90’ların tanığı Narınç Önver: Köyümden hiç çıkmadım

  • 09:01 7 Ağustos 2026
  • Güncel
Neslihan Kardaş 
 
ŞIRNEX - “Güvenlik politikaları” adı altında koruculuk dayatması sonucu boşaltılan Qileban’ın Deloqan Köyü’nde toprağını terk etmeyen Narınç Önver, “Her acıya rağmen köyümden hiç çıkmadım” dedi.
 
Kürt halkına yönelik yürütülen asimilasyon politikalarının en büyük örneklerinden biri, 90’lı yıllarda gerçekleştirilen köy yakmaları ve boşaltmaları. “Güvenlik politikaları” adı altında yürütülen operasyonlar, insanları topraklarından, dillerinden, kültürlerinden ve yaşamlarından kopardı. İnsan hakları raporları, 3 binden fazla köyün yok edildiğini, milyonlarca insanın yerinden edildiğini ve kültürel bir soykırımın yaşandığını kayıt altına aldı. İnsanlar, koruculuk dayatmalarına maruz bırakıldı; reddeden aileler hedef alındı, sayısız insan hakkı ihlali yaşandı ve bunların yanı sıra faili meçhul cinayetler sıradanlaştı. 
 
Kürdistan’da Serhad’dan Botan’a dört bir yanda köy yakmaları gerçekleştirildi. Peki ya toprağından kopmamaya kararlı bir kadın… Şirnex’in Qileban ilçesine bağlı Deloqan (Kalemli) Köyü de 90’larda yakılan, yıkılan ve boşaltılan köylerden biri. O dönemlere tanıklık eden 80 yaşındaki Narınç Önver’in hikâyesini dinlemek için evine konuk oluyoruz. Evinin bahçesinde, belki onlarca yıllık ulu bir ceviz ağacının gölgesinde hikâyesine tanıklık ediyoruz. 
 
Katliamlar, tutuklamalar ve ölümler… 
 
1993-1994 yılları arasında Narınç Önver’in yaşadığı köy yıkılıyor. Köyleri yakılıp yıkılınca köylüler de topraklarını bırakıp gitmek zorunda kalıyor. Köylülerden kimilerinin Irak’a, kimilerinin Türkiye’nin farklı kentlerine gittiğini anlatan Narınç Önver, “Bizler bir yere gitmedik, burada kaldık. Ben ailemle birlikte 6 yıl boyunca burada tek başıma kaldım. Ben her acıya rağmen köyümden hiç çıkmadım. Eskiden burada herkes beraber yaşıyordu, güzel bir yaşamımız vardı. Sonra katliamlar, tutuklamalar, ölümler oldu… Herkes bir tarafa dağıldı. Komşularımızdan bile kimse duramadı burada. Yaklaşık 10 yıl geçtikten sonra insanlar yavaş yavaş gelip gitmeye başladılar” dedi.  
 
 
Saldırılara rağmen köyünü bırakmadı
 
O dönem köyde kaldıklarını kimsenin bilmediğini söyleyen Narınç Önver, “Daha akşamüstü güneş batmadan evimize girer, kapılarımızı sıkıca kilitlerdik. Pencerelerimizi de iyice örtüyorduk. Dışarıdan ışık görünmemesi için battaniyeler ile pencereleri kapatıyorduk. Görünen en küçük ışıkta etrafımızdaki dağların hepsine yerleşen askerler evimize ateş açıyorlardı. Açılan ateşlerde evimize yüzlerce mermi isabet ederdi. Ama bir şekilde atlattık o günleri. Çocuklarımız küçüktü o zamanlar. Bizler çok zorluk çektik. Bitti bitecek derken gün yüzü görmedik hiç” diye anlattı. 
 
 
Koruculuk dayatması
 
Köylülere koruculuk dayatması yapıldığını belirten Narınç Önver, “Köydeki bütün erkekleri topluyor, köyün arkasında bir yere götürüyorlardı. ‘Korucu olmazsanız hepinizi tararız’ diyorlardı. Kadınlar, çocuklar ağlıyorlardı fakat kimseye acıma yoktu. İki akrabamız suçsuz yere öldürüldü burada. Köyümüzde hiç korucu olmadığı için bunları yapıyorlardı. Bize çok zulüm ettiler” diye konuştu. 
 
 
‘Hâlâ aynı zulüm devam ediyor’
 
Son birkaç yıldır yurttaşların köylerine dönüp yeniden ev yapmaya başladıklarını aktaran Narınç Önver, “Yine o yıllara benzer bir şey olursa köylüler tekrar gitmek zorunda kalırlar. Bizler gün yüzü görmedik, rahat bir lokma yemek yiyemedik, hiçbir şey görmedik. Hâlâ aynı zulüm devam ediyor, hâlâ çok zorluk yaşıyoruz. Görmediğimiz şey kalmadı” ifadelerini kullandı.
 
 
Sürece vurgu
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de dikkat çeken Narınç Önver, “Şimdi bir barış süreci var. İnşallah başarıya ulaşır. Barış olursa sadaka dağıtacağım. Artık herkes rahat bir yaşam sürsün. Çok zorluk yaşadık, bu zorluklarla dünyanın neresinde olursak olalım tat alamayız. O yüzden artık barışın olması lazım. Biz herkes için rahat bir yaşam istiyoruz” çağrısında bulundu.