Projesiz yol için ağaç kıyımı sürüyor
- 09:03 2 Nisan 2026
- Ekoloji
Nazlıcan Nujin Yıldız
HATAY - Defne ilçesinde yapılmak istenen yol projesi için kendisinden habersizce zeytin ağaçları kesilen Çiğdem Mutlu Arslan, başka bir yol projesinin daha hayata geçirileceğini ve ağaç kıyımının devam ettiğini ifade etti.
Hatay’ın Defne ilçesinin Ballıöz Mahallesi’nde bulunan TOKİ’ye ulaşım sağlanması için iki yıl önce yol çalışması başlatıldı. Yapılan yol çalışması sırasında yetkisiz bir şekilde asırlık zeytin ağaçları da kesildi. Zeytin ağaçlarının kesilmesine karşı Çiğdem Mutlu Arslan, direnişe başladı. Daha önce kendisiyle yaptığımız ilk röportajda, yapılmak istenen yolun projesiz olduğunu ifade eden Çiğdem Mutlu Arslan, sonraki röportajda da yurttaşlara 8 ay önce teslim edilmiş konteyner yaşam alanı ve iş yerlerinin boşaltılacağını ifade etmişti.
Yaptığımız haberler sonrasında yaşanan gelişmelere dair konuşan Çiğdem Mutlu Arslan, geçici konaklama amaçlı el koyma kararıyla başka bir karayolu projesinin daha hayata geçirileceğini söyledi.
‘Hem hak gasp edildi hem hukuksuzca yol yapıldı’
Kamulaştırma kararı olmaksızın ve geçici konaklama amaçlı el koyma kararlarıyla zaten hayata geçirilmeye çalışılan projeye karşı mücadele ettiğini söyleyen Çiğdem Mutlu Arslan, bu mücadelenin sönümlendirilmeye çalışıldığını ancak mücadelesinden vazgeçmediğini söyledi. Çiğdem Mutlu Arslan, “İki seneyi aşkın bir süredir mücadeleme devam ediyorum. Sadece tek çıkan ses şu; bizim valiliğe açtığımız bir dava vardı. O dava valilik avukatı tarafından reddedildi. Yani kabul edilmediğini ve bu yönde bir ret yediğini yaşadık. Tabii biz buna itiraz ettik. Çünkü geçici konaklama amaçlı el koyma kararlarıyla zaten hukuksuz bir şey yapılıyordu. Hem ona itiraz ettik hem de Adana İstinaf’ta bir dava açtık. O zamanlar bize cevaben verilen dilekçede, valiliğin orada herhangi bir işten haberdar olmadığını ve geçici el koyma kararını yaparken de AFAD'ın arazi istemesine karşın bir arazi tahsisi yaptığını beyan etmişlerdi. Valiliğe de itirazlarımız doğrultusunda başka bir dava açtık. Onun dışında bir hareketlilik yaşanmadı, geçtiğimiz güne kadar. Birkaç gündür vatandaşa ulaşılmaya çalışıldığını fark ettik ve muhtarlık aracılığıyla hak sahiplerine özel toplantı tasarlandığını ve haklarının verileceği bilgisi geldi bize. Mersin 5’inci bölgeden bir kamulaştırma ekibi Antakya'ya geldi. Antakya'nın Karayolları 53’üncü Bölgesi’nde bir toplantı gerçekleşti. Burada iki yıl sonra hak sahiplerine, iki yıl önce tespit ettikleri ve belirledikleri fiyatları açıkladılar. Yani kamulaştırma kararı çıktıktan sonra. Tabii burada mağduriyet çok büyük. Çünkü verilen rakamlarla o bölgede neredeyse 150 metre alamıyorsunuz. Onlar da vatandaşın hakkını hem iki yıl gasp etti hem de orada hukuksuz bir şekilde bir yol açtılar” dedi.
‘Kamu yararı’ söylemleriyle meşrulaştırma
İki yıldır yurttaşların haklarının gasp edildiğini ve yapılan toplantıda yurttaşlara, iki yıllık sürecin ödemesinin yapılamayacağını söylediklerini aktaran Çiğdem Mutlu Arslan, “Burada kamulaştırma kararının çıktığı tarihten itibaren bir ödeme yaptıklarını gördük. Fakat işin ilginç tarafı burası bir deprem bölgesi ve deprem bölgesinde depremzedeye sahip çıkılması gerekirken var olan tapularını, var olan haklarını gasp ettikleri ortaya çıktı. Tabii biz buna itiraz ettik birkaçımız ama bunu ne yapabiliriz deyip hiçbir şekilde itiraz etmeyen vatandaş da oldu. Ancak bununla sınırlı da değil. Yeni yerler şu anda aynı yöntemle gasp ediliyor. Bunların içinde evler de var. Deprem sonrası kendi başına evini, barınma hakkını talep etmesi gereken vatandaş, kendi imkanlarıyla bir yaşam alanı yaratmış ve oradan yine geçici konaklama amaçlı el koyma kararıyla yine bir karayolu projesi ortaya çıkıyor. Proje derken ortada bir proje yok. Yine benim ve birçok vatandaşın mağdur olduğu noktada aynı uygulamayla birlikte aslında şu an ormanın tam ortasından geçirilen bir karayolu oluşacak. Tabii bu karayolu, kamu yararı gibi söylemlerle masumlaştırarak ve vatandaşın hakkını gasp ederek yapılıyor” şeklinde konuştu.
‘Can yakan noktayı kimse görmüyor’
Bölgede normal yaşam koşullarına ait bir yol olmadığını söyleyen Çiğdem Mutlu Arslan, “Ben kamulaştırma biriminden gelenlere, ‘Madem kamu kuruluşusunuz ve yasalara uygun işler yaptığınızı iddia ediyorsunuz. Peki neden iki sene önce yasal haklarını vatandaşa verip bu yolu resmi bir şekilde yapmadınız?’ dedim. Onlar da ‘Biz deprem sonrası çıkartılan yasayla birlikte bir çalışma yaptık’ dediler. Ancak iki yıl sonra çıkan bir kamu kararı var. Biz ‘O zaman iki yıl sonra bekleyip olması gereken yolu yapsaydınız da vatandaş bu anlamda hak kaybına uğramasaydı’ dedik. Yalnız altını çizmek istediğim konu şu; bu yöntemle sadece yollar yapılmıyor. Bu yöntemle elektrik, su ve birçok ihale, valiliğin geçici el koyma kararıyla, konaklama amaçlı talan ediliyor. Vatandaş bunun içeriğini okumadan altında hem valiliğin ibaresi ve ıslak imzaya baktığı zaman, bu bir karar deyip geçiyor. Ama aslında içeriğindeki en can alıcı şey geçici konaklama amaçlı. Yani siz bunu bir karayolu olarak kullanamazsınız. AFAD'ın depreme dair geçici olarak oraya konteyneri ya da çadırı kurabileceği bir araziyken siz bununla sözde kamu yararına ihaleler veriyorsunuz. Can yakan noktayı kimse görmüyor” diye belirtti.
‘Ormanda yol geçtikten sonra ne yapılacak?’
Yapılmak istenen proje hakkında birçok araştırma yaptığını paylaşan Çiğdem Mutlu Arslan, birçok noktada ve birçok bölgede aynı yöntemin kullanıldığını belirtti. Çiğdem Mutlu Arslan, “O bölge aslında ormanlık alan. Çam ağaçları ve türevi ağaçlar var. Bunların içinde zeytin ağacı ve çeşitli türlerde bulunan ağaçları yok ediyorlar. Bunu da hızlı bir şekilde yapmışlar. Yani aslında şöyle bir durum var. Birileri uyanmadan bir şeyleri yapma çabasına girmişler. Halbuki o bölgede korunması gereken bir orman var. Çünkü artık neredeyse bütün ormanlara konutlar yaptılar. Gerek köy evleri gerek TOKİ'nin çok katlı binaları yapıldı. Bölgede karayoluna ihtiyaç yok. Çünkü orası bir orman ama o ormanda yol geçtikten sonra ne yapılacak? Asıl mesele bu. Muhtemelen bir şey planlıyorlardır. Çok değil günler sonra aslında büyük bir katliam olacak ve bu aslında yüzlerce dönümün yok olması demek. İçinde benim sayamadığım ya da birçok kişinin sayamayacağı zeytinler kesilecek. Tabii bunu onaylayıp projelendirdikten sonra maalesef bizler duyabiliyoruz. Ben bu ağaç katliamlarının önüne iki senedir geçmeye çalışıyorum. Bir doğa sever olarak çok üzülüyorum. Çünkü bizler asırlarca yetiştiremediğimiz ağaçları betonlar uğruna ne yazık ki izlemek zorunda bırakıldık. Bizler bugün bunlara ağaçlarımıza ve doğamıza hatta ekolojik yıkıma karşı çıkmadığımız sürece bir sonraki yaşayacağımız afetlerde sadece öleceğiz” diye konuştu.
‘Daha çok birleşmemiz gerekiyor’
Ekolojik yıkıma karşı daha güçlü bir ses çıkarmak gerektiğini vurgulayan Çiğdem Mutlu Arslan, “Birçok vatandaş paylaşmaya ve sesini yükseltmeye çalışıyor. Burada tarım arazilerini daha çok ağaçlandırarak kentin tarımıyla anılması gerekirken bu kentte artık tarım diye, ağaç diye bir şey kalmadı. Sadece ormanlarımız değil, parklarımız da talan edildi. Yüz yaşını aşkın ağaçlarımız bir hiç uğruna katlediliyor ve bizler sadece seyrediyoruz. Çünkü yeterli düzeyde birlik ve beraberliğimiz yok. Çünkü bizler ayrıştırıldık, ötekileştirildik ve birbirimizden uzaklaştırıldık. Ancak ilerleyen zamanlarda gölgesinde oturabileceğimiz bir ağaç olmadığında bunu canımız yana yana hissederken elimizden hiçbir şey gelmeyecek. O yüzden daha çok birleşmek ve daha çok sesimizi çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani çok üzgünüm. Elimden bir şey gelmiyor, duyurmaya çalışıyorum. Gelecek günlerdeki katliam inanılmaz büyük. Henüz elimizde somut bir belge yok ama kesinleştiğini biliyorum. Çünkü çok sağlam yerlerden bunun teyidini aldım. Umuyorum ki önüne geçebiliriz. Bir ağaç, bir can ve bu canları ne kadar kurtarabilirsek o kadar gelecek nesillere bırakacağımız bir mirasımız olur” diye ifade etti.







