Kadınsız barışın medyası: Eksiklik değil ideolojik tercih
- 09:06 5 Nisan 2026
- Medya Kritik
Melike Aydın
İSTANBUL-Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yürütülen süreçte kadınların sistematik biçimde dışlanması, erkek egemen devletin medyasının ortak stratejisi; kadınsız kurulan medya dili eksiklik değil ideolojik bir tercihin yansıması.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yürütülen müzakere tartışmalarında kadınların yokluğu, tesadüfi bir eksiklik değil ideolojik bir tercihin ürünü. Süreci dar bir siyasi ve güvenlik hattına sıkıştıran erkek egemen devlet aklı barışı toplumsal bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp erkek siyasetçilerin belirlediği teknik bir meseleye indirgerken, ana akım ve muhalif medya da aynı dili yeniden üreterek kadınların sözünü, deneyimini ve taleplerini sistematik biçimde görünmez kılıyor.
‘Ana akım medya erkek egemenliğini halka temas ettiği araç’
Daha öncesi şimdilik bilinmese de iktidarlara karşı verilen mücadelenin tarihinin kadının köleleştirildiği tarihlere uzandığı artık daha fazla biliniyor. Silahı insana doğrultan bir grup erkeğin köleleştirme -eşyalaştırma- saldırıları ile halkların direnişi arasındaki dinamikten bugünün devletli dünyası oluştu. Erkek egemenliğinin somut ifadesi olan devlet aygıtının binlerce yılı bulan tarihinde kendini ifade ettiği araçları da değişti. Kadın öğretilerini ters yüz eden mitolojilerden, kelle alan fetvalara, fetvalardan kadını yok sayan günümüz yaygın medyasına uzanan süreçte erkek egemenliğin kendisi olan iktidarlar halkla bu araçlarla halkla temas kurar ama manipüle etmektir amacı.
‘Ana akım medya iktidarın ihtiyacına göre kör sağır veya dilsiz’
Kürt halkı soykırıma karşı yarım asırlık direnişinin sonunda Ortadoğu’da önemli bir aktör haline geldi. Hem kendileri hem de Ortadoğu halkları açısından katliamların duracağı, bir daha yaşanmaması için de demokratik bir yeniden yapılanmanın gerekliliğini konuşuyor. Ama hala tek başına konuşuyor. Oysa adında barış olmasa da barışın mümkünlüğünün konuşulması gereken bir süreç içindeyiz. Ve bunun en önemli öznesi de kadınlar, çünkü iktidarlar onların köleliği üzerine kuruldu, savaşlarda ganimet oldu, doğurduğu çocukları katledildi. İşte tam da bu süreçte basına büyük sorumluluklar düşüyor. Ancak erkek egemenliğin, iktidarın sesi olan basın iktidarın ihtiyacına göre kör sağır veya dilsiz olmaya devam ediyor. En başta da kadını görmüyor, söz vermiyor. Savaş haberciliğine yani erkek egemen tavrını korumaya devam ediyor.
Hak odaklı haberciliğin paralel yolları: Barış haberciliği ve kadın haberciliği
Barış haberciliği, çatışmayı sadece taraflar arası bir gerilim olarak değil; tarihsel, politik ve toplumsal bağlamı içinde ele almayı gerektirir. Kadın haberciliği ise şiddeti münferit değil, sistematik bir erkek egemenlik sorunu olarak açığa çıkarır. Bu iki yaklaşımın kesiştiği temel nokta, şiddeti üreten dili teşhir etmek ve hakikati görünür kılmaktır. Kadınlar, savaş süreçlerinde en ağır yükü taşıyan kesimken barış süreçlerinde ise çoğunlukla karar mekanizmalarının dışında bırakılıyor. Bu nedenle kadın perspektifinden yoksun bir barış haberciliği, yalnızca eksik değil, aynı zamanda gerçekliği çarpıtan bir anlatı kuruyor. Kuşkusuz bu yaklaşım erkek egemenliğini ideolojik arka planın bir sonucu.
Ana Akım Medyada ‘Barış’ Yok, Güvenlik Var
Sadece son bir ayda Hürriyet ve Sabah gibi gazetelerde öne çıkan başlıklar, süreci doğrudan “barış” kavramından uzaklaştırıyor. Haberlerde sıklıkla “Terörsüz Türkiye hedefi” “Devlet aklı devrede” gibi ifadeler kullanılıyor. Bu dil, barışı toplumsal bir ihtiyaç olarak değil; devletin yönettiği bir güvenlik meselesi olarak nitelendiriyor. Böylece çatışmanın tarafları, nedenleri ve toplumsal etkileri görünmez kılınırken haber dili devlet merkezli bir hatta sabitleniyor.
Muhalif medya ile ana akım aynı yerden, erkek siyasetin içinden sesleniyor
Kendini daha eleştirel bir yerde konumlandıran Cumhuriyet gibi gazetelerde ise süreç daha çok “siyasi kulisler” ve “görüşme trafiği” üzerinden ele alınıyor. Ancak bu yaklaşım da barış haberciliği açısından sınırlı kalıyor. Çünkü süreç, halktan kopuk şekilde elitler arası pazarlık olarak kurulurken kadınların barış sürecindeki rolü yok sayılıyor, toplumsal talepler, ihtiyaçlar yerine siyasi aktörlerin açıklamaları merkeze alınıyor. Böylece farklı politik konumlarda görünseler de aslında iktidarların farklı iki yüzü olarak ortaya çıkıyor. İkisinin de ortak noktası barışı, erkek siyasetçilerin konuştuğu bir başlık olarak ortaya çıkıyor.
Kadınların yokluğu
Bir diğer dikkat çeken ortak nokta da kadınların sistematik biçimde dışlanması oldu. Kadın örgütlerinin barış çağrılarına yer verilmediği gibi kadın özgürlükçü ve feminist hareketin sürece dair eleştirileri görünmez kılındı. Hele kadınların müzakere süreçlerine katılımı konusu gündeme bile alınmadı. Oysa kadınlar, barışın toplumsallaşması ve demokratik bir zeminde kurulması için söz üretmeye devam etti, ediyor. Ana akım ve muhalif medyanın bu sesi görmemesi bir eksiklik değil; bilinçli bir editoryal tercih olduğunu bilmek gerekiyor. Çünkü zaten erkek aklının yönettiği gazetelerden de bu beklenir.
Barışın toplumsal boyutu siliniyor
Ana akım medyada barış, yaşamsal bir talep olarak değil teknik ve diplomatik bir süreç olarak ele alınıyor. “Süreç yönetimi”, “temas trafiği”, “stratejik adımlar” gibi ifadeler, barışın toplumsal içeriğini boşaltıyor. Bu yaklaşımla barış adalet, eşitlik, hakikatle yüzleşme gibi pek çok unsurdan koparılarak yalnızca devletlerin ya da aktörlerin arasında bir denge meselesine indirgeniyor. Yani halklar özellikle de kadınlar sürecin dışına itiliyor, özne olarak değil eşya olarak görülüyor.
Kadın perspektifi olsaydı ne değişirdi?
Oysa kadın haberciliğinde dolayısıyla da barış haberciliğinde kadınların müzakere süreçlerindeki varlığı sorgulanır, savaşın kadınlar üzerindeki etkileri görünür kılınır, kadın örgütlerinin talepleri haberleştirilir ve haberin merkezine alınırdı. Çünkü barış yalnızca çatışmasızlık değildir; barış özgür ve eşit bir yaşamın örgütlenmesidir. Ve gazeteciliğin onuru küçük bir grup iktidar sahibinin sesi olmakla değil milyonlarca yurttaşın sesi olmak, her kesimden insanın bir arada yaşamasının mümkünlüğü arka planına sahip olmakla korunur.
Kadınsız haber hakikati yansıtmaz
Türkiye’de ana akım medya müzakere sürecini barış haberciliği perspektifiyle ele almak yerine, devlet merkezli ve erkek egemen bir dil üretmeyi sürdürdü, sürdürüyor. Bu dil, yalnızca kadınları değil; toplumun tamamını barışın öznesi olmaktan çıkarıyor. Sürece dair haber yapılmıyor, yapılsa da çarpıtılıyor, çarpıtılmasa bile manşete giremiyor. İktidar medyası ve iktidarın muhalif medyası diliyle de sadece nasıl yazdığı ile değil neyi yazmadığı ile de erkek egemen politikasını ortaya koyuyor. Çünkü biliyoruz, kadınsız barışın medyası sadece eksik değil, bilinçli bir sessizliktir.







