düşünürsek; sendikalarda yer alan, sendikalara girmek, üye olmak isteyen ve hatta sendikalarda yönetici pozisyonlarında yer almak isteyen kadınların karşısına hangi engeller çıkıyor, dediğimizde bakım yükü karşımıza çıkıyor. Zaman yoksulluğu, kadınların çocuk bakımını, ilerleyen yaşlarda aile bireylerinin yaşlı bakımını, özel bakım gerektiren kişiler varsa onların bakımını üstlenmek zorunda kalması... Bunun, kadınların toplantı saatlerine uyumlarından çocuklarıyla birlikte ya da çocukları olmadan, evde birini bırakarak ‘Nasıl geleceğiz?’ gibi kaygıları taşımak zorunda olmalarına kadar mental bir yük de yarattığını örneklerle, deneyimlerle aktardılar. Örneğin, 88 yaşındaki hasta babasını evde bırakıp buraya geldiği için hem burada olup hem de aklı orada olan kadınlar anlattı. Aynı zamanda kendisi basın toplantısına katılan sendika üyesi bir erkek örneği var. Orada da kadın evde çocuk bakıyor; eşlerin her ikisi de sendikalıysa daha çok erkek tercih edilebiliyor. Yani hem sendikal harekete katılım hem de sendikaların içerisinde eril zihniyeti dönüştürme konusundaki zorluklar noktasında pek çok deneyim aktarıldı” sözlerini kullandı.   Sendikaları da dönüştürme hedefi   Bakım emeğinin yalnızca kadınların bireysel sorunu olmadığını ve dünyada bir bakım krizi yaşandığını belirten Özlem Özmen, “Dünyada bir bakım krizi yaşanıyor. Bunu pandemide, afetlerde, kriz dönemlerinde, derin yoksullukta çok daha yoğun yaşıyoruz. Ne yazık ki bütçeler yapılırken, kararlar alınırken, faaliyetler düzenlenirken kadınlara nasıl etki edeceği ya da kadınların katılımının, kadınların nasıl temsil edileceğinin hep göz ardı edildiğini görüyoruz. Sözde bir eşitlikten söz ediliyor. Dolayısıyla bunların değişmesi için bakım odaklı politika, bakım odaklı sendikacılık mümkün mü? Ücret odaklı sendikacılıktan bakım odaklı sendikacılığa geçiş mümkün mü, bunu tartışıyoruz. Toplu iş sözleşmelerinde bakım konusunun sadece kadınlara özgülenen bir sorun değil, hepimizin sorunu olduğu ve bunu hepimizin çözmesi gerektiğine dair neler yapılabilir, bunları konuştuk. Artık sendikalarda da erkeklik atölyeleri başlayabilir mi, bunu tartıştık. Eşitsizliği yaratan kadınlar değil ama buna maruz bırakılanlar kadınlar. Dolayısıyla bu sorunu çözmede erkeklere düşenleri, erkeklerin farkındalık çalışmalarıyla değişmelerini, aynı şekilde KESK’teki kadın üyelerin de bazı kodları benimsemelerinin nasıl bir değişim ve dönüşüm yaratabileceğini konuştuk” sözlerini kullandı.   ‘Kadınlar bir günlüğüne dünyayı durdursaydı ne olurdu?’   Kadınların ücretsiz bakım emeğinin görünür hâle getirilmesine ilişkin dünyadaki grev örneklerini de ele aldıklarını aktaran Özlem Özmen, “Bir günlüğüne kadınlar ev işlerini yapmayı durdursaydı, ev içinde eşit iş bölümü olmadığında sadece kadınların yaptığı çocuk bakımını, yaşlı bakımını yapmasaydı, bir günlüğüne dünyayı durdursaydık, hiçbir şey yapmasaydık dünya nasıl altüst olurdu? Bunun grev örneklerini, hem uluslararası örnekleri hem de uluslararası sendikaların kampanyalarını çalışalım, dedik. Biz, KESK bünyesinde de bakım konusunda mutlaka bir mekanizmanın kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Sadece belli bir yaşa özgü çocuk bakımı olan kreşi değil; içinde yaşadığımız ekosistemde hayvanlarla ve doğayla iç içe, tahakküm kuran bireyler ve toplum olarak değil de onunla eş güdümlü, uyum içerisinde yaşayan ve kendi iyiliğini gözetirken aynı zamanda yaşadığı dünyayı ve toplumu da gözeten bireylerin nasıl olabileceğini gerçekten uzun süre tartıştık. Farklı fikirler vardı. Kesişimsel alanlar oldu. Yani sendika, bakım, emek, kadın ve LGBTİ+; bunlar hep birbirini kesen alanlar. Burada da bütüncül politikalara ihtiyaç duyduğumuzu konuştuk” diye belirtti.   ‘Bakım için sendikalar da bütçe ayırmalı’   Bakım sorumluluğu nedeniyle kadınların sendikal faaliyetlere katılımının sınırlandığına dikkat çeken Özlem Özmen, sendikaların da bakım konusunda bütçe ayırması gerektiğini söyledi. Özlem Özmen, “KESK’e önerilerimiz oldu. İki tane rapor vardı. Manisa’dan gelen SES’in hazırladığı raporda, 100 kadınla yapılan anketin sonuçlarında, sendikalı kadınların yüzde 50’yi aşan bir oranının 45 yaş üstü olmasına değinilmişti. Kadınların kamusal bakımı özellikle talep etmesi önemli. Sendikaların da bakım konusunda bütçe ayırması gerekiyor. Bakım ve zamansızlık nedeniyle faaliyetlere katılamayan kadınları sendikalara nasıl çekebiliriz, sendikalarda nasıl aktif hâle getirebiliriz? Kamusal bakım için bütçe, sendikalarda da bütçe diyoruz. Sendikaların, merkezi bütçeyi ve yerel yönetim bütçelerini takip edip proaktif açıklamalar yapmasını, Meclis nezdinde çalışmalar yürütmesini önerdik. Bunun dışında 1 ve 2 No’lu şubenin, bizim Meclis’te özellikle yaptığımız anket çalışmalarında garsonundan danışmanına, sekreterinden büro personeline kadar kadın emekçiler, sırf kadın oldukları için ‘ofis anneliği’ gibi ekstra yüklerle; izin almak konusunda engellerle, izin ve mazeret konuları başta olmak üzere lütufkâr ve liyakatsiz tutumlarla karşılaştıklarını anlattılar. Kamusal bakım konusunda diretmeyi önemsiyoruz. Ama sadece dediğim gibi devletin, hükümetin, iktidarların, bakanlıkların ya da yerel yönetimlerin yapması gerekenlerin dışında, sendikaların da kendi içindeki dönüşümünün, kadınların bu ısrarlı direnciyle bugüne kadar elde ettiği kazanımlara yenilerini ekleyerek süreceğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.   ‘600 vekilden yalnızca 27’si bakım emeğini gündemine aldı’   Meclis’te yaptıkları dokuz aylık taramanın sonuçlarını paylaşan Özlem Özmen, bakım emeğinin erkek siyasetçilerin gündeminde yer almamasına dikkat çekti. Özlem Özmen, “Meclis’te yaptığımız taramada, dokuz aylık dönemde 600 vekilin sadece 27’si bakım emeği, kamusal emek, kamusal bakım, kamusal kurum bakımı ve kreş gibi konulara değinmiş. O 27 vekilin de yüzde 70’i aşan kısmı kadın. Dolayısıyla her nedense erkeklerin gündeminde yok. Bakımı doğal bir görev gibi kadınlara, eşlere, ağabeylere, ablalara, annelere paslayan bir anlayışı en baştan, en tepeden; Meclis’ten, üst politika kurullarından, Cumhurbaşkanlığının ortaya koyduğu bütçeden başlayarak hayatın her yerinde konuşturmak zorundayız” dedi.   ‘Bakım gözlemevi oluşturulmalı’   Sendikalar bünyesinde bakım emeğinin düzenli olarak izlenmesi ve buna ilişkin ayrıştırılmış verilerin oluşturulması gerektiğini söyleyen Özlem Özmen, şunları belirtti: “Bir bakım gözlemevi gibi, bir ayrıştırılmış veri politikası gibi bunların artık sendikalarda olacağını umuyoruz. ‘Ev işlerini kim yapacak?’ sorusunu sormamız gerekiyor. Eşit ebeveynlik izni Meclis’te yasal düzenleme olarak gelecek mi? Plan ve Bütçe Komisyonu, merkezi bütçe görüşmeleri; buralarda bütün sendikaların deneyimlerini, sağlık emekçilerinin, eğitim emekçilerinin, farklı işkollarındaki emekçilerin birikimini Meclis’te vekillerle yapılan çalışmalara nasıl entegre edebiliriz, bunu da konuştuk. Türkiye yaşlanıyor, ‘aile dağılıyor’ korkusu ve kaygısı körükleniyor. İdeolojik seçimlerin, neoliberal, neo-muhafazakâr, neo-popülist söylemlerin ve çalışmaların ne yazık ki kadınların aleyhine olduğunu da tespitlerimiz arasında tutuyoruz. Biz çözüm odaklı, bakım odaklı, ekonomisini gözeten, bakım manifestolarını inceleyen, dünyadaki diğer kadınların, diğer ülkelerin neler yaptığını araştıran ve bunları Türkiye’de de model olarak hayata geçirecek bir birikimi ortaya koymak için varız.”   ‘Aile Yılı ile yeni bir toplum mühendisliği yapılıyor’   Kurultay kapsamında “Ataerkillik, Muhafazakârlık ve Beden Politikaları Kapsamında Aile Yılı Politikaları; Kadın Emeği ve Bedenine Yönelik Saldırılar, Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hareketler, LGBTİ+ Düşmanlığı” başlıklı atölyede yer alan KAOS GL’den Berfu Şeker de atölyede yürütülen tartışmaları değerlendirdi. Aile Yılı politikalarının kadın emeği ve bedeni ile LGBTİ+’ların haklarına yönelik sonuçlarının birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Berfu Şeker, “Atölyede Aile Yılı, muhafazakârlık, beden politikaları, kadın emeğinin sömürüsü, toplumsal cinsiyet karşıtı hareketler ve LGBTİ+ karşıtlığı üzerine konuştuk. Aslında bunların hepsi birbiriyle bağlantılı olduğu için böyle bir atölye başlığı seçilmiş. Bunun altında biz daha çok toplumsal cinsiyet karşıtlığı ve LGBTİ+ karşıtlığı üzerinde duran bir atölye gerçekleştirdik. Aynı zamanda emek sömürüsünü de tartıştık. Aile Yılı’nın aileyi yeniden kurgulayarak kadının bedenini, emeğini, cinselliğini sömürdüğünü; aynı şekilde LGBTİ+ haklarını da yok sayarak, varoluşlarına saldırarak bir şekilde yeni bir toplum mühendisliği yaptığını düşünüyoruz. Bu atölyede en çok kesişimsel kimliklerin ayrımcılığa maruz kaldığı konusunda mutabakata vardık. Özellikle engelliler, translar ve LGBTİ+’lar çeşitli şekillerde Aile Yılı politikaları kapsamında hedef gösteriliyor ve hakları gasp ediliyor” diye belirtti.   ‘Kadın emeği ucuzlaştırılıyor’   Aile Yılı politikalarının emek politikalarından bağımsız olmadığını belirten Berfu Şeker, kadınların ve çocukların ucuz emek gücü olarak görülmesine dikkat çekti. Berfu Şeker, “Kadın emeği ucuzlaştırılıyor, sermaye sömürüsüne maruz kalıyor. Aynı şekilde çocuklar da MESEM’ler aracılığıyla sömürüye maruz bırakılıyor. ‘Kadınlar daha çok doğursun, MESEM’lerde daha çok çocuk işçi olsun ve ucuz emek gücü çoğalsın’ gibi bir bakış açısıyla bu politikaların hayata geçirildiği üzerinde durduk. Özellikle afet dönemlerinde bütün bu aile odaklı politikaların hem yardımlara erişme konusunda hem de kadınların bireysel ve özel ihtiyaçlarına erişiminde sonuçları olduğunu değerlendirdik. Kadınların cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarına erişememesi ya da transların transfer ve diğer yardım hizmetlerine erişememesi gibi birtakım sonuçları olduğunu konuştuk” diye konuştu.   ‘Esnek çalışma kadınları aile içerisine hapsetmeye çalışıyor’   Kadınlara yönelik esnek çalışma modellerinin de atölyenin tartışma başlıklarından biri olduğunu belirten Berfu Şeker, esnek çalışmanın kadınlar açısından güvencesizliği beraberinde getirdiğini söyledi. Berfu Şeker şöyle devam etti: “Kadınların esnek çalışma modellerine hapsedilmek istendiği üzerinde durduk. Esnek çalışma bir taraftan iyi bir şey gibi duyuluyor ama özünde kadınları güvencesiz, emeklilik hakkını da gasp eden bir yere doğru çekmeye ve ailenin içerisine hapsetmeye çalışıyor. Bakım emeğinin sosyal devlet tarafından üstlenilmesi, bakım emeği rollerinin ebeveynler arasında eşit bir şekilde dağıtılmasına yönelik politikaların üretilmesi ve sendikaların da bu konuda ses yükseltmesi gerektiği üzerinde duruyoruz. Gerçekten bakım krizine doğru giden bir dünyadayız ve bakım, hayatımızın merkezinde olan bir mesele. Hem çalışma hayatının hem de varoluşu sürdürmenin merkezinde olan bir mesele. Dolayısıyla sendikaların, çalışma hayatıyla birlikte bakım emeğinin toplumsal cinsiyet eşitliği odağında yeniden kadınların üzerinden alınması ve sosyal devlet tarafından bu yükümlülüklerin paylaşılması konusunda politika üretmesi, söz üretmesi ve daha çok eylemlilikte bulunması gerektiğini düşünüyoruz.”   ‘Kadınların üreyip ürememe seçenekleri çalışma hayatıyla doğrudan bağlantılı’   Kadınların kendi bedenleri ve doğurganlıkları hakkında karar verme hakkının da çalışma yaşamı ve bakım emeğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyen Berfu Şeker, kürtaj hakkına erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekti. Berfu Şeker, “Kürtaj hakkı bugün yasal olmasına rağmen, 10 haftaya kadar isteğe bağlı gebelik sonlandırmaya şu anda devlet hastanelerinde erişilemiyor. Özel klinikler üzerinde de İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bir baskı oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Dolayısıyla kadınların üreyip ürememe seçeneklerinin de bakım emeğiyle doğru orantılı olarak çalışma hayatına katılım, istihdam ve eğitime erişimle doğrudan bağlantılı biçimde ciddi bir şekilde gündemleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu politikaların kadınlar ve sendikalar tarafından iş birliği içerisinde yükseltilmesi gereken bir dönemde duruyoruz” ifadelerini kullandı.