Tülay Hatimoğulları: Sürecin ikinci aşaması net şekilde kamuoyuna açıklanmalıdır
- 12:11 31 Mart 2026
- Siyaset
ANKARA - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu.
Tülay Hatimoğulları konuşmasına Kızıldere’de katledilen devrimcileri anarak başladı. Ardından Newroz alanlarında coşku ve yükseltilen taleplere dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “2026 Newrozu ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Newroz oldu. İsyandan inşaya geçişinin somutlaştığı bir eşik oldu. Bu Newroz 27 Şubat Asrın Çağrısının milyonlar tarafından sahiplenildiği, tarihi tanıklığın yapıldığı bir Newroz oldu. Bu Newroz ile milyonlar demokratik, adil, eşit bir düzenin kurucuları olduklarını gösterdiler. 2026 yılı Newrozu büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan ilettiği ve 5 net mesajı vardı. Yüzlerce Newroz meydanında milyonlarca insan Sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses oldu, tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan'a özgürlük mesajıydı. Bizler de buradan değerli halklarımızın bu mesajını parlamentodan da bir kez daha tekrarlıyoruz. Ve Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünü bu halk istiyor. Bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır” dedi.
‘Milyonların Newroz’da verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız’
Diğer mesajın bir barış talebi haykırışı olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Üçüncüsü, milyonlarca Kürt Newroz’da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam'a, Tahran'a, Bağdat'a ve Ankara'ya bir arada ortak olarak eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir yaşam çağrısının ta kendisiydi. Bir diğer mesaj milyonlar demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı netti. Demokratik gerileme durmalıdır. Barışla demokrasi el ele büyümelidir. Diğer mesaj kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelerine, sosyal medyadaki troll gündemlere karşı Newroz meydanları omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini, önemini, gücünü gösterdi ve aynı zamanda fiili bir yanıt oldu. DEM Parti olarak milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucu iradesiyiz dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı. Biz milyonların iradesine inanıyoruz. Biz milyonların barış umuduna yürekten inanıyoruz. Ve biliyoruz ki bu irade doğru adımlarla buluştuğunda bu topraklarda barış da inşa edilecek, demokrasi de büyüyecek, özgürlükler de kazanacak” diye belirtti.
‘Sözün değil somut adımların zamanı gelmiştir’
Tülay Hatimoğulları konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. İkinci aşama dediğimiz şey tam da burada anlam taşıyacak. İkinci aşama niyet beyanlarının yerini bağlayıcı, kurucu ve dönüştürücü adımların atıldığı aşama olmalıdır. Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor. Bakın dün bu konuda DEM Parti'nin hem bileşen güçleri hem ittifak güçleri önemli bir açıklama yaptı. Barış ve demokrasi için acil, somut adım çağrısı çok önemli bir açıklamaydı, hakikaten. Ve bakın Sayın Abdullah Öcalan'ın yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısıyla demokratik çözüm ufkunu açmış, demokratik siyasetin güçlenmesini, eşit yurttaşlığın tesis edildiği, toplumsal barışın kurumsallaştığı bir düzenin kapılarını açmıştır. Bu çağrı stratejik ve tarihsel bir yönelimdir.
‘Mesajdaki perspektif çözümü ortaya koymaktadır’
Heyetimiz biliyorsunuz 27 Mart'ta İmralı'ya gitti. Sayın Abdullah Öcalan'la birlikte önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Sayın Öcalan'ın yaptığı değerlendirmeler, demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemli değerlendirmelerdi. Bu değerlendirmelerin bu toplantının akabinde DEM İmralı Heyeti bir açıklama yaptı. Bu seferki açıklama sadece kendi görüşleri değildi. Aynı zamanda bu görüşmede Sayın Abdullah Öcalan'ın çok net mesajlarını da içeriyordu. Sayın Öcalan şunların altını çizmiş bu son açıklamada: ‘Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam düzenidir. Demokrasi cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegâne çözümdür. Cumhuriyete katılım, kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır’ demiştir. Bu perspektif çözümün ve demokrasinin güçlü bir şekilde bir ufkunu ortaya koymaktadır.
Muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir
Bakın bu çağrının sunduğu perspektifle ve yapılan bu açıklamanın perspektifiyle sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil, yasama, yürütme ve yargı erkinde olacak bundan sonra. Ve şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu sürece toplumsal destek yüzde 90'ları da gördü. Ama somut adımlar atılmadığı zaman bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını görüyoruz. Bugün destek ve güven arasındaki makas farkını kapatacak 86 milyon yurttaşımız için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu artık iktidardadır.
‘Süreci aceleye getirmeyelim’ mesajları sürecin anlaşılmadığını gösteriyor
Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Süreci aceleye getirmeyelim anlamında gelen çoklu mesajlarla karşılaştık geçtiğimiz hafta. Burada esasen bu sürecin yeterince anlaşılmadığını gösterdi. Şu bilinmeli ki sorun, basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade ediyor; bu yavaşlık sorunu siyasi iktidarın net bir irade geliştirmemesinde, bu aşamayı net bir takvime bağlamamasında ve yasal düzenlemeler için Meclis’in hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasında yatıyor. Bakın sadece Sayın Bahçeli'nin ‘Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına’ çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı. Ve biz şu anda bambaşka bir aşamadayız. Ortadoğu'daki kanlı gelişmeler, İran savaşı nesnel olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor bize. Gerçekten çözümcül yaklaşılması gerektiğini söylüyor bize. Cesaretli bir pratik gerektiriyor. Bu mesajı veriyor bize. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey, İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce de Rojava’yı beklediler. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak politik basiretsizlik olur. Tam tersi, bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Başta Türkiye ve İran olmak üzere bütün bölge ülkeleri halkların sorunlarını çözmeli. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir şekilde radikal bir anlamda çözebilmeli ki üzerine gelen bu kanlı dalgayı geri püskürtebilsin. Emperyalist saldırıları boşa düşürmenin yolu da budur.
Sürecin ikinci aşaması net şekilde kamuoyuna açıklanmalıdır
Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli. Bugün itibariyle kayyım uygulaması süreci zedelemekten başka ne anlam ifade ediyor? AİHM kararını hayata geçirmeyip hâlâ sevgili Figen Yüksekdağı, Selahattin Demirtaş'ı ve arkadaşlarını ve yine aynı şekilde Osman Kavala'yı, Can Atalay'ı hapishanede tutmak ne anlam taşıyor? Artık ipe, un seren tutumlardan ciddi bir biçimde vazgeçilmeli. 86 milyonun geleceğine ve Ortadoğu'nun barışı ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızla atılmalı. Kürt meselesinin çözülmesinde yapılması gerekenlerle ilgili acabaları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalı.
Reçete bellidir
Ortadoğu’da kasırgalar eserken Türkiye’de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye'nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç politik mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Türkiye'nin önünü açacak, Ortadoğu’ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Ve acil olarak parlamento acilen devreye girmelidir. Kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan'ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acilen sağlanmalıdır. Reçete budur.
Kürdistan’ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor
İran’a yönelik saldırının 32. günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor ne yazık ki. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri, Irak, Lübnan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bölgesel savaşa dönüşmek üzere bu süreç. Ve bu süreçte yine Federe Kürdistan Bölgesi'nde Sayın Mesut Barzani'nin ofisi 5 kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani'nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu, Kürtleri, Kürdistan Bölgesel Yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan'ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Ortadoğu zaten bir ateş çemberi içinde. Bu çemberi daha da büyütmek bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimine gerçekleştirilen saldırıları burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz ve Federe Kürdistan halkı yalnız değildir. Sonuna kadar bizler de onlarla beraber olmaya devam edeceğiz.
Savaşın faturası şimdiden soframıza iğneden ipliğe kadar yansımış durumda
Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar yeryüzü üçüncü dünya savaşının estirdiği kasırgayla alabora oluyor. Çanlar nükleer için çalıyor. Durum çok tehlikeli. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünya ödüyor. Ekonomik, jeopolitik, enerji ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bugüne kadar Merkez Bankası'nın rezervleri 40 milyar dolar ve 50 ton altın eridi. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar çok büyük. Bu ekonomik tablo uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye’yi muazzam bir derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza iğneden ipliğe kadar yansımış durumda. Zamlar işçinin, emekçinin, yoksulun, siz değerli yurttaşlarımızın boğazından kesiliyor. AKP iktidarı ne yapalım? Bunlar savaşın etkisi deyip ülkenin yöneteni değil de misafiriymiş gibi davranmaya kalkıyor. Sakın ha yapmayın. Bu risklerden hareketle savaşın milyonlarca insana olumsuz etkilerinin önüne geçmek için hangi önlemler alınıyor diye AKP iktidarına buradan soruyorum. Bunu açıklamalı, muhalefetin önerilerini dikkate almalı, DEM Parti olarak acil önlem planı şeklinde sunduğumuz önerileri görmeli.”







