YENİ Partili Gökçe Gökçen: Süreçte iç içelik ilkesini savunuyoruz 2026-11-03 09:09:15   Melek Avcı    ANKARA - Kadın konferansına katılan YENİ Parti Milletvekili Gökçe Gökçen, barış sürecinin toplumsallaşması gerektiğine dikkat çekerek, “Barışın kalıcılaştırılması için eşitliğe ve demokrasiye ihtiyaç var. Silah bırakma sürecinin kanuni düzenlemelerle desteklenmesi önemli ama diğer taraftan demokratikleşme adımlarının atılması gerekli” dedi.    Kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesinden demokratik çözüm ve barış arayışlarına kadar birçok başlığın ele alındığı “Yan Yanayız, Geleceği Konuşuyoruz” konferansı, 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Konferansa birçok kurum, örgüt, sendikanın kadın temsilcileri, siyasi parti temsilcilerinden oluşan 400 kişiye yakın kişi katıldı. Kadınların yanı sıra birçok basın kuruluşu ve gazeteci de konferansı takip etti.   Konferansın “Barışın siyasal sorumluluğu; demokratik çözüm, Meclis ve siyasi partiler” başlıklı oturumuna katılan YENİ Parti İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, farklı siyasetlerden ve görüşlerden kadınları buluşturan konferansı ve sürece ilişkin YENİ Parti’nin değerlendirmelerine dair konuştu.    ‘İktidara ciddi bir güvensizlik var’   Barış ve demokratik çözümün konuşulduğu dönemde kadınların sürece yaklaşımı ve rolü ile, YENİ Partili kadınların süreç değerlendirmelerine değinen Gökçe Gökçen, öncelikle iktidara karşı ciddi bir güvensizliğin olduğunu söyledi. Gökçe Gökçen, "İktidara ciddi bir güvensizlik var. İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi, 6284 sayılı Kanunun uygulanmaması ve her geçen gün kadına yönelik şiddetin artıyor olması, tabii ki iktidarı değiştirmek lazım duygusunu güçlendiriyor. Fakat bununla beraber, bizim en başından beri işaret ettiğimiz bazı durumlar vardı. Meclis’te komisyon kurulduğu zaman kadınların orada dinlenilmesi, özellikle Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, Diyarbakır Anneleri'nin dinlenildiği bir oturum vardı. Aslında orada dinlediklerimizden aldığımız dersleri, siyaset kurumu olarak, farklı siyasi partiler olarak konuşabilmiş olsaydık ve buralardan çıkardığımız mesajlar üzerine somut adımlar ortaya koyabilseydik belki çok daha güçlendirmiş olacaktık” dedi.    ‘Toplumsallaşmaya ihtiyaç var’   Bu aşamadan sonra bahsedilen adımların atılabilmesi için toplumsallaşmaya ihtiyaç duyulduğunun altını çizen Gökçe Gökçen, “Toplumsal barışın adaletle, demokrasiyle, eşitlikle birlikte savunulmasına ve somutlaştırılmasına, somut adımların atılması için mücadele etmeye ihtiyaç var. İşin özeti, kadınlar her zaman mücadele etmeye alışkın. Kendi hayatlarında da zaten şiddete karşı, eşitsizliğe karşı bir mücadele içindeler. O yüzden toplumsal barışı isteyen en önemli kesim de kadınlar ve bunu getirecek olan da kadınların birlikte mücadelesidir" diye belirtti.   ‘Kalıcı barış için eşitlik ve demokrasi’    Barışı kalıcı hale getirmek için siyasetteki kadınların ortak bir zeminde buluşmasının imkân ve imkansızlıklarına değinen Gökçe Gökçen, "Bu çok önemli konferansa katıldık ve burada farklı görüşten kadınların görüşlerini dile getirmesi, eleştirilerini ve önerilerini dile getirdikten sonra ortaklaştırabilecek alanları tespit etmesi çok kıymetliydi. Keşke burada diğer siyasi partilerin temsilcileri de olabilseydi, çeşitli sebeplerle olmadıklarını tahmin ediyorum. Ancak şöyle bir şey var; Milli Dayanışma Kardeşlik Demokrasi Komisyonu’na ‘Terörsüz Türkiye' ismi konuldu vesaire ama böyle bir süreç işletilirken 'toplumsallaşmayı boş verelim, meseleyi sadece güvenlikle sınırlı tutalım' ya da 'kendi aramızda halleder geçer gideriz' diye bakmak çok büyük bir yanlış olur. Çünkü barışın kalıcılaştırılması için bir kere eşitliğe ve demokrasiye ihtiyaç var. O yüzden burada evet, siyaset içindeki kadınların önemli bir rolü olabilir" şeklinde konuştu.      ‘Katkı ve eleştirilerimizi koymaya devam edeceğiz’    "Siyasi partiler arasında mesela komisyonda 51 milletvekilinin sadece 10'u kadınlardan oluşuyordu. Ama farklı farklı siyasi partilerden kadınları dinlediğiniz zaman farklı bir barış perspektifinin de ortaya konulduğunu görmüştük" diye devam eden Gökçe Gökçen, "Dolayısıyla burada bir potansiyel var. Fakat diğer siyasi partiler bunu kullanırlar mı, biz bunu bilmiyoruz. Ama YENİ Partili kadınlar olarak, biz her zaman zaten bu konuyla ilgili düşüncelerimizi de yapıcı eleştirilerimizi de ortaya koyduk, koymaya da devam edeceğiz. Katkı koymaya devam edeceğiz. Umuyorum ki, diğer siyasi partilerden özellikle iktidar partisi ve ortağının kadın siyasetçileri daha fazla konuşurlar. Tabii ki meydana gelen gelişmeler iktidarın operasyonları,  başta ‘Ailem Güvende Operasyonu’ olmak üzere hem kadınlara hem LGBT+lara yönelik sürekli bir müdahale, ötekileştirici ve şiddeti körükleyen bir politika geliştirilmesi ile birlikte, siyasi partilerdeki kadınlara düşen sorumluluk da bambaşka bir noktaya geliyor. Onlar kendi tercihlerini yapacaklar. Çünkü eğer bu ataerkil düzenin bu şekilde devam ettiği ve özellikle kadın düşmanı politikaların da yoğunlaştığı bir dönemde hala bir kadın olarak bu partilerde siyaset yapıyorlarsa, o zaman keşke bize de bir anlatsalar nasıl bu motivasyonu buluyorlar. Bir yandan da işin böyle bir tarafı var” sözlerini kullandı.    ‘Kadın konusunda vicdani bir muhasebeye ihtiyaç var’    Konferanstan çıkan ortak mücadele mesajına dikkat çeken Gökçe Gökçen, kadınlara yönelik saldırıların yalnızca kadınları değil, siyasetin bütün alanlarını hedef aldığını belirtti. Gökçe Gökçen sözlerini şöyle sürdürdü: “Buraya katılanlar açısından zaten Türkiye'de hem toplumsal barışın inşa edilebilmesi için hem de kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması ve kadın mücadelesinin sadece kadın alanında değil, siyasetin her alanında bir etki doğurması için ortak bir mücadele mesajı çıktı diyebilirim. Dolayısıyla buradan herkes üstüne düşen sorumluluğu alarak bundan sonrasında devam edecektir. Ama siyasi partiler arasında kadın konusunda belki şöyle bir vicdani muhasebeye ve tekrar düşünmeye ihtiyaç var. Bunu Meclis’teki bütün siyasi partiler için söylüyorum. Son dönemlerde özellikle yapılan operasyonlar belediyelere yönelik ve siyasetçilere yönelik, bürokratlara ve YENİ Partililere yönelik bir mesele olmanın çok ötesinde. Bu süreç boyunca kadınların hem çıplak aramaya uğradıklarını Fatoş Pınar Türker örneğinden görüyoruz. Kadınların çocuklarıyla tehdit edildiğini görüyoruz.”   ‘Kadınların siyasetten silinmesi için sistematik bir çalışma yürütülüyor’   Kadınlara, ailelerine yönelik itibar suikastleri yapıldığını ifade eden Gökçe Gökçen, “Özel yaşamı tehdit eden, rencide etme amaçlı birçok saldırı yürütülüyor. Kadınların siyasetten tamamen silinmesi için sadece kadınların da değil, erkeklerin ailelerine dair korkularıyla veya ailelerine dair tedirginlik duyarak geri planda kalabilmesi için sistematik bir çalışma yürütülüyor. Buna vicdanen bütün kadınların itiraz ediyor olması lazım. Nasıl ki geçmişte Başak Demirtaş, cinsiyetçi bir şekilde hedef alındı. Şimdi Dilek İmamoğlu cinsiyetçi bir şekilde hedef alınıyor. Dediğim gibi birçok kadın hem cezaevlerinde zor koşullarda hem tabii ki siyasi tutuklu olmanın getirdiği ve bir taraftan cezaevinin kendi koşulları bir taraftan da kadın olmaktan kaynaklanan ihtiyaçların giderilmesinde sorunlar olduğu ve cinsiyetçi muamelelere de maruz kaldıkları bir süreçten geçiyoruz. Aslında mutlak mutlan kararını ören bu süreçte izlenilen sistematik cinsiyetçi saldırılar da dikkat ederseniz çoğunlukla muhalif kadınları hedef almıştı. O yüzden siyasetçilerin, kadın siyasetçilerin, farklı siyasi partilerden kadınların bana sorarsanız bugüne dair böyle de bir vicdani sorumluluğu ve vicdani görevi var, olmalıdır da” şeklinde konuştu.    ‘Süreçte iç içelik prensibini savunuyoruz’   Barış ve Demokratik Toplum süreci kapsamında gündeme gelen yasal düzenlemeleri de değerlendiren Gökçe Gökçen, silahsızlanma sürecinin hukuki güvenceye kavuşturulması ile demokratikleşme adımlarının eş güdümlü bir politikayla yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Gökçe Gökçen, “Bir taraftan silahsızlanmanın kanuni bir düzenlemeyle desteklenmesi gerekiyor. Silah bırakma sürecinin kıymetli olduğu aşikâr ama bunun hem tamamlanması için hem de tamamlanırken kanuni düzenlemelerle desteklenmesi önemli ama diğer taraftan demokratikleşme adımlarının atılması gerekli. Şu anda en büyük eksiklerimizden biri bu. O yüzden biz, ikisine dair adımların da eşzamanlı olarak iç içelik prensibiyle atılması gerektiğini en baştan beri savunuyoruz. Bundan sonra da böyle ilerlemek lazım” diye belirtti.     ‘İzleme komisyonunun ne zaman kurulacağı belli değil’   Meclis'te şeffaflıktan uzak, temsil gücü zayıflatılmış bir komisyonla başladığını hatırlatan Gökçe Gökçen, “Şimdi de o komisyon çalışmalarını sonlandırdığından bugüne maalesef ikili görüşmeler üzerinden, siyasi partilerin, heyetlerin birbirini ziyaret ettiği, iktidarla DEM Parti'nin ya da heyetlerin görüştüğü ve bunlar üzerinden yürütülen bir süreç olduğu anlaşılıyor. Böyle olduğunda tabii toplumun bunu takip etmesi de daha da zorlaşıyor. Bir kurul öngörülüyor yasada. Bu kurulun kararlarını neye göre vereceği, kimin yurt dışında olacağı, kimin yurt içine geleceği, kimin siyasi yasaklı olup olmayacağı gibi çok belirleyici hatta bir bakıma yargı gücünde olan bazı yetkililerin de içinde olduğu, Adalet Bakanı gibi ki son derece tartışmalı bir isim, bir kurul tarafından yapılacağı öngörülmüş. Şimdi dolayısıyla Meclis’teki komisyonun ne zaman kurulacağı belli değil. İzleme komisyonunun ne zaman kurulacağı belli değil. Ama bu kurul kuruldu. Toplantılarını yapıyor. Kanunen bu toplantılarla ilgili Meclis’in düzenli bilgilendirmesi lazım” ifadelerini kullandı.   ‘Daha iyisi nasıl olur sorusuna cevap bulalım’   Süreçte yaşanan belirsizliklerin toplumda soru işaretlerine de yol açtığını ifade eden Gökçe Gökçen son olarak şunları söyledi: “Düzenli bilgilendirmenin kapsamı ve düzeni ne olacak? Buna dair bir belirsizlik var. Tam da işte başta eleştirdiğimiz bu belirsizliklerin daha aradan birkaç ay geçmiş olmasına rağmen maalesef olumsuz etkiler olarak ortaya çıkardığını görüyoruz. Şimdi birçok insanın aklında doğal olarak soru işareti var. Gerçekten bir süreç var mı? Devam ediyor mu? Askıda mı? Bize bir anlatsınlar diyor insanlar. Yetkililer anlatsın diye bekliyor toplum fakat buna açık, net bir cevap vermek mümkün değil. Çünkü, iktidar buna bir cevap vermiyor. Sonuçta yürüten iktidar olduğu için de iktidar bir cevap vermediği noktada, işte tam da süreci toplumsallaştırmak önem kazanıyor. Eğer siz, meseleyi sadece güvenlik, silah bırakmakla sınırlı tutarsanız o zaman buna dair ne olup olmayacağına ilişkin bir belirsizliğe de alan açmış olursunuz. Eğer ‘mesele demokratikleşme ile bağlantısız bir şekilde tartışılamaz’ diye bir ilkeyi ortaya koyarsanız ve bu konuda en azından siyasi partiler ortaklaşabilirse, demokraside ısrarcı olunursa o zaman halkın da sürece katılımı mümkün olabilir. O yüzden özetle bu takvimin belirsizliği aslında yasanın hazırlanma koşullarındaki eksikliklerden ve o toplumsal baskının bir şekilde oluşturulamamış olmasından da kaynaklanıyor. Bundan sonrasında da tabii ki biz yapıcı katkılarımızı sunmaya devam edeceğiz. Ama bu eleştirileri de ortaya koymak lazım ki daha iyisi nasıl olur sorusuna hep beraber cevap bulabilelim.”