İHD: 'Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon' kurulmalı
- 13:28 21 Temmuz 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ- İHD, çözüm tartışmalarında, silahsızlanmanın tek başına yeterli olmayacağına işaret ederek, Terhis ve Yeniden Entegrasyon Komisyonu’nun kurulması gerektiğinin önemine dikkat çekti.
İnsan Hakları Derneği (İHD) birçok kentte,Barış ve Toplum Süreci’nin geldiği aşama ve çerçeve yasaya dair açıklama yaptı.
Amed
İHD Amed Şubesi, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geldiği aşama ve çıkarılacak çerçeveye yasaya dair şube binasında basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini İHD Amed Şube Eşbaşkanı Ercan Yılmaz okudu.
Rıha
İHD Riha Şubesi, Demokratik Toplum ve Barış Sürecine ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına dernek üyeleri ile insan hakları aktivistleri katıldı.
Yapılan basın toplantısında konuşan İHD Riha Şubesi Eşbaşkanı Songül Arpa, “Türkiye'de Kürt meselesinin barışçıl çözümüne ilişkin tartışmalar gündeme gelen yasa hazırlığı nedeniyle yeniden canlandı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre hazırlanan yasa taslağı daha çok silahsızlanmayı kapsayacak. Ancak uluslararası deneyimler dikkate alındığında bunun yeterli olmadığını açık biçimde gösteriyor” dedi.
Dünya örneklerine dikkat çeken Songül Arpa, “Dünya örneklerinin en önemli ortak noktası, silah bırakmanın hukuki ve siyasi güvencelerden bağımsız yürütülememesidir. Tarafların geleceğe güven duymadığı, haklarının nasıl korunacağının belirsiz olduğu bir ortamda silahsızlanma kalıcı sonuç üretmiyor” diye konuştu.
Yapılan açıklamanın ardından basın toplantısı son buldu.
Wan
İHD Wan Şubesi, kamuoyunda tartışılan çerçeve yasaya ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Sivil toplum örgütü temsilcileri ile çok sayıda kişinin katıldığı açıklamada, basın metnini İHD Wan Şube Yönetim Kurulu üyesi Sedat Kula okudu.
Açıklama metnin okunmasının ardından son buldu.
Basın metni şöyle:
“Türkiye'de Kürt meselesinin barışçıl çözümüne ilişkin tartışmalar gündeme gelen yasa hazırlığı nedeniyle yeniden canlandı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre hazırlanan yasa taslağı daha çok silahsızlanmayı kapsayacak. Ancak uluslararası deneyimler dikkate alındığında bunun yeterli olmadığını açık biçimde gösteriyor. Kolombiya'dan Kuzey İrlanda'ya, Nepal'den Endonezya'nın AÇE bölgesine kadar farklı barış süreçleri incelendiğinde hepsinin kalıcı barış için, silahsızlanma ile eşzamanlı olarak hukuki güvencelerin sağlanması, siyasi reformların yapılması gerekliliği ve toplumsal uzlaşma ve güvenilir kurumların oluşturulmasının önemine vurgu yapıldığı görülüyor.
İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) 27–28 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlediği ‘Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR)’ çalıştayı ve 11 Temmuz 2026 tarihinde Diyarbakır’da düzenlediğimiz ‘Türkiye’de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri Konferansı’nda tam olarak bu noktalara dikkat çekildi. Birleşmiş Milletler bünyesinde daha önce farklı ülkelerdeki barış süreçlerinde görev yapmış uluslararası uzmanların katkılarıyla gerçekleştirilen çalıştayda, akademisyenler, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, araştırmacılar ve sivil toplum temsilcileri Türkiye açısından uygulanabilir bir DDR modelini tartıştı. Her iki çalışmanın ulaştığı temel sonuç ise oldukça netti: Türkiye'de güvenilir bir DDR süreci, yalnızca teknik bir silahsızlanma programı olarak değil, kapsamlı bir demokratik dönüşüm sürecinin parçası olarak tasarlanmalıdır.
Silahsızlanma kalıcı sonuç üretmiyor
Dünya örneklerinin en önemli ortak noktası, silah bırakmanın hukuki ve siyasi güvencelerden bağımsız yürütülememesidir. Tarafların geleceğe güven duymadığı, haklarının nasıl korunacağının belirsiz olduğu bir ortamda silahsızlanma kalıcı sonuç üretmiyor. Bu nedenle söz konusu çalışmalarda, sürecin temelini oluşturacak kapsamlı bir DDR Yasası ya da ulusal politika belgesinin hazırlanmasının önemi ve böyle bir düzenlemenin yalnızca silahların teslim edilmesini değil; şeffaflık, hesap verebilirlik, hukuki güvence, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık ilkelerini de içermesini gerektirdiği vurgulandı. Yasanın yalnızca örgüt mensuplarını değil, çatışma döneminde oluşturulan köy koruculuğu sistemi ve diğer paramiliter yapıları da kapsaması tek taraflı bir silahsızlanmanın, yeni güvenlik riskleri ve çatışma sürecinde oluşmuş husumetlerin yeniden canlanması riskine dikkat çekildi.
Barış yalnızca güvenlik meselesi değildir
DDR'nin açılımı ‘Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon’ olsa da uluslararası literatürde bunun yalnızca güvenlik politikası olmadığı kabul ediliyor. Başarılı örneklerde süreç aynı zamanda demokratikleşme, hukuk devleti normlarının güçlendirilmesi ve siyasi katılım reformlarıyla birlikte ilerliyor. Her iki çalışmanın dikkat çektiği önemli noktalardan biri de Türkiye'de son yıllarda uygulanan kayyum politikalarının sona erdirilmesi ve görevden alınan belediye başkanlarının durumunun yeniden değerlendirilmesinin AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasının sürece güven oluşturabilecek adımlar arasında görülmesi oldu. Bu tür düzenlemeler doğrudan DDR'nin teknik konusu olmasa da taraflar arasında güven inşasına katkı sağlayabilecek siyasi adımlar olarak değerlendirildi.
Hukuki güvence olmadan geri dönüş mümkün değil
Silahlı yapıların tasfiyesi kadar önemli olan bir diğer konu ise insanların normal yaşama nasıl döneceğidir. Çalıştayda, hazırlanacak yasal çerçevenin silahlı militanlar, cezaevindeki hükümlü ve tutuklular ile yurtdışında bulunan kişiler dahil olmak üzere tüm hedef grupların hukuki statüsünü açık biçimde düzenlemesi gerektiği vurgulandı. Geri dönüşlerin tek taraflı ‘pişmanlık’ beyanı gibi şartlara bağlanmasının sürecin toplumsal kabulünü zorlaştırabileceği değerlendirildi. Benzer şekilde, sürecin önemli siyasi aktörlerinin müzakerelere fiilen katılabilmesi, hukuki statüsünün tanımlanması, dış dünya ile iletişim imkanlarının sağlanması için gerekli hukuki düzenlemelerin yapılmasının da barış sürecinin ilerleyebilmesi açısından kritik olduğu ifade edildi.
Bağımsız kurumlar olmadan güven oluşmaz
Uluslararası deneyimler gösteriyor ki taraflardan yalnızca birinin denetlediği süreçler toplum nezdinde yeterince güven üretmiyor. Şeffaf raporlama, itiraz mekanizmaları ve kamuoyunun düzenli bilgilendirilmesi ise sürecin meşruiyetini güçlendiriyor Çalıştayın üzerinde en fazla durduğu konulardan biri sürece özgü kurumsal yapılardı. Yapılan öneride; Türkiye'de bağımsız bütçeye sahip, teknik kapasitesi güçlü ve farklı toplumsal kesimleri temsil eden bir Ulusal DDR Komisyonu kurulmalı. Bunun yanında, yalnızca devlet kurumlarının değil; muhalefetin, sivil toplumun ve gerektiğinde uluslararası teknik uzmanların da katkı sunabileceği bağımsız bir izleme ve doğrulama mekanizması oluşturulmalıdır.
Yeniden entegrasyon sosyal ve siyasal yönleri ağır basan bir süreçtir
Silah bırakan kişilerin yalnızca ekonomik destek alması yeterli görülmüyor. Çalıştayda yeniden entegrasyonun ekonomik, psikolojik, sosyal ve siyasi boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği ifade edildi. Geri dönüşlerde, kadınların, gençlerin ve engelli bireylerin farklı ihtiyaçları gözetilmeli; psikososyal destek, kültürel ve siyasal hassasiyetleri dikkate alan bir yaklaşımla sunulmalı. Aynı zamanda mesleki eğitim, sağlık hizmetleri, geçim desteği ve uygun durumlarda sosyal güvenlik haklarına erişim sağlanması gerektiği vurgulandı. Uluslararası örneklerde de yeniden dışlanma ve damgalanmanın, örgütlü suç ya da yeni şiddet döngülerine zemin hazırlayabildiği görülüyor.
Geçiş dönemi adaleti ihmal edilmemeli
Belki de çalıştayın en önemli mesajlarından biri hesap verebilirlik konusunda ortaya çıktı. Geçiş dönemi adaletinin yalnızca silahlı örgüt mensuplarını değil, kamu görevlileri dahil çatışmanın bütün taraflarını kapsaması gerektiği ifade edildi. Aksi halde toplumda ‘galibin adaleti’ algısı oluşabileceği ve bunun yeni kutuplaşmaları besleyebileceği uyarısı yapıldı. Hakikatin ortaya çıkarılması, mağdurların onarılması ve gerektiğinde tazmin mekanizmalarının işletilmesi, yalnızca geçmişle yüzleşmenin değil, gelecekte benzer çatışmaların önlenmesinin de önemli araçları arasında görülüyor.
Reformların sıralaması hayati önemde
Uluslararası örneklerin tamamı, yanlış zamanlanan reformların en iyi tasarlanmış barış süreçlerini bile başarısızlığa uğratabileceğini gösteriyor. Bu nedenle çalıştayda silahsızlanma, siyasi reformlar, güvenlik sektörü reformu ve geçiş dönemi adaletinin birbirini bekleyen aşamalar olarak değil, eş zamanlı ilerleyen bütüncül bir süreç şeklinde planlanması gerektiği ifade edildi.
Özellikle hukuki güvenceler sağlanmadan gerçekleştirilecek bir silahsızlanmanın ciddi güven krizleri yaratabileceği; buna karşılık yalnızca reform vaat edilip uygulamaya geçilmemesinin de süreci kırılgan hale getireceği değerlendirildi.
Sivil toplum neden vazgeçilmez?
Çalıştayda, insan hakları örgütleri, meslek kuruluşları, kadın örgütleri ve yerel sivil toplumun yalnızca gözlemci değil, sürecin aktif bir bileşeni olması gerektiğini savunuyor. İzleme, doğrulama, toplumsal iletişim ve yeniden entegrasyon çalışmalarında sivil toplumun kurumsal olarak sürece dahil edilmesi, hem şeffaflığı, hem de toplumsal güveni artırabileceğine özel vurgu yapıldı. Barış süreçlerinde devletler kadar sivil toplumun rolü de belirleyici oluyor. Ancak bunun için sivil toplum kuruluşlarının hukuki güvenceye, operasyonel bağımsızlığa ve güvenlik korumasına sahip olması gerekiyor.
Çerçeve yasa kritik eşik olabilir
Türkiye'de yeniden hareketlenen çözüm tartışmaları önemli bir dönemece girmiş durumda. Çalıştayın genel değerlendirmesine göre, sürecin yeniden ivme kazanabilmesi için kapsamlı bir çerçeve yasa kritik önem taşıyor. Ancak yasa çıkarmanın tek başına yeterli olmadığı da özellikle vurgulanıyor. Taraflarla yeterince müzakere edilmeden, asgari toplumsal ve siyasal uzlaşma sağlanmadan hazırlanacak bir düzenleme, beklenen güveni üretmek yerine süreci daha da kırılgan hale getirebilir. Bu nedenle önemli olan yalnızca yasal düzenlemenin varlığı değil; uygulanabilirliği, taraflarca benimsenmesi ve bağımsız kurumlar tarafından denetlenebilmesidir. Bugün Türkiye'nin önündeki temel soru artık yalnızca ‘Silahlar nasıl bırakılacak?’ değildir. Asıl soru, silahların bırakılmasını mümkün kılacak güvenin, hukukun ve demokratik kurumların nasıl inşa edileceğidir. Kalıcı barışın anahtarı da tam burada yatmaktadır.”







