İrade gaspına karşı birleşik mücadele çağrısı
- 09:03 24 Mayıs 2026
- Güncel
Elfazi Toral - Melike Aydın
İSTANBUL - CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı ve derinleşen kayyım politikalarına karşı alanlara çıkan kadın örgütleri ve siyasi partiler, irade gaspına, yargı eliyle siyasetin dizaynına ve kadın kazanımlarına dönük saldırılara karşı birleşik mücadele çağrısı yaptı.
Ankara 42’nci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin verdiği “mutlak butlan” kararı, siyasette yeni bir gerilim başlığı yaratırken, karar birçok kesim tarafından “yargı eliyle siyasi müdahale” olarak değerlendiriliyor. CHP’ye yönelik dayanışma ziyaretleri sürerken, Türkiye’nin pek çok kentinde halk iradesine dönük müdahalelere karşı protestolar düzenleniyor. İstanbul’da ise kadınlar, yalnızca CHP’ye yönelik karara değil, uzun süredir derinleşen kayyım politikalarına, yargı kıskacına ve demokratik alanın daraltılmasına karşı sokaktaydı.
Yaşanan irade gaspına karşı mikrofon uzattığımız kadınlar, seçilmiş iradenin hedef alınmasının kadınların mücadele alanlarına dönük baskılarla paralel ilerlediğine dikkat çekti.
Türkan Tatar: “Bu karar, halkın iradesine ve örgütün iradesine yönelik yanlış bir karardır. Halk Kılıçdaroğlu’nu istemiyor. Kayyum olarak zorla geldi. Biz kayyum istemiyoruz. Biz partimizi terk etmeyeceğiz. İstifa etmeyeceğiz. Kendisi geldiği gibi gidecek. Halkın istemediği birinin partiye genel başkan olarak gelmesi doğru değil. Kemal Kılıçdaroğlu'nu sürekli destekledik, oylarımızı verdik. Ama biz örgüt olarak ve halk olarak kayyum olarak gelmesini istemiyoruz. İstifa da etmeyeceğiz. Bizim partimizdir; kayyumların değil. Geldikleri gibi gidecekler.”
‘İki yıl sonra gelen itiraz sürecin siyasi olduğunu gösteriyor’
Yurttaş Meltem Açlan: “İşte biz kendi açımızdan ilçeler olarak bekliyoruz. Süreç, adım adım ilerleyecek. Çünkü dönüp bakınca daha önce uygulanmış bir şey değil. Yoruma çok açık, çok muğlak şeyler var. Dolayısıyla biz de süreci bekliyoruz. Çünkü biz seçimde birinci partiyiz. Kazanamayacağı bir yarışa girmemek, kazanamayacağı bir seçime girmemek için bir dizayn olabilir. Mutlak butlan kararı gerçekleşirse o zaman olay deli saçması şeylere gidecek. Çünkü 38. Olağan Kurultay tamamen baştan sona onların çizdiği takvim doğrultusunda gerçekleşmiştir. Kurultay yapıldıktan sonra da belli tarihler arasında da itiraz süreleri var. O süreler zarfında hiçbir şekilde itiraz edilmemiş. Sonrasında iki sene sonra ‘Aman da böyle bir şey yaşandı’ denilmesi zaten sürecin ne olduğunu anlatıyor.”
Bu bir hukuksuzluk silsilesidir
Mor Dayanışma üyesi Eylül Naz Baklacı: “Biz kadınlar olarak her zaman, hukuksuzluğa dair bir karar çıktığında bunun en büyük yükünün kadınlara kalacağını biliyoruz. Çünkü bu durum, bizim de hukuk önünde artık birçok noktada yasaların uygulanmamasıyla karşılaşacağımız anlamına gelecektir. Zaten hem beden hem emek açısından hem de kimliklerimizle sömürülmeye devam ediliyor. Feminist kadınlar olarak bu eylemlerin ve protestoların en önünde olmaya gayret ediyoruz. Dolayısıyla kadınlar, bu tür süreçlerde hem emekleriyle hem de varlıklarıyla aslında en çok baskıyı görenler oluyor. Bu durumu, özellikle faşizmin kurumsallaşması süreçleri olarak değerlendirebiliriz. Bunların hepsi aslında birbiriyle bağlantılı süreçlerdir ve biz de bu şekilde değerlendiriyoruz.
Tam da bu noktada yargı mekanizmasının kadınlara yönelik bakış açısı ortadadır. Bu durum, tek taraflı bir şey değil; sadece siyasi partilere yapılan ama hukukun diğer alanlarında görülmeyen bir süreç değildir. Kadın cinayetlerindeki yargı politikalarından tutun kadınların emeğinin sömürülmesine ve aile içine kapatılmasına kadar bunların hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Bu durum iktidarın faşizm yöntemlerinden bir tanesidir ve kadınların özgür oldukları alanları, protesto alanlarını da kısıtlıyorlar. Zaten bunu çok uzun süredir görüyoruz; bu yaşananlar da bunun bir parçasıdır. Tam da bu yüzden buradayız. Bugün burada olmak sadece bir parti üzerinden değerlendirilmemeli; aslında kendi özgürlüğümüze, haklarımıza ve ses çıkarabilme özgürlüğümüze sahip çıkmak istiyoruz. Bugün yapılan hukuksuzluğun, yarın bize de yöneleceğini biliyoruz. Bu, bir hukuksuzluk silsilesidir. O yüzden buna karşı çıkmak, haklarımıza sahip çıkmak ve ses çıkarmak için buradayız.”
‘Biz barış için somut adım diyoruz’
Emekçi Hareket Partisi (EHP) Bölge Sözcüsü Sibel Uzun: “Türkiye'de en çok Kürt halkının seçme ve seçilme hakkı engellenerek uygulanan bir kayyum politikası olarak gördük. Kürt halkının seçmiş olduğu milletvekillerini ve partisini sonuna kadar savunarak, DEM’li yoldaşlarımızla birlikte bununla çok mücadele ettik ve mücadelemiz devam ediyor. Kayyumlar Türkiye'nin batısından en doğusuna kadar, nerede ve hangi bölgede olursa olsun halkın iradesine ve seçme seçilme hakkına yönelik bir saldırıdır. Bu politikalara karşı mücadeleyi çok sıkı ve çok birleşik tutmamız gerektiğini gösteriyor. Türkiye'de demokrasi mücadelesini veren her kesimden kadınlar olarak birlikte hareket etmek bizleri güçlendiriyor. Kürt halkının özellikle Kürt illerinde elde ettiği kazanımlara yönelik kayyum politikası uygulandı. Tabii ki orayı da sonuna kadar savunmamız gerekiyordu. Demek ki bundan sonra bize daha çok barış gerekecek, daha çok demokrasi gerekecek. O yüzden de ben Kürt halkına yönelik ya da Kürt siyasetinde verilen mücadelenin de bu mücadeleyle bir yerde buluşacağını düşünüyorum. Biz barış mücadelesinin de hâlâ çok güncel ve yakıcı olduğunu savunuyoruz. O yüzden ‘Barış için somut adım’ diyoruz. Onun da en başında biliyorsunuz ki seçilmiş milletvekillerinin ve tutuklu siyasetçilerin özgürlüğü ile kayyum siyasetinin bir daha uygulanamayacak şekilde ortadan kalkması yer alıyor. Bu, bizim en başa yazdığımız siyasetlerden biriydi; bundan sonra bu mücadele içerisinde bunu daha fazla gündem yapacağız.”
Mücadele vurgusu
Emek Partisi (EMEP) Gençlik Merkez Yürütme Kurulu üyesi Sude Şener: “Boğaziçi'nde öğrenciyim. Zaten bu uygulamalar; özellikle Bilgi Üniversitesi'nin kapatılmasıyla da gördüğümüz gibi sürekli olarak bir gece kararnamesiyle ya da dava süreçleri açısından daha beklenmedik bir şekilde karşımıza çıkan birtakım engellemeler, kapatmalar ve kayyum atamalarla gerçekleşiyor. Zaten bu uygulamanın kendisini biz sadece CHP'de değil; bir yandan üniversitelerde ve belediyelerde de görebiliyoruz. Dolayısıyla bunların hepsi aynı zamanda bizim irademize yapılan bir darbe, irademizin gasp edilmesidir. Fakat bu gidişat, bize Türkiye'de faşizmin inşası süreci açısından da koşulların gittikçe sertleşeceğini, yaşamanın gittikçe zorlaşacağını ve demokratik haklarımızın günden güne gasp edileceği bir ortamın gittikçe kurumsallaşacağını gösteriyor. Ama bir yandan da biz tüm bu gidişatın aslında neyden kaynaklandığını ve neye hizmet ettiğini; cebimizdeki paranın gittikçe erimesinden, bizim ve halkın gittikçe yoksullaşmasından, buna karşılık iktidara yakın bütün sermaye gruplarının zenginleşmesinden de görebiliyoruz. Dolayısıyla iktidarda olanlar ve sermaye grupları ceplerini büyütmeye devam ederken biz öğrenciler ve halk gittikçe yoksullaşıyoruz. Bunun karşısına da, ne olursa olsun, her zaman mücadeleyi koymamız gerekiyor. O yüzden bugün buradayız.”







