İran’da ‘Jin, Jiyan, Azadî’ mücadelesi büyüyor

  • 09:04 18 Eylül 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA - İran ve Rojhilat’ta kadınlar özgürlükleri ve halkları için mücadele ederken, kimi zaman da zorla evlendirilmeye, erkek şiddetine karşı özsavunmalarını gerçekleştirdikleri için idamla yüzleşiyor. Pexşan Ezîzî’den Werîşe Muradî’ye, Marzieh Nayeri’den Arezou Rastad’a uzanan kadınların hikâyeleri ise idam kararlarından çok önce başlıyor. Mücadeleleri, direnişleri ve özsavunmalarıyla devam ediyor.
 
13 Eylül 2022 tarihinde gözaltına alınan Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından dört yıl geçti. Bu dört yıl, İran’da yalnızca “Jin, Jiyan, Azadî” isyanının açığa çıkardığı büyük toplumsal dönüşümün değil, aynı zamanda bu dönüşümü bastırmak isteyen hükümetin şiddet aygıtlarının giderek ağırlaştığı bir dönem oldu.
 
Hükümet ise demokrasi, özgürlük ve eşitlik taleplerini sokaklarda haykıran halkı “ajanlık” suçlamasıyla gözaltına aldı ve tutukladı. Birçoğu cezaevlerinde idamla katledildi. Bu tablo içerisinde idam, yalnızca muhalifleri cezalandıran bir devlet politikası olmanın ötesinde, kadınları hedef alan ataerkil bir mekanizma olarak işletilen sistemin de araçlarından biri hâline getirildi. Ölüm cezasının hedefinde yalnızca siyasi tutsak kadınlar bulunmuyor. Erkek şiddetine, çocuk yaşta ve zorla evliliklere, aile içi şiddete ve tecavüze karşı özsavunma gerçekleştiren kadınlar da aynı sistem içerisinde idam edildi, katledildi.
 
1 yılda 2 bin 278 kişi idam edildi
 
Amnesty International, Mayıs 2026 itibarıyla en az 78 eylemci, muhalif ve muhalefet örgütleriyle gerçek ya da kanıtlanamayan bağlantıları bulunan kişinin idam cezası altında olduğunu, bunların 41’inin Ocak 2026 protestolarıyla bağlantılı olarak gözaltına alındığını bildiriyordu. 16 Eylül 2025 ile 4 Eylül 2026 tarihleri arasında İran’da en az 2 bin 278 idam kayıtlara geçti. İdam edilenler arasında 47 siyasi tutsak ve 58 kadın bulunuyordu. Iran Human Rights ise 2026’nın ilk altı ayında idam edilenler arasında 25 Kürt ve 33 Beluç bulunduğunu kaydediyordu. Bu dönemde siyasi tutsakların ve “güvenlikle” bağlantılı suçlamalarla gözaltına alınan kişilerin idamları devam etti. Böylece idam, rejimin yalnızca ceza hukukunun bir uygulaması olmaktan çıkarak toplumsal muhalefete, farklı halklara, kadınlara ve örgütlü politik mücadeleye karşı kullandığı bir korku ve bastırma mekanizmasına dönüştü.
 
‘Jin, Jiyan, Azadî’ yargılamaları
 
Bu politikanın en görünür olduğu alanlardan biri de “Jin, Jiyan, Azadî” isyanının ardından başlayan yargılama ve infaz süreçleri oldu. “Jin, Jiyan, Azadî” eylemleriyle 2022’de gözaltına alınan Mehrab Abdollahzadeh, Iran Human Rights’a göre 42 gün fiziksel ve psikolojik işkence gördü. İdam riski konusunda Şubat 2026’da demokratik kamuoyuna çağrı yapılmış olsa da Mayıs 2026’da Urmiye’de idam edildi. Mehrab Abdollahzadeh’in idamı, Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından başlayan isyanla rejimin idam politikası arasındaki bağı gösteren örneklerden biri oldu. Sokakta başlayan itirazın karşısına gözaltı, işkence, ağır hapis cezaları ve nihayetinde idam çıkarıldı. Ancak İran’daki idam rejimini yalnızca siyasi davalar üzerinden okumak, kadınların karşı karşıya bulunduğu şiddetin bütününü görmeye yetmiyordu.
 
Özsavunma ve Qisas
 
Erkek şiddetine karşı özsavunma gerçekleştiren kadınların da idam edildiğini görüyoruz. Zorla ve çocuk yaşta evlilik, aile içi şiddet ve tecavüz karşısında kadınların gerçekleştirdikleri özsavunmanın İran hükümetinin hukuk sisteminde karşılık bulmadığını görüyoruz ve qisas (kısas) kapsamında kadınlar idam ediliyor. 5 Eylül 2026 tarihli son verilere göre Ağustos ayında altı kadın özsavunma gerçekleştirdiği için idam edildi. Iran Human Rights’ın 2025 verilerine baktığımızda 2025’te idam edilen en az 48 kadından 32’si özsavunma nedeniyle kısas cezası aldı ve bunların 21’i evli olduğu erkek veya nişanlısına karşı özsavunma gerçekleştirdi. Kadınlardan en az ikisi çocuk yaşta evlendirilmişti. İdam cezası alan kadınların önemli bir bölümünün aile içi şiddete maruz bırakıldığı ve çocuk yaşta evlendirildiği belirtiliyor. Bu veriler, kadınların önce aile, evlilik ve erkek şiddeti içerisine itildiği, şiddete karşı kendisini savunduğunda ise bu kez devletin cezalandırma mekanizmasıyla karşı karşıya kaldığı bir döngüyü açığa çıkarıyor. Erkek şiddetinin önlenmediği yerde kadınların özsavunması kriminalize edilirken, kısas sistemi bu döngünün son halkası olarak kadınların yaşam hakkını ortadan kaldırıyor.
 
İdam edilen kadınlar
 
Örneğin Marzieh Nayeri, 17 yaşında zorla evlendirildi. Evli olduğu erkeğin eve getirdiği erkeklerin tacizine defalarca maruz kaldı. 18 yaşında evli olduğu erkeğin ve diğer erkeklerin kendisine tecavüz etme girişimi üzerine özsavunma gerçekleştirdi. Bunun üzerine Marzieh Nayeri, qisas cezasına mahkûm edildi ve 8 Ağustos 2026’da, 24 yaşındayken idam edildi. Yine Arezou Rastad, 24 Ağustos 2026’da İsfahan Merkez Cezaevi’nde idam edildi. Zorla evlilik, aile içi şiddet ve tecavüze karşı özsavunma gerçekleştirmişti. Aynı hikâyeleri paylaşan ve özsavunma gerçekleştirdikleri için Hanifeh Avandi, Nasrin Barani ve Mehdieh Keyhani de idam edilen kadınlardan. Asma Zarei ise cezaevinde bebeğini doğurduktan sonra idam edildi. Kadınların yaşamı üzerindeki erkek egemen denetim, aileden mahkeme salonuna ve oradan idam sehpasına kadar devam ediyor.
 
İdamlar ve cenazeler
 
İdam rejiminin bir diğer ayağını ise siyasi tutsaklara ve örgütlü muhalefete yönelik infazlar oluşturuyor. Sadece 2025-2026 yılında İran Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (PMOI/MEK) üyeleri de bulunuyordu. Ortak bir davada yargılananlar, ölüm cezalarının verilmesinden bir haftadan kısa bir süre sonra, 30 ve 31 Mart ile 4 Nisan 2026 tarihlerinde Qezel Hesar Cezaevi’nde idam edildi. İranlı yetkililer, ailelerine haber vermeden ve son görüşme yapmalarına izin vermeden onları idam etti. Cenazeleri ailelerine teslim edilmedi ve aradan altı ay geçmesine rağmen yetkililer mezarlarının yerini açıklamadı. Aileleri bilgi almak için defalarca devlet kurumlarına başvurdu, ancak adli makamlar ve güvenlik yetkilileri tarafından geri çevrildi. Yayımlanan raporlar, bazı ailelerin ancak son aşamalarda bilgilendirildiğini ya da hukuki yollara başvurmaları veya vedalaşma hakkının dahi tanınmadığını gösteriyor. Böylece idam yalnızca tutsağın yaşamının elinden alınmasıyla son bulmuyor. Ailenin bilgiye ulaşmasının engellenmesi, son görüşmenin önüne geçilmesi, cenazenin teslim edilmemesi ve mezar yerinin açıklanmaması üzerinden ölümün ardından da süren bir cezalandırma mekanizması kuruluyor.
 
181 tutsak idam tehdidi altında
 
Tespit edilebildiği kadarıyla İran’da, aralarında 27 kadının da bulunduğu en az 181 siyasi tutsak hakkında idam cezası verildi ve bu kişiler şu anda idam edilme riskiyle karşı karşıya.
 
Bu sayıların arkasında ise yaşamları, mücadeleleri ve politik kimlikleri bulunan kadınlar var.
 
*Bunlardan biri, İran Halkın Mücahitleri Örgütü (PMOI/MEK) üyesi Zahra Shahbaz Tabari. 67 yaşındaki Zahra Shahbaz Tabari, İranlı bir elektrik mühendisi. Babol’da doğan ve Rasht’ta yaşayan Zahra Shahbaz Tabari’nin iki çocuğu var. Mart-Nisan 2025’te güvenlik güçlerinin Rasht’taki evine düzenlediği baskın sırasında gözaltına alındı. PMOI/MEK üyeliği suçlamasıyla idam cezasına çarptırıldı.
 
*İdam edilme riskiyle karşı karşıya olan bir diğer kadın tutsak ise Arghavan Falahi. Arghavan Falahi, 6 Şubat 2025’te Parand’daki evlerinde babasıyla birlikte gözaltına alındı. Evin Cezaevi’nin 209 No’lu Koğuşu’nda birkaç ay tutuldu ve ağır işkenceye maruz kaldı. Babası, 1980’lerde siyasi tutsak ve PMOI/MEK destekçisiydi. PMOI/MEK üyeliği suçlamasıyla hakkında verilen idam cezası yakın zamanda İran Yüksek Mahkemesi tarafından onandı ve bu durum onu yakın bir idam riskiyle karşı karşıya bıraktı.
 
*Kürt aktivist ve kadın hakları savunucusu Pexşan Ezîzî, Devrim Mahkemesi tarafından Temmuz 2024’te idam cezasına çarptırıldı. Bu karar, Kuzeydoğu Suriye’de yerinden edilmiş kadın ve çocuklara yardım etmesi dâhil barışçıl insani yardım ve insan hakları faaliyetleriyle bağlantılıydı. Ocak 2025’te Yüksek Mahkeme cezayı onadı. Şubat 2025’te yargılamanın yenilenmesi talebi de reddedildi. İşkence ve kötü muamele iddialarının soruşturulmadığı bildirildi.
 
*Kürt siyasi aktivist KJAR üyesi Werîşe Muradî ise Kasım 2024’te “devlete karşı silahlı isyan” (baghi) iddiasıyla idam cezasına çarptırıldı. Demokratik ve uluslararası kamuoyu bu karara defalarca tepki göstererek, yargılamayı ağır biçimde adaletsiz olarak nitelendirdi ve işkence iddialarının soruşturulması gerektiğini belirtti.
 
*Kadın ve işçi hakları savunucusu Sharifeh Mohammadi, barışçıl insan hakları faaliyetleri nedeniyle Haziran 2024’te idam cezası aldı. İlk idam kararı Yüksek Mahkeme tarafından bozulmasına rağmen Şubat 2025’te yeniden idam cezası verildi. Kadın ve işçi haklarını ve idam cezasının kaldırılmasını savundu.
 
Kürt kadın hakları savunucularından işçi hakları aktivistlerine, örgütlü muhalefet içerisinde yer alan kadınlardan insani yardım faaliyetlerinde bulunanlara kadar farklı alanlardan kadınlar idam cezasıyla karşı karşıya.
 
Hikâyeleri cezaevinde başlamadı
 
Bu hafta Arghavan Falahi ve siyasi tutsak Forough Taghipour, Evin Cezaevi’nden PMOI/MEK’in kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Kendilerini diktatörlüğe ve siyasi bağımlılığa karşı çıkan bir kuşağın parçası olarak tanımladılar ve mücadelede idam edilenlerle dayanışmalarını ifade ettiler. Mesajda, İran’daki diktatörlüğe ve siyasi bağımlılığa karşı mücadele eden kuşakların mirasına vurgu yapılarak, bu mücadelede idam edilenlerin anısı sahiplenildi. Arghavan Falahi ve Forough Taghipour, cezaevindeki tüm baskılara rağmen özgürlük, demokrasi ve halkların kendi kaderini tayin hakkı için mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
Aralarında kadınların da bulunduğu siyasi tutsaklara yönelik idam cezalarının onaylanması ve infaz edilmesi, İran rejiminin toplumsal muhalefeti, kadın özgürlük mücadelesini ve politik direnişi tasfiye etmeye dönük sistematik devlet şiddetinin sürdüğünü gösteriyor. Ancak kadın siyasi tutsakların hikâyesi yalnızca cezaevlerinin içinde başlayan bir hikâye değil. İran’daki kadın siyasi tutsakların hikâyeleri, iktidardaki teokratik sistemin niteliği ve kadınlara yönelik uzun süredir devam eden ayrımcılığıyla yakından bağlantılı olarak sürüyor.
 
Mücadelenin merkezinde ne var?
 
Kurulan baskı sistemi, zorunlu örtünme ve birçok işyeri ile kurumdan dışlanmaları da dâhil olmak üzere kadınların kamusal yaşamdaki varlığına yönelik kısıtlamalar getirildi. Kadınlar, uluslararası insan hakları belgelerinde tanınan birçok temel haktan mahrum bırakıldı. Aynı zamanda, örgütlü eşitlik yanlısı hareketlerin siyasi faaliyetleri, çok sayıda kadın, öğrenci ve kız öğrenciyi iktidardaki otoritelere karşı siyasi ve toplumsal mücadeleye katılmaya teşvik etti. Kadınlar, 2022 ayaklanması sırasında birçok gösterinin öncülüğünde önemli bir rol oynadı. Aralarında görme yetisini kaybeden kadınlar, katledilenler, hapsedilenler ya da yaralananlar oldu. İran hükümeti, onları bastırmak amacıyla mahallelerde ve sokaklarda baskı devriyeleri ve örgütlü güçler konuşlandırdı. Dolayısıyla “Jin, Jiyan, Azadî” ile görünürleşen mücadelenin merkezinde yalnızca zorunlu örtünme bulunmuyordu. Kadının kendi bedeni, yaşamı, kamusal alandaki varlığı ve politik iradesi hakkında karar verme hakkı ile devletin bu alanları denetim altında tutma ısrarı karşı karşıya geliyor.
 
‘Kadın, direniş, özgürlük’ pankartına idam cezası
 
Mevcut bilgilere göre, şu anda idam cezasıyla karşı karşıya olan kadınlar, halk protestolarına katılım ve siyasi faaliyetlerle bağlantılı davalarda yargılandı. Örneğin Zahra Tabari, üzerinde “Kadın, Direniş, Özgürlük” yazan bir pankart bulundurduğu yönündeki iddiaları da içeren suçlamalar nedeniyle idam cezasına çarptırıldı. İdam edilen veya idam cezasına çarptırılan tüm kadınların aileleriyle doğrudan temas kurulup kurulmadığı bilinmiyor. Bununla birlikte, siyasi tutsaklara ilişkin raporlar genel olarak ailelerin görüşme, bilgiye erişim, hukuki takip ve yas tutma konularında engellemelerle karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
 
Devlet şiddeti ile erkek şiddetinin kesiştiği yer
 
Jîna Emînî’nin katledilmesinden dört yıl sonra ortaya çıkan tablo, İran’daki kadın mücadelesi ile idam rejiminin birbirinden bağımsız ele alınamayacağını gösteriyor. Bir tarafta politik faaliyetleri, protestolara katılımları, kadın ve işçi hakları mücadeleleri veya örgütsel bağlantı iddiaları nedeniyle idam tehdidi altında bulunan kadınlar; diğer tarafta çocuk yaşta evlendirilen, aile içinde şiddete ve cinsel saldırıya maruz bırakılan ve özsavunma gerçekleştirdiğinde kısas sistemiyle idam edilen kadınlar bulunuyor. Bu iki hat görünürde farklı yargı dosyalarından oluşsa da kadınların yaşamı üzerindeki denetim noktasında kesişiyor. Kadınların kamusal alandaki varlığından kıyafetine, politik örgütlenmesinden özsavunmasına kadar uzanan denetim mekanizmaları, idam cezasıyla birlikte düşünüldüğünde devlet şiddeti ile erkek egemen şiddetin birbirini beslediği daha geniş bir sistemi açığa çıkarıyor. Dünyaya yayılan “Jin, Jiyan, Azadî” tam olarak bu nedenle yalnızca bir protesto sloganı olarak kalmadı. Kadının yaşamına ve özgürlüğüne yönelen şiddete karşı politik bir itirazın adı hâline geldi. Bugün idam tehdidi altındaki kadınların, cezaevlerindeki siyasi tutsakların ve erkek şiddetine karşı özsavunma gerçekleştiren kadınların hikâyeleri, bu itirazın neden hâlâ sürdüğünü gösteriyor.