Hürmüz Diril'in kızı: Faili meçhul değil, üzeri örtülen bir dosya

  • 09:02 10 Haziran 2026
  • Güncel
Melike Aydın 
 
İSTANBUL - Katledilen Şimoni Diril ve 6 yıldır kayıp olan Hürmüz Diril’in kızı Gülcan Diril, "Hakikat ortaya çıkmadan, somut adımlar atılmadan bu ülkeyle barış kurulamaz" diyerek devletin yüzleşme ve adalet sorumluluğuna işaret etti.
 
Türkiye’de "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" tartışmaları sürerken, toplumsal barışın kalıcılaşması için geçmişle yüzleşme ve hakikatlerin ortaya çıkarılması talepleri de gündemdeki yerini koruyor. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan, ancak başta tehcir, katliam ve zorunlu göç politikaları olmak üzere birçok hak ihlaliyle karşı karşıya kalan Keldaniler, Cumhuriyet döneminde de homojen toplum yaratma politikalarının hedefi oldu. Şirnex’in Elkê (Beytüşşebap) ilçesine bağlı Kovane köyüne 2020 yılında geri döndükten sonra katledilen Keldani Şimoni Diril ve halen akıbeti bilinmeyen Hürmüz Diril dosyası ise bu yüzleşme ihtiyacının en güncel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. 
 
Keldani Şimoni Diril ve hala kayıp olan Hürmüz Diril’in kızı Gülcan Diril ile adalet arayışını konuştuk.  
 
‘90’lar 2020’de katliamla geri döndü’
 
Keldani toplumunun topraklarından koparılma hikayesinin derin bir geçmişe dayandığını ifade eden Gülcan Diril, "Bu bir seferlik bir mesele değil, kopmayan bir süreç. 90’lı yıllar, babamın tabiriyle bizim için bir 'felaketti'. 1992’de hükümetin geri dönüş çağrısıyla köyümüze döndük ama çatışmalar başlayınca 1993’te yine çıkarıldık. Benim için ağır bir çocukluk travmasıydı. Babam toprağına, köyüne aşık bir adamdı. Bütün Keldaniler Fransa’ya göç ederken, o hep köyüne dönme umudunu taşıdı. 2015’teki barış sürecinde yurt dışındaki Keldanilere de 'evin kapısı açık' diyerek köyde yeni bir ev yaptırdı. Fakat 2020 senesine geldiğimizde hiç beklemediğimiz bir katliamla karşı karşıya kaldık. Ne yaşanan süreçteki adımları ne de bu sonucu kesinlikle hak etmedik" şeklinde konuştu.
 
‘Devlet görevini yapmadı, delilleri biz topladık’
 
Dava sürecinde hukukun kayıtsızlığına işaret eden Gülcan Diril, soruşturma sürecinde delilleri kendilerinin topladığını belirtti. Gülcan Diril, “Olayın yaşandığı yer oldukça ıssız bir yerdi; fiziksel olarak da düşünce olarak da çok yalnız bırakıldık. Delilleri karartmak denilebilir mi bilmiyorum ama delilleri biz topladık; aramaya yönelik hiçbir girişim olmadı. Annemizi abim bulmak zorunda kaldı, o travmayı yaşamak zorunda değildi. Savcılığa ve devlete düşen görev, katilleri bulup olayı aydınlatmaktı. Üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen dosyayı olgunluğa ulaştıracak tek bir adım göremiyoruz” diye konuştu. 
 
‘Faili meçhul değil, çabasızlık ve olayın üzerini örtme var’
 
Keldaniler ve Süryanilerin hiçbir zaman savaşın tarafı olmadığını, aksine savaşların ortasında kalan gruplar olduklarını dile getiren Gülcan Diril, barış kelimesinin altının somut adımlarla doldurulması gerektiğini ifade etti. Gülcan Diril, "Cumartesi Annelerinin de her defasında bağırdığı gibi; faili meçhul diye bir şey yok, tamamen faili belli. Bizim davamız baştan beri kesinlikle faili meçhul değildi; ben bunu gayretsizlikle, çabasızlıkla ve olayın üzerini örtme çabası olarak görüyorum. Bir çaba gösterilmemesi zaten hukuksuzluk demek. Savaşlar direkt önce azınlıkları, kadınları ve çocukları etkiliyor. Adalet arayan herkes, adaletin karşılığını somut bir şekilde görmediği sürece bu ülkede hiç kimsenin kalbi bu ülkeyle barışmaz. Doğu toplumu kadına, anneye değer verdiğini iddia ediyor ama 15 çocuklu, 24 torunlu bir anneye bu işkence yapıldı ve asıl amaç cesetleri tamamen yok etmekti" sözlerini kullandı.
 
‘Biz sonradan gelmedik, misafir muamelesi yapılamaz’
 
Meclis’te kurulması talep edilen hakikat komisyonlarına ve yürütülen tartışmalara değinen Gülcan Diril, azınlıklara yönelik özgün bir hukuki modelin şart olduğunu belirtti. Gülcan Diril, "Ülkede ne yazık ki acılar mahalle mahalle, bölge bölge yaşanıyor; insanların acılarını yarıştırma durumu var. Bölge olarak çok yalnız bırakıldık. Azınlıklar olarak baktığımızda bizim bu topraklarda 6 bin 700 küsur yıllık bir geçmişimiz var; biz buraya sonradan gelmedik. Dolayısıyla bize sonradan gelmiş bir 'misafir' gibi bakılamaz. Biz bu ülkeye vergimizi ödüyoruz ve her yurttaş gibi eşit haklardan, adaletten faydalanmak istiyoruz. Madem faili meçhullerle yüzleşilecek, o halde devlet imkanlarıyla sondan geriye doğru bu cinayetler aydınlatılmalıdır. Önemli olan söylemler değil, ortaya konulacak somut adımlardır" şeklinde dile getirdi.
 
‘Kanunsal güvence verilmedikçe insanlar geri dönemez’
 
Topraklarından edilmiş “azınlıkların”  köylerine güvenle dönebilmesi için adil bir düzenin kurulması gerektiğini vurgulayan Gülcan Diril, "Köyümüz bizim evimiz; insan dünyayı gezse de kendini sadece kendi toprağında özgür ve evinde hisseder. Madem bir kanun var, bunun herkesi kapsıyor, uygulanabilir ve adil olması gerekir; batıda birine verdiğin cezayı doğuda da vereceksin. Eğer kanunlar caydırıcı olsaydı, yöre halkının bizi bu kadar baskılayabileceğini düşünmezdim. Yapılan baskıların, kaçırtma olaylarının ve mülklere çökmelerin arkasında devletin bazı gruplara verdiği güç dayanıyor. 90’larda evlerimizin ateşe verilişini çocuk gözlerimle gördüm. Bugün 'biz biriz, komşuyuz' deniliyor ama toprağına yerleşmeye karar verdiğin an gerginlik çıkıyor. Ermeni’nin, Asur’un, Süryani’nin evleri, arazileri, mabetleri hâlâ talan ediliyor, altınları aranıyor. Kendi içimizde bu yüzleşmeyi sağlamadan barış olmaz. Kanunsal güvence verilmediği sürece, yurt dışındaki halkımız da aynı korku ve endişeyi taşımaya devam edecektir" şeklinde konuştu.