Tülay Hatimoğulları: Gülistan Doku dosyasındaki karanlığı kim korudu?

  • 12:49 14 Nisan 2026
  • Siyaset
ANKARA - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Gulistan Doku dosyasındaki gelişmelerin önemli bir adım olduğunu belirterek, "Gerçekler yıllardır karanlıkta tutuluyor. Bu karanlığı kim büyüttü? Kim korudu bugüne kadar? Bunların hepsinin hesap vermesi lazım. Bu konu karanlıkta kalmamalıdır" dedi. 
 
Halkaların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grubunda konuştu. Tülay Hatimoğulları konuşmasına, 14 Nisan 1988'de Irak’ta Kürtlere yönelik Enfal katliamını kınayarak, Türkiye’nin bu katliamı tanıması çağrısında bulundu. 
 
Gülistan Doku dosyası
 
Gülistan Doku dosyası kapsamında yapılan gözaltılara dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Gülistan Doku’nun akıbeti 6 yıldır karanlıkta. Ailesiyle, kadın hareketiyle beraber bizler gece gündüz ‘Gülistan Doku nerede’ dedik. Ve nihayet dün Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla üstü örtülmüş olan bu kayıp için bir soruşturma başlatıldı. Aralarında dönemin Dersim valisinin oğlunun olduğu çok sayıda gözaltılar gerçekleşti. Yıllardır beklenen adaletin yerini bulması için hakikaten önemli bir adım atıldı. Gerçekler yıllardır karanlıkta tutuluyor. Bu karanlığı kim büyüttü? Bu karanlığı kim korudu bugüne kadar? Bunların hepsinin hesap vermesi lazım. Bunlar bu karanlık dosyada adı geçen herkes, ama herkes gerçekten ucu nereye dokunursa dokunsun ciddi bir biçimde soruşturulmalı ve bu konu karanlıkta kalmamalıdır. Herkes hukuk önünde hesap vermelidir.  
 
Rojin Kabaiş 
 
Aynı soruşturmanın Rojin Kabaiş için yapılması da son derece önemli. Rojin'e ne oldu? Kimler ve neden korunuyor? Rojin'in akıbetinin açığa çıkmaması için kim ve neden korunuyor? Rojin'in babası ve ailesi başta olmak üzere yine Türkiye'de kadın hareketi ve biz DEM Parti olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Rojin için adalet tecelli edene dek mücadelemiz devam edecek. Mücadele etmeye hep beraber devam edeceğiz” dedi. 
 
ABD-İran savaşı
 
ABD-İran savaşına değinen Tülay Hatimoğulları, kurulan ateşkesin sürmesi gerektiğini ifade etti. Tülay Hatimoğulları, “Bakın 41 gün boyunca İran'ın kentlerine, Ortadoğu'nun merkezine uçaklardan, dronlardan balistik füzelerden ölüm aktı. Sonuç binlerce sivil ölümü, yıkım, yoksulluk, acı, kan ve barut kokusu altında 2 haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladık. Ancak haftasonu görüşmelerin sürdüğü İslamabad’dan pek olumlu haberler çıkmadı. ABD ve İran heyetleri uzlaşamadık diyerek masadan kalktı. Nükleer taahhütler Hürmüz Boğazı, Lübnan cephesi derken düğümler çözülmemiş, yeni müzakere takvimi bile belirlenemeden ayrılmış oldular. Bu ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceğine dair ilk büyük testin başarısız geçmiş olması üzücü gerçekten. Bakın bu görüşmenin olumsuz sonuçlanmasına rağmen ateşkesin devam etmesi son derece önemlidir Geçici ateşkes kalıcılaşmalı; kalıcı ateşkes adil bir barışa dönüşmelidir.
 
'İran, halkına zulmediyor'
 
“İran rejimine gelince dış müdahaleye zemin hazırlayan iç baskıyı arttırma hatasında ısrar etmek onlara zarar verir” diyen Tülay Hatimoğulları, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ateşkes başladığı anda kitlesel gözaltılar, Kürtler ve kadınlar başta olmak üzere muhaliflere yönelik idam kararları devreye girdi. İran halkları emperyalizme karşı bir arada durdu. Savaşa bir arada durarak hayır dedi. Özellikle böylesi bir zamanda kendi halkına zulmeden yönetimler meşruluğunu kaybeder. Derin bir devlet tarihine sahip olan İran bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilir, çok iyi de bilmeli. Ve dönem 1979 dönemi değil, 2026'dayız. Çok şey değişti bölgede. İran'ı da etkileyecek çok şey değişti. Kürtler, Farslar, Beluçlar, Azeriler, Türkmenler, kadınlar, gençler, siyasetçiler özgürlük, demokrasi, eşit yurttaşlık hakkı talep ettikleri için katledilmemeli gözaltına alınmamalı, şiddet görmemeli. Haklarında idam kararı olan bütün muhalifler için bu karar kaldırılmalı ve İran'daki siyasetçiler serbest bırakılmalı. Ez cümle demokratik ve adil yönetimler dış müdahalelere karşı güçlü olur. Aksi er ya da geç kırılmaya mahkumdur. Bizlerden parti olarak ülkemizde olduğu gibi bölgede de halklar için barışı, eşit yurttaşlığı, demokrasi Ve özgürlükleri haykırmaya devam edeceğiz. Savaşa hayır demeye devam edeceğiz. Savaşa hayır hayır hayır!
 
İran'da yoksulluk  
 
Bakın İran savaşını herkes değerlendiriyor. Türkiye'ye yansımalarını da gayet iyi görüyoruz. Yıllardır derinleşen açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama sadece savaşla açıklanamaz. İktidar buna tevessül etmemeli. Savaşın etkilerini yadsımadan, savaşı bahane eden iktidara buradan soruyoruz. Gerçekten yaşadığımız sorunların sebebi tek başına savaş mıdır? Savaşın olduğu ülkelerde bile gıda fiyatları düşerken bir tarım ülkesi olan Türkiye’de gıda fiyatları her Allah’ın günü artıyor. Türkiye’de işsizliğin yüzde 30’a dayanmasına hangi silah neden oldu acaba? 2026 yılının ilk 3 ayında asgari ücretteki toplam kayıp 7.773 liraya ulaşırken bu sorunu niye yönetemediniz, Sayın Bakan? Ve yine soruyoruz. Memleketiniz olan Batman'dan Mersin'e, Muğla'ya kadar seracılar, fideciler isyan ediyor. Açıkça söylemeliyim ki bu iktidar normal günlerde bile ekonomiyi yönetemezken savaş koşullarında ekonomiyi hiç yönetemez. İşsizlikten kırılıyor bu ülke. İş bulan şanslı insanlardan biriyseniz aldığınız maaşla zaten geçinemiyorsunuz. 
 
Doğaya saldırı 
 
Kapitalist sistem işçiyi, emekçiyi sömürdüğü yetmiyor. Gözünü doğaya dikmiş durumda. Dağı, taşı, kuşu, böceği, yaşamı komple yok ederek dolar yeşiliyle keselerini doldurma peşindeler. Türkiye'nin parsel parsel nasıl maden şirketlerine peşkeş çekildiğini gösteren bir harita. Polen Ekoloji'de yaşamı ve doğayı korudukları için tutuklanan Cemil Aksu, Cemre Nayır'ı buradan selamlıyorum. Polen Ekolojinin ortaya koyduğu veriler bu gerçeği apaçık gösteriyor. Bakın 2023-25 tarihleri arasında 2405 ruhsat sahası satışa çıkarılmış durumda. Sadece Giresun'da yüzölçümü yüzde 85'e ulaşmış olan maden ruhsatı verilmiş durumda. 86 milyon insanımız bilsin ki Türkiye'de artık neredeyse maden tehdidinden uzak bir karış toprak dahi kalmamıştır. Bu talana karşı hepimiz mücadeledeyiz, hepimiz isyandayız. 
 
Giresun'dan Şırnak'a, Muğla'ya, Varto'ya, Karlıova'ya kadar Türkiye'nin ve Kürdistan coğrafyasının tamamı bu saldırı altında ve herkes direnişte. Köylüler direniyor. Hukuk köylüye direnmezsin dur diyor. Ama şirkete diyor ki alabildiğine gidip toprakları, havayı, suyu sömürebilirsin izni veriyor. Bakın Mehmet Türkmen işçiler ölmesin dedi tutuklandı. Yine Esra Işık doğaya sahip çıkıyorum dedi doğanın haklarını korumalıyım dedi tutuklandı. Başaran aksu holding talanına yeter dedi. Holding emretti ve Başaran Aksu tutuklandı. Sizler asla yalnız değilsiniz. 
 
Süreç için kararlılık
 
Bugün dünya, Ortadoğu ve Türkiye'deki gelişmeleri değerlendirmek için 5 gün süren toplantılarımızı tamamlamış olduk. Dünyada artan ırkçı, faşist, otoriter, erkek egemen, doğa düşmanı rejimlere karşı dünya halkları direnmek istiyor, direniyor. Savaş ve çatışmalar sadece Ortadoğu'yla sınırlı değil, Avrupa kıtası dahil olmak üzere her yere yansımış durumda. Bu tabloda Türkiye'nin içinde bulunduğu çoklu krizleri, daha önce de ifade ettiğim gibi bizler bu çerçevede bu krizleri değerlendirdik ve mücadele hattımıza yeni neleri katabileceğimizi hep birlikte bu toplantılarımızda değerlendirdik. Bir yandan ülkenin sorunlarına çözüm üretmek, öte yandan barış sürecini başarıya ulaştırmak için var gücümüzle çalışma kararlılığını bir kez daha teyit ettik. İşsizlik, yoksulluk, aşırı pahalılık, ücretin aşırı düşük olması yurttaşın belini kırdı. Yurttaş aç ve karnı doysun, kirasını ödeyebilsin, çocuğunu okula gönderebilsin istiyor.  Milyonlarca Kürt ve dostları, bu ülkenin hak ve vicdan sahibi yurttaşları Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesini istiyor. Bundan doğal bir talep olabilir mi? Milyonlarca yurttaş seçilmişlerin Ekrem İmamoğlu'nun Figen Yüksekdağ'ın Selahattin Demirtaş'ın Can Atalay'ın haksız ve hukuksuz bir şekilde hapiste tutulduğuna inanıyor ve serbest bırakılmasını istiyor. 
 
Evlilik kredisine tepki
 
Bakın bu ülkenin tamamına yakını bu ülkede artık demokrasinin kırıntısı kalmadı diyor. Bu ülkenin üçte ikisinden fazlası yargı hiç adil değil tamamen siyasi sahiplerle hareket edip karar veriyor ve bağımsız bir yargı istiyor. Aleviler hala çok güçlü bir asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kalmış durumda. En önemlisi Aleviler bu topraklarda eşit yurttaşlık hakkı çerçevesinde Milyonlarca kadın özgür yaşamak istiyor. Geçtiğimiz Mart ayında 32 kadın erkekler tarafından katledildi. Kayda geçen şüpheli kadın ölümleri ise cabası. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı sanki bu kadın cinayetleri uzayda işleniyormuşçasına uzaktan bakıyor. İnsanın aklı, fikri ermez böyle bir şeye. Siz bu işin birinci  dereceden sorumlusunuz ama sanki bu kadın cinayetleri uzayda oluyor. Türkiye'de yokmuş gibi davranıyorlar. Ve ne yaptılar biliyor musunuz? 150.000 TL’lik evlilik kredisi gibi saçma yöntemler geliştirmeye kalktılar. Kadınlar şiddetsiz, emek sömürüsü, beden sömürüsü olmadan bir hayat sürdürmek istiyorlar. 
 
Parlementoda yeni bir oluşum
 
Dün genel merkezimize parlamentoda grubu bulunan partilerin kadınların oluşturduğu yeni bir oluşum bizleri ziyaret etti. Birçok siyasi partinin içinde olduğu bir oluşum genel siyaset açısından parlamentoda etik değerler ve özellikle eril davranışların ortadan kaldırılması için ve toplumda kadın renginin daha fazla hakim olması ve farkındalığın daha çok artması için bu oluşumun buna hizmet edeceğine olan inancımızla bu oluşumu tebrik ediyoruz, kutluyoruz, başarılar diliyoruz.
 
Halkın sesine kulak verilmeli
 
Yurttaş seçmene seçmen olarak seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Kayyımların bir an önce lav edilmesini, seçilmiş belediye başkanları ve belediye eş başkanlarının görevlerine iade edilmesini istiyor. Yine yurttaş muhalefete dönük baskıların bitirilmesini istiyor. Belediyelere sistematik gözaltı ve tutuklamaları hukuki değil siyasi bir rekabetin sonucu olarak görüyor. Bu baskılar barış ve demokratik toplum sürecini de olumsuz etkiliyor. Bakın biz DEM Parti olarak yaptığımız yüzlerce buluşmada ve ziyaretlerde inanın karşımıza çıkan en temel sorunlardan biri bu. Yani bu bizim sahadaki deneyimimiz, gözlemimiz ve tespitimizle net olduğunu buradan ifade ediyorum. Ve iktidara bir önerimdir. Bu konularda bu konularda gerçekten sahici araştırmalar yapsınlar. Anketler yapsınlar, farklı araştırmalar yapsınlar. Sonuçlarını kamuoyuyla paylaşırlar mı? Emin değilim. Muhtemelen paylaşmazlar.
 
Ama şundan çok eminim. Burada söylediğimiz her şeyin gerçek olduğunu yapacakları araştırmalarda kendileri de çok net bir biçimde görecekler. Şu unutulmamalı ki bir iktidarı meşru kılan şey polis ve yargıç gücü değildir. Halkın sesine kulak vermesidir ve yurttaşın rızalığını almasıdır onun meşruluğunu arttıracak olan.
 
Temel odak çağrıdır
 
Bizler demokrasi herkes için diyerek yola koyulduk. Bizler barış ve demokratik toplum çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Ve temel odağımız bu dönemde budur. Kim ne derse desin, biz bu odaktan ayrılmayacağız. Ve bizler demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar temizlemek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Her yurttaşımızın demokratik bir cumhuriyette yaşama hakkı vardır. Ve bizler bu topraklarda barışın tesis edilmesi için, demokrasinin tesis edilmesi için, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için ne olursa olsun, ne ile karşılaşırsak karşılaşalım yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadelemize devam edeceğiz.
 
1 Mayıs alanlarını birlikte renklendireceğiz
 
Hepinizin malumu önümüz 1 Mayıs. 2026 1 Mayıs'ı savaş tamtamlarının gürültüsünde açlık oyunlarının pençesinde katliam tehditlerinin eşiğinde olduğumuz bir dönemde yaşayacağız. Bu 1 Mayıs'ta bir umut penceresi açmak istiyoruz. 1 Mayıs evine ekmek götürmek için sabah akşam fabrikalarda, tarlalarda, madenlerde, iş yerlerinde, market kasalarında, depolarde, ofislerde ve nice iş kollarında güvencesiz geleceksiz, sendikasız çalışanların, emeklilerin eşitlik çağrısıdır. 8 Mart'ın direnci Newroz’un ruhuyla 1 Mayıs'la zafere bir adım daha yaklaşacağız. Bizler DEM Parti eş başkanları olarak MYK üyelerimiz, vekillerimiz, il ilçe örgütlerimiz hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Bütün ezilenlerin kendi sözüyle, rengiyle, baretleriyle, önlükleriyle 1 Mayıs alanlarını hep birlikte renklendireceğiz.”