İnkâr edilen adın peşinde bir yaşam: İsyan Ferman Şengal

  • 09:05 26 Eylül 2026
  • Portre
Melek Avcı 
 
ANKARA - Nüfusa yazılmayan “Newroz” adını yaşamı boyunca kimliğinin bir parçası olarak taşıyan İsyan Ferman Şengal, 6 harfin gerekçelerinin peşinden üniversiteden cezaevine, oradan özgürlük dağlarına uzanan yaşamında hakikat arayışından vazgeçmedi. “Anne ben gidiyorum” diyerek çıktığı yolda “Yolun açık olsun” diyerek uğurlandı. 
 
Amed’in Licê ilçesine bağlı Huseynik köyünde dünyaya gelen Raziye Ay (İsyan Ferman Şengal) ya da bir diğer adıyla ailesinin ve arkadaşlarının onu kimliğiyle tanıdığı Newroz… Ailesi kendisine "Newroz" adını vererek baharın, direnişin ve dirilişin sembolünü onun yaşamıyla bütünleştirmek istedi. Ancak iktidarın inkârcı politikalarından kaynaklı bu isim resmi nüfusa kaydedilmedi. Buna rağmen ailesi, yakın çevresi ve onu tanıyan herkes kendisini yaşamı boyunca ona baharı müjdeleyen Newroz adıyla çağırdı. 6 Harflik bir ismin inkarı, bir çocuğun zihin dünyasında bir neden ve gerekçe arıyordu. Yazılmayan ama yaşayan bu ismi taşımak, çocuk yaşta İsyan Ferman Şengal, zihninde inkâr edilen tarihini, yasaklanan dilini ve kimliğinin adeta bir levhası olarak duruyordu.  
 
İsyan Ferman Şengal, tüm bu gerçeklikle zihin dünyasında bir muhakemeye girerken köy yakmalar ve köy boşaltmalar sonucu ailesiyle birlikte Ankara’ya göç ettirildi. Asimilasyon politikaların imzalandığı ve inkarcılığın şekillendiği bu kentte kimliğini ve dilini korumak için katledilen yakınlarının da öfkesiyle harmanlanarak sarsılmaz bir kişilik inşa etti.  Annesi Hatice Ay’ın işaret ettiği gibi çok başarılı bir eğitim hayatın ardından 2010 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni kazanarak Türkiye’nin en köklü yükseköğretim kurumlarından birini kazandı. Burada da “Newroz”u nüfusa yazdırmayan nedenlerin ve tüm bu nedenleri ortadan kaldıracak arayışların peşine düştü. 
 
Cezaevinin ardından yönünü özgürlük mücadelesine çevirdi 
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın savunmalarını, özgürlük felsefesini ve Kürt halkının mücadele tarihini derinlikli bir şekilde okuyup özümsedi. Bu ideolojik kavrayış ve örgütlü mücadele hattı artık arayışlarını tatmin etmiyor, mevcut sistemin sınırlarının içinde aradığı çözümü bulamayacağını biliyordu. İnkârcı politikalara ve sisteme karşı mücadele ederken 2012 yılında cezaevine girdi. Cezaevinden çıktıktan sonra ise daha büyük bir kararlılık ile üniversite sıralarında birlikte okuduğu, birlikte mücadeleyi yürüttüğü ve toplumsal yaşamını, yoldaşlığı ve direnişi paylaştığı ve kendisinden bir yıl önce giden yoldaşı Emel Çetin’in (Jiyan Şengal) mücadelesini takip ederek 2014 yılında özgürlük dağlarına gitti. Nüfusa yazılmayan Newroz’a ve bu 6 harfin bünyesinde taşıdığı inkarcılığa ve katliamları karşı "İsyan" adını aldı. Yine aynı dönemde DAİŞ çetelerinin Şengal’de Êzîdî halkına karşı gerçekleştirdiği katliamları unutturmamak için "İsyan Ferman Şengal" oldu. Bir süre gençlik çalışmaları yürüttükten sonra asıl olarak hakikatin sesi olmak üzere basın çalışmalarına katıldı. Basın sahasında önemli bir düşünsel, ideolojik ve  emek ortaya koyarak, özgür basın ilkeleri doğrultusunda nitelikli ürünler üretti; hakikatin yalın bir dille halka ulaşması için çaba sahibi oldu.
 
Üniversite sıralarından kararlı bir mücadeleyi ve hakikat arayışını paylaştığı yoldaşı Emel Çetin (Jiyan Şengal) 2016 yılında Cizre direnişleri sırasında yaşamını yitirdi. Jiyan Şengal’in yoldaşlık ilişkisi ve kendisine katkıları onda derin bir mücadele hattı bıraktı. Öyle ki yoldaşının yaşamını yitirmesinin ardından şu şiiri kaleme aldı: 
 
“Yoldaşım ve gerillam
Bazı hayatlar vardır, 
sıradan milyon benzeri olan.
Bazı hayatlar vardır,
 
Görünür, sivrilir farklılıklarıyla.
Ama bazı hayatlar vardır ki 
Devrim gibidir
Kehaneti bilinmez güneşin mezralarında
 
Mucize gibidir
Bir zılgıtın kanaması
Bir ağıtın gülmesi gibidir mesela
Sen gibi yani…
 
Bakılası yüzün, gülüşün gibi
Söz söylenmez, yazı yazılmaz sana
Arı sessizliklerde anlaşılırsın bir tek
Ölüm fısıltısının direniş çığlığına dönüşmesini izlerken.
 
Sen anlatılamazsın seni yaşamayanı
Kahkahanı duymayan kulağı 
Gözlerine değmeyen göze tarif edilemezsin.
Anlatılabileceğini düşünmek cahillik
 
Kendini bilmezliktir seni tarife kalkışmak. 
Tüm söylenenler ve yazılanlar senin hayatına bir girizgahtır sadece
İlk kelime gözlerindir ve bakışların bir talimattır artık.
Yoldaşın olmaya ant içene…”
 
Bu şiirden bir süre sonra İsyan Ferman Şengal, 20 Şubat 2020 tarihinde Garê bölgesinde yaşamını yitirir. 
 
 İşkencelerin tanığı olarak 9 çocukla göç 
 
Amed’de düzenlenen anmalara katılan annesi Hatice Ay, Licê’de yaşarken birçok özgürlük gerillasının evlerine misafir olduğunu ve onlarla İsyan Ferman Şengal’in birçok kez karşılaştığını söyledi. 1994’te Licê’de bir günde 25 köyün yakıldığını bunlardan birinin kendi köyleri olduğunu söyleyen Hatice Ay, “Bütün köydeki evleri sarıp bastılar ve tüm köylüleri bir okulun yanın topladılar. Orada beklerken her dakika bir köyden duman yükseliyordu. 3 gün boyunca o küllerin ve dumanların arasında, eşyasız, evsiz kalıp ağıt yaktık sonra kalktık Amed’e geldik. Amed’de de 1 ay 6 ay kaldık sonra Ankara’ya geldik. İşimiz yoktu, kimseyi tanımıyorduk. Çocuklarımız küçüktü ve o 9 küçük çocuğu üstlerinde başlarında bir şey olmadan kamyonla Ankara’ya getirdim. Newroz o zaman 4 yaşındaydı. Ankara’ya geldiğimizde tepsilerle sokakta simit satıyorduk. 3 erkek çocuğum da o simit tepsilerini alıp Ankara’nın bütün sokaklarında gezdiler. Ne ben ne de çocuklarım Türkçe bilmiyorduk. Onlar okula işe gidene kadar bilmiyordu sonra öğrendiler. 32 yıldır Ankara’dayım ne Türkçe anlıyorum ne konuşuyorum. Geldiğimde 40 yaşındaydım. Birçok dert, acı, şiddet, işkence gördüm, hepsinin tanığı oldum. Abim işkenceler gördü. Köyümüzü yaktıktan sonra abim alıp Licê’nin ortasında soyarak işkence ettiler, sonra kalkıp orada akan suya attılar. O günde yağmur ve fırtına vardı. Peşine de düşemedik çünkü annemle ikimizdik, diğer abilerimde köyler yakıldığı için dışarda kalan hayvanları satmak için Amed’e gitmişti” diye belirtti.
 
‘Nan, aw demekte ısrarcıydım’
 
“Yıllarca burada kirada, simit satarak kendimize bir yaşam inşa ettik” diyen Hatice Ay, “Kızım Newroz’da 7 yaşına gelince ilkokula başladı. Küçük çocuklarım okula daha başlamamıştı bende çok dışarı çıkmıyordum, Türkçeyi de konuşmuyordum. Komşumun biri ‘sen bana Kürtçesini söyle ben sana Türkçesini öğreteceğim’ demişti. Ben de ona ‘konuşamam, bilmiyorum’ diyordum. Bahçemiz yan yanaydı, ekmeği elinde gösterip ‘bunun adı ne’ diye soruyordu; ‘nan’ diyordum. Su bardağını kaldırıp ‘bu ne’ diyordu; ‘aw’ diyordum. Bunda ısrarcıydım. Sonra bana dedi ki ‘sen bana öğreteceksin ama ben sana öğretemiyorum’ demişti. Sonra partiye gidip geliyorduk. Barış Anneleri Meclisi kuruldu ona dahil oldum. Gel zaman kızlarım üniversiteye başladı” sözlerini kullandı. 
 
Ben gidiyorum…
 
En büyük oğlu vefat ettikten 15 gün sonra kızı İsyan Ferman Şengal’in üniversite okumak için İstanbul’a gittiğini söyleyen Hatice Ay, “Kızım orada 2 yıl üniversite okudu. Sonra tutuklandığına dair bir haber geldi. Kalktık İstanbul’a gittik onu göremedik tabi geri döndük. Sonra tekrar gittik gördük. 2 yıl 2 ay cezaevinde kaldı sonra çıktı. Bir gün eve geldi ve bana ‘Anne ben gidiyorum’ dedi… ‘Giden arkadaşlarım ailelerine söylemedi ama senin hatırın için, beni düşünme diye sana söylüyorum’ dedi. Ben de ona yine onu düşüneceğimi söyledim o da ‘evet annesin yüreğin yanıyor ama benim kimlerin yanında olduğumu biliyorsun’ deyince ona ‘aferin kızım’ dedim. Elimi öptü, sarıldım onunla Amed’e gittim. Sonra camdan bakarak uğurladım onu” dedi. 
 
Duruşmada elini kaldırarak sordu; bu adalet mi? 
 
Bir yıl sonra telefonla kızı İsyan Ferman Şengal’in ilk kez sesini duyduğunu söyleyen Hatice Ay, “Sonra 11 yıl haber alamadım ta ki şehadeti gelene dek…” dedi. Hatice Ay tıpkı yoldaşlarının anlattı gibi İsyan Ferman Şengal’in çok zeki, düşünceli biri olduğunu söyleyerek, “Yurtseverdi. Cezaevine girmeden önce duruşmasında elini kaldırarak ‘Anne babamız daha gerçek adımızı nüfusa yazdıramıyor. Adımı Newroz koyuyorlar onlar Raziye yazıyor. Bu adalet mi? Bize kiralamak için ev vermiyorlardı. Komşularımız ‘Abdullah’ın nesi oluyorsun’ diyordu ‘torunuyum’ diyordum. Babam olduğunu söylemekten çekiniyorduk. Bu adalet mi? Hiçbir zaman bunu kabul etmeyeceğim’ demişti. Yola çıktığında ise yine teyzesine dönüp ‘üç yaşındaki çocukları katlediyorlar, işkence ile cezaevine atıyorlar, genç kadınlara, evli kadınlara tecavüz ediyorlarken ben asla uyuyamıyorum. Uykularım kaçıyor, bunu kabullenemem o yüzden gideceğim’ demişti. Hepimizle vedalaşarak çıktı. Sırtı sıvazladım ‘git hadi kızım yolun açık olsun’ dedim” sözlerini kullandı. 
 
 
‘Acımız paylaşılmalıydı’
 
Yüreğim de yandı. Yanmadı desem yalan olur çünkü benim çocuğumdu” diyen Hatice Ay devamında ise şunları söyledi: “Onunla başım dik, yüreğim rahat fakat bir değil 20 bin şehit hepsi bizim çocuğumuz. Hepsi için yüreğim yanıyor. O köyler yakıldığın da orada da askerler vardı. Bu zulmü yıllarca gördük; ne mallarını, ne mülklerini ne de paralarını istedik bizim tek talebimiz dilimiz ve Kürt kimliğimizdi bundan daha fazlası hiç yoktu. Dilimizi bize versinler, Kürt kimliğimizi özgürce yaşayalım bu bizim şartımızdır. Kürtlüğümüzü ve dilimizi tanımadan barış nasıl olsun? 20 bin gerilla şehit oldu. Biz istiyoruz ki asker ve polis aileleri de gelip yanımızda yer alsın. Taziyelere onlar da gelmeliydi acımızı paylaşmaya. Dilleri ve kimlikleri için bu mücadeleyi verdiler denmeliydi. Biz çocuklarımızın hep arkasında olacağız ve onların bedenlerine de ulaşana kadar da bırakmayacağız. Yine taleplerimiz yerine getirildiğinde biz yan yana geleceğiz, barış içinde birlikte yaşayacağız.”