Akademisyen Zeynep Ardıç: Barışın güvencesi hukuki zemin ve siyasi iradedir
- 09:02 24 Haziran 2026
- Güncel
RIHA - Barış sürecinin kalıcı hale gelmesi için hukuki zeminin oluşturulması gerektiğini belirten Dr. Zeynep Ardıç, AİHM'in "umut hakkı" kararının uygulanmamasının güvensizliği derinleştirdiğini ve toplumsal barış için hukukun üstünlüğünün esas alınması gerektiğini söyledi.
Kürdistan'da uzun yıllardır süren çatışmalı süreç, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı "Barış ve Demokratik Toplum" çağrısıyla yeni bir aşamaya geçti. Kürt özgürlük hareketinin attığı adımların ardından gözler devlete çevrilirken, somut adımların atılmaması ve AİHM'in "umut hakkı" kararının uygulanmaması, sürece dair soru işaretlerini artırıyor.
İstanbul Medeniyet Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Zeynep Ardıç sürece ve AİHM kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Barış için hukukun üstünlüğü olmalıdır’
Hukuki bir zeminin oluşmasıyla barış sürecinin ilerleyebileceğini söyleyen Zeynep Ardıç, “Türkiye’de geçmişte de hukuk üstünlüğü hep problemdi. Türkiye’de hukuk üstünlüğü bakımından iyi olduğumuz, toplumun her kesimine eşit davranıldığı bir hukuk hiç olmadı. Ama son dönemde hukuk üstünlüğü noktasında çok ciddi bir geriye gidiş var. Özellikle son 15 sene içerisinde. Bu sadece Kürt halkı için değil, genel itibarıyla da bir ikili sistem var. Eğer biz toplumsal barışı inşa etmek istiyorsak, en başta hukukun üstünlüğü noktasında çok ciddi adımlar atılması gerekiyor. İnsan hakları ihlallerini önleme bakımından, hukukun herkese eşit, adil ve herhangi bir ayrımcılığa yer vermeyecek şekilde uygulanması barış noktasında çok büyük bir önem taşıyor. Eğer güvenli bir ortam olmazsa, oradan bir barıştan bahsetmek de mümkün değil” dedi.
‘AİHM kararlarının uygulanması siyasal iktidarın keyfine bağlı’
AİHM kararlarının uygulanması için devletin kendi politik iradesini ortaya koyması gerektiğini dile getiren Zeynep Ardıç, “AİHM ve benzeri uluslararası mekanizmaların kararlarının uygulanması noktasında şöyle bir sıkıntı var; ulusal hukukta mahkemelerin verdiği kararları uygulayacak kolluk kuvvetleri vardır. AİHM’in de içinde bulunduğu uluslararası mekanizmalarda devletlerin ‘ahde vefa’ ilkesi önemlidir. Yani devletler, belirli sözleşmelere taraf olarak belli yargı mekanizmalarının kararlarını kabul eder ve bu kararları uygulayacağını taahhüt ederler. Devletler bunları uygulamadığında bazı mekanizmalar işletilebilir. AİHM kararları bakımından belli mekanizmalar uygulanabilir. Örneğin Türkiye’nin üyeliğini askıya alma gibi. Bunların siyasal açıdan farklı sonuçları olacağı için biz bu mekanizmaların işletilmediğini görüyoruz. Gerek Abdullah Öcalan’ın ‘umut hakkı’ bakımından gerekse Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında verilen birçok karar var ama uygulanmıyor. Bunlar, hukukun üstünlüğü bağlamında adımlar atılarak ve devletin kendi politik iradesini ortaya koymasıyla aşılabilecek sorunlardır. Siyasal iktidar bu kararları isterse uyguluyor, istemezse uygulamıyor” şeklinde konuştu.
‘Süreçlerin bozulmasının nedeni, hukuki zeminin olmamasıydı’
Bu süreçte atılacak hukuki adımların ötesinde, sürecin hukuki bir zemininin olmadığını belirten Zeynep Ardıç, “Örneğin 2015’te sona eren süreçte en büyük problemlerden bir tanesi hukuki bir zeminin olmamasıydı. Sürecin hukuki bir zemini olsaydı ve süreç toplumsallaşsaydı, üçüncü partiler ve arabulucu devletler olsaydı, o masadan kalkmak bu kadar kolay olmayabilirdi. Mevcut süreçte de Kolombiya veya başka ülkelerde olduğu gibi hukuki bir zemin yok. Hem bu süreci yürütenlerin hem de sürecin kendisinin hukuki bir dayanağının olması gerekiyor. En başta bahsedeceğimiz düzenlemeler silahsızlanma süreciyle ilgili. İngilizcede DDR diye kısalttığımız, yani silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon süreçleri. Bunların aslında hukuki düzenlemesi, Türkiye’de süreç yasası olarak konuşuluyor. Bunların yapılması gerekiyor. Bununla sınırlı kalınmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun Kürt meselesi bağlamında başlayıp daha sonra tüm ülkeye yayılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Toplumsal barışı inşa etmemiz gerekiyor’
“Kalıcı bir barış inşa etmemiz gerekiyor” diyen Zeynep Ardıç, şunları söyledi: “Bu süreç başlayalı 21 ay olacak. Pek çok etkinliğe katıldık, bu mevzuları pek çok farklı platformda konuştuk. Bunlar duyması gerekenlerin kulağına gidiyor mu, bir yere varıyor mu, emin değilim. Silahların susması çok çok önemli, bu iradenin gösterilmiş olması çok önemli ve kıymetli. Bizim toplumsal barışı inşa etmemiz gerekiyor. ‘Artık silahlar sustu, barış geldi’ şeklinde bakmadan, toplumsal barışı ve insanların eşit, özgür yurttaşlar olarak yaşayabileceği bir toplumu inşa etmemiz gerekiyor. Onun için sürecin ilerletilme şekli de oldukça problemli. Şeffaflığın, katılımcılığın, kapsayıcılığın ve hesap verebilirliğin olmaması, geçmişle yüzleşilmiyor olması, bu meselenin daha geniş kapsamda ele alınması gerektiğini gösteriyor.”







