İrlanda deneyiminden Türkiye’ye: Barışın toplumsallaşması gerekiyor
- 09:04 20 Ekim 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - İrlanda barış sürecinden çıkarılan derslere dikkat çeken SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu'nun kurucusu ve Sivil toplum lideri Gülseren Onanç, anlaşmanın üzerinden yaklaşık 30 yıl geçmesine rağmen toplumsal barışın yerleşemediğini belirterek, Türkiye’de benzer eksikliklerin yaşanmaması için barışın toplumun bütün kesimleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğini söyledi.
Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI), 23-26 Eylül tarihleri arasında Belfast ve Dublin’de Uluslararası Karşılaştırmalı Değişim Programı kapsamında İrlanda barış sürecindeki kadınların deneyimlerini tartıştı. Toplantıda, Türkiye’den farklı siyasi partilerin kadın milletvekilleri ve sivil toplum temsilcilerinin yer aldığı heyet, 1998 yılında imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması’nın şekillenmesinde rol oynayan, anlaşmanın uygulanmasını destekleyen ve çatışmalı dönemi deneyimleyen isimlerle bir araya geldiler. Kadınların barış süreçlerinde müzakere ve karar alma mekanizmalarında etkin rol üstlenmesinin önemi üzerinde duruldu. Kadınların geliştirdiği iş birliği mekanizmaları, siyasi katılımın önündeki engellerin aşılması için yürütülen çalışmalar ve bu deneyimlerin günümüze uzanan etkileri de değerlendirildi.
SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu'nun kurucusu ve Sivil toplum lideri Gülseren Onanç, İrlanda deneyiminden Türkiye’deki sürece, barışın nasıl inşa edileceğine ilişkin izlenimlerini paylaştı.
DPI’ın yıllardır devam eden çatışma çözüm çalışmaları
Öncelikle Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün çalışmalarına değinen Gülseren Onanç, enstitünün Kerim Yıldız tarafından kurulduğunu hatırlatarak, “DPI, dünyada çatışma çözümü süreçlerine katkı vermek, bu süreçlerden dersler çıkarmak, bilgi birikimi ve ülke içinde yetkin bir kadro oluşturmak, çözüm süreçlerinde yer alacak kişileri güçlendirmek ve kendi ülkelerindeki çatışmaların çözümünde aktif rol almalarını sağlamak üzere çalışan bir enstitü. Benim 2012’den beri bildiğim ve çalışmalarına katıldığım, Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü için de çalışan bir enstitü. Bu işler süreklilik isteyen işlerdir. DPI’ın hiç vazgeçmeden sürdürdüğü çalışmaları çok önemsiyorum. Türkiye’de çözüm sürecinin sahiplenilmesi, Türkiye’deki aktörlerin başka ülkelerdeki çatışmalar ve çatışma çözümleriyle ilgili bilgilenmeleri, geri dönüp Türkiye’de kendi uzmanlık alanlarında çözüme ilişkin adım atmaları ve fikir geliştirmeleri açısından yapılanları çok değerli buluyorum. DPI, kadınların çatışma çözümünde aktif rol almalarına, masada bulunmalarına ve sürece katkı vermelerine özen gösteriyor. Birleşmiş Milletler’in 1325 sayılı kararı da kadınların çatışma çözümlerinde masada olmalarına ilişkin. DPI, yıllardır tutarlı bir şekilde Türkiye’nin farklı kesimlerinden kadınların çeşitli ülke deneyimlerini anlamaları için programlar düzenliyor. Üç hafta önceki program da böyle bir programdı. Programda AKP, DEM Parti, CHP ve DEVA Partisi’nden politikacılar vardı. Benim gibi sivil toplumdan arkadaşlar ve bir şair-yazar arkadaşımız da vardı” ifadelerini kullandı.
‘Barış anlaşması sonrası toplumsallaşma ayağı tartışıldı’
2016 yılında da benzer bir programa katıldığını aktaran Gülseren Onanç, bu seyahatte aradan geçen 10 yılda yaşanan değişimleri görme fırsatı bulduğunu belirterek, “Bu sürecin ve sürekliliğin ne kadar önemli olduğunun altını çizmek istiyorum. On yıl önce de çok benzer bir programa katılmıştım. On yıl içerisindeki gelişmeleri görmemiz açısından da bu program, en azından benim adıma, çok faydalı oldu. Bejan Matur ve ben, on yıl önceki grupta da vardık. Program kapsamında, 1998 yılında imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması sonrasında Kuzey İrlanda’daki durumu daha iyi anlamak için eski ve yeni siyasetçilerle, feminist bir kadın örgütüyle ve dışişleri diplomatlarıyla görüştük. On yıl önce, Hayırlı Cuma Anlaşması’nın hazırlanması sürecinde karşılaşılan zorluklar üzerinde yoğunlaşmıştık. O dönemde çeşitli sorunlar da konuşuluyordu ama 2016’daki programımız daha çok bu anlaşmanın nasıl başarıldığı üzerineydi. Şimdi ise üzerinden 28 yıl geçtikten, Avrupa’da ve dünyada bütün bu değişimler yaşandıktan sonra Kuzey İrlanda’daki dengeleri daha iyi anlamamız açısından aydınlatıcı bir program oldu. Barış anlaşmasını imzalamış bir toplumun, barışı günlük yaşama geçirmek konusunda hâlâ katetmesi gereken uzun bir yol olduğunu gördük” diye konuştu.
Barış sürecinde eksik kalan yön: Toplumsallaşma
Toplantıda, İrlanda deneyiminden çıkarılan en önemli dersin barışın toplumsallaştırılması olduğunun vurgulandığına dikkat çeken Gülseren Onanç, “Size toplantının bütününü bir cümleyle özetlemem gerekirse bu, Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu kurucusu Jane Morrice’in sözü olur: ‘Biz anlaşmayı yapmak üzere çok yoğunlaştık, çözümün toplumsallaşması için yeterince uğraşmadık.’ Bunu farklı şekillerde söyleyenler de oldu. Buradan Türkiye’nin durumuna geleyim. On yıl önce Türkiye’de ciddi bir çatışma yaşanıyordu. 2016’da, kalkışma sırasında ve sonrasında Türkiye’de siyasi bir kaos vardı, bir çatışma süreci yaşanıyordu. On yıl önce benzer bir programa katılan kadınlar olarak İrlanda’da anlaşma sürecinde karşılaşılan zorlukların nasıl çözüldüğünü, nasıl uzlaşı sağlandığını, Katolik ve Protestan kadınların nasıl bir araya geldiklerini, kırılmaların ve ayrılıkların ötesinde kadınlar olarak nasıl bir birliktelik kurduklarını dinlemiştik. Hep ilham aldığım Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu’nun hikâyesini dinlemiş ve çok etkilenmiştim. Türkiye de bir gün bu noktaya gelir mi diye kendime soruyor ama bunun zor olduğunu düşünüyordum. Çünkü biz çatışmanın içindeydik, bir çözüm yolu görmüyorduk. Türkiye’nin şu anda iktidarın, Kürt partisinin ve muhalefetin farklı tanımladığı; en azından hepimizin kabul ettiği bir silahsızlanma, silah bırakma sürecine gelebileceğini o zaman hayal bile edemiyordum. İtiraf edeyim, bunun nasıl olacağını bilemiyor, bir çıkış yolu bulamıyordum. Çünkü 2016’da gittikçe otoriterleşen bir iktidar vardı. Barış sözcüğü o zamandan başlayarak kriminalize edilmişti, bu hâlâ da öyle” diye belirtti.
‘Kadınların birlikteliğini partiler üstü bir siyasete taşıyamamıştık’
2016 yılında Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu’nun deneyimlerinden hareketle Türkiye’de de farklı siyasi partilerden kadınların bir araya gelmesini hayal ettiklerini söyleyen Gülseren Onanç, “Ben 2016’da son derece karamsardım ama o zaman siyasetin içinde aktiftim. Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu yapmış, biz niye yapmayalım? Niye farklı partilerden kadınlar, bir masanın etrafında sadece barışı konuşmak adına bir araya gelmesin? Bu hayalleri o zaman da kurmuştuk. Ama sonra parti siyaseti galip geldi ve biz bunu partiler üstü bir hâle getirememiştik. Şimdi ise 2026’nın Eylül ayında toplantıya katılan kadınlar, bizim barış sürecinde ne kadar ileride olduğumuzu gördü. Bir kere silahların bırakılması gibi bir sürecin başlaması, diyaloğa ve sivil siyasete alan açtığı için çok önemli bir başlangıç. Türkiye’nin bu noktaya gelmiş olmasına hepimiz şükrettik. Çünkü bu noktaya çok bedeller ödenerek gelindi. Bu noktaya gelişin İrlanda’daki gibi komisyonların çalışmasıyla; İrlanda, İngiltere ve Amerika gibi uluslararası aktörlerin ikili, üçlü gruplar hâlinde bir araya gelmesiyle değil, devlet ve iktidar temsilcileri ile PKK lideri arasında yapılan görüşmeler kapsamında gerçekleşmesini eleştirsek de çatışmanın bitiyor olmasının ve gelinen noktanın aslında çok değerli, çok önemli olduğunu orada bir kez daha teslim ettik. Geldiğimiz bu nokta çok değerli” dedi.
İrlanda deneyiminden dersler: Çatışmasızlık sağlandı ancak gerçek barış
Kuzey İrlanda’da barış anlaşmasının üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen barışın toplumsallaştırılamaması nedeniyle kalıcılaşması konusunda eksiklikler bulunduğunu da fark ettiklerini ifade eden Gülseren Onanç, “Orada 30 yıl önce bir anlaşma imzalanmasına ve ülkelerin bu konuda garantör olmasına rağmen barışın hâlâ toplumsallaşamadığını gördük. Bunu, o yıllarda doğan ve şu anda 30’lu yaşlarına yaklaşan genç kadınlar anlattılar. O süreci nasıl yaşadıklarını, anlaşma imzalandıktan sonra neler yaşadıklarını ve hâlâ gerçek barış dediğimiz, yani yalnızca çatışmasızlık hâli değil, toplumun bütün ayrılıkların üstesinden geldiği pozitif barışı kuramadıklarını anlattılar. Gençliğin bunun için bir önceki kuşaktan çok daha aktif rol aldığını, alabileceğini de söylediler” diye konuştu.
‘Barış toplumsallaşmazsa süreç sürdürülebilir olmuyor’
Kuzey İrlanda’da toplumsal ayrılıkların devam ettiğini belirten Gülseren Onanç, “Hâlâ devam eden bir siyasi ayrılık süreci var. Ayrılma talebi olan bir grup var. IRA’nın siyasi ayağı olan Sinn Féin, İrlanda’yla birleşme talebini yükseltiyor. Böyle bir talep var. Kuzey İrlanda’daki iki etnik ve dinî grubun bir araya gelip ortak yaşamı hayata geçirmesi yerine, İrlanda’yla birleşme talebi yeniden gündeme getiriliyor. Halkın yarıya yakınının bu talebi desteklediğinden söz ediliyor. Bu da bize şunu gösterdi: Demek ki çatışmasızlık önemli, silahların bırakılması süreci önemli. Ama eğer barış toplumsallaşmazsa, bütün kesimler tarafından sahiplenilmezse, daha önce yaşanan ayrılıkların ve çatışmaların üstesinden gelinmezse süreç sürdürülebilir olmuyor. Belki şu anda Kuzey İrlanda’da yeniden aktif bir çatışma sürecine geçilmez ama barış anlaşması, Kuzey İrlanda’yı farklılıklarıyla birlikte ortak yaşamı inşa etmiş bir toplum hâline getiremedi. Türkiye’de ise durum çok daha farklı” ifadelerini kullandı.
‘Kadın bakış açısı ve bilgeliği bu masalarda olmalı’
Türkiye’de yürütülen süreçte kadınların yeterince yer almamasını eleştiren Gülseren Onanç şunları belirtti: “Dışarıdan baktığınızda siz de görüyorsunuzdur. Her iki taraftan da yaşlı erkeklerin yürüttüğü bir süreç oluyor. Burada silahı ve devlet güçlerini elinde tutan tarafların masaya oturması elbette gerekli, olmazsa olmaz. Ama bu süreçlerin gerçek barışla devam ettirilebilmesi için bütün süreç tasarımına kadınların dâhil edilmesi gerekiyor. Burada karşılaşılabilecek zorlukların ortaya konması, çözüm önerilerinin getirilmesi, sonra geri dönülüp bunların geniş kitlelerle paylaşılması ve sahiplenilmesinin sağlanması gerekiyor. Şu anda sürecin bir sürü eksiği olduğu gibi kadınların bu sürecin içinde olmaması da büyük eksiklik. Ama biz yine de bardağın dolu tarafından bakalım. En azından şu anda silahsızlanma sürecinin başlıyor olmasını bir sıfır noktası olarak alıp bundan sonraki süreçte kurulacak komisyonlarda kadınların daha fazla yer almasını talep etmeliyiz. Bir kadın bakış açısının, duyarlılığının, barış anlayışının ve bilgeliğinin bu masalarda mutlaka olması gerektiğine inanıyorum. Bu, olmazsa olmaz. Bu doğrultuda atılan sivil girişim adımları var ki ben bunları çok önemli ve değerli buluyorum.”
‘Demokrasiyi ana eksenimiz hâline getirdik’
Bu açıdan Ankara’da yapılacak “Kadınlar Yan Yana” konferansının önemini vurgulayan Gülseren Onanç, “Demokrasi ve barış savunucusu kadınlar bir araya geldik. Bu başlangıcı önemli bulduğumuzu söyledik. Karşılıklı konuşacağız ve bizi birleştiren noktalar üzerinde yoğunlaşacağız dedik. Demokrasiyi ana eksenimiz hâline getirdik. Yani ‘Demokrasi olmazsa barış olmaz’ diyerek yola çıktık. Dolayısıyla demokrasi, barış, eşit hak ve özgürlükler temelinde bir eksen kurmak üzere böyle bir girişim başlattık. Kadınlar Yan Yana İnisiyatifi; masada kalan, detaylandırılmayan konuları masaya yatırmak, bunları detaylı olarak konuşmak, kafamızdaki sorulara cevap bulmak, karşımızdaki kişinin gözünün içine bakarak ne istediğimizi, ne istemediğimizi söylemek gibi bir karşılıklı konuşma talebinden de yola çıktı. Nobel Barış Ödülü sahibi Nelson Mandela, diyaloğu en güçlü silah olarak görmüştür. Karşınızdaki kişiyi ikna edebiliyorsanız ondan daha güçlü bir silah yoktur. Konuşmanın, herhangi bir silahın gücünden çok daha güçlü olduğunu söylemek istiyor. Bu da Türk, Kürt ve farklı kesimlerden bütün kadınlar olarak öncelikle birbirimizle konuşmak, hayal ettiğimiz Türkiye üzerine ortaklaşmak, demokrasiyi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak gibi taleplerimizi ortaklaştırdığımız bir birliktelik. 31 Ekim ile 1 Kasım’da Ankara’da bir toplantı organize ediliyor. Organizasyon komitesindeki arkadaşlar toplantının içeriği üzerine çalışıyorlar. Daha çok ‘Bir araya gelelim, konuşalım’ düşüncesi üzerine kurulu, çalıştaylardan oluşan bir toplantı şeklinde organize ediliyor. Bunu çok değerli buluyorum” diye konuştu.
‘Ayrılıkları derinleştiren antidemokratik uygulamalar’
Türkiye ile Kuzey İrlanda süreçlerini tartışırken aradaki toplumsal farklılıklara da değinen Gülseren Onanç, Türkiye’de toplumun ortak yaşam kültürünün daha güçlü olduğuna işaret ederek şöyle devam etti: “Bizde sorun, oradaki gibi Katolik ve Protestanların kendi aralarındaki çatışması değil. Düşünün ki orada hâlâ okulların yüzde 93’ü ayrı. Yani okulların yüzde 93’ü ya Katolik ya Protestan. Sadece yüzde 7’si ortak. Bu kadar bölünmüş bir toplumdan söz ediyoruz. Bizim memlekette ise iç içeyiz. Kederde de keyifte de ortaklaşan bir toplumuz. Ben mesela bu sene Amedsporluyum. Yıllardır Galatasaraylıyım ama bu sene Amedspor’un çabasını, sempatikliğini çok beğeniyorum ve Amedspor’un başarılarından gurur duyuyorum. Eminim benim gibi çok insan vardır. Düşünün, Kuzey İrlanda müzik parçaları, müzik aletleri üzerinden bile ayrışan bir toplum. Biz ise halayı birlikte tutarız, puşiyi birlikte giyeriz. Bizi ayıran noktalardan daha çok bizi birleştiren noktamız var. Bizim sürecimizde asıl yapılması gerekenin, şu anda iktidarın antidemokratik uygulamalara son vermesi olduğunu düşünüyorum. Asıl bizi ayıran şeyin bu olduğuna inanıyorum. Burada eğer demokratik bir düzen inşa edilmezse; muhalefet partisinden olanlar, sistemi sorgulayanlar, yolsuzlukların peşinden giden gazeteciler sürekli cezalandırılırsa bizim toplumumuzda gerçek barışı sağlayamayız. Kadınlar Yan Yana grubunun çağrı metninde dediğimiz gibi: Adalet olmadan barış olmaz, barış olmadan demokrasi olmaz, demokrasi olmadan eşitlik olmaz” ifadelerini kullandı.
‘Demokrasi mücadelesini birlikte vermeliyiz’
Kürt kadınlarının yıllardır sürdürdüğü mücadeleye saygı duyduğunu belirten Gülseren Onanç, demokratik bir Türkiye’nin ortak mücadeleyle inşa edilebileceğini söyledi. Gülseren Onanç, “Kürt arkadaşlarımın yıllardır verdiği mücadeleye çok saygı duyuyorum. Bu mücadeleyi şimdi birlikte vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkeye gerçek demokrasiyi birlikte getirmeyi; kadınlarla, kadın erkek beraber, Türk Kürt beraber Türkiye’de bir demokrasi ortamı oluşturmayı çok değerli, çok önemli buluyorum. Yapabileceğimize de inanıyorum. O zaman gördüğümüz Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu benim için bir ütopyaydı. Bugün bunu gerçekleştirmeye yakınız” dedi.
‘Bu topraklarda yan yana durmayı başaracağız’
Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu’nun deneyimlerinin Türkiye’de kadınların ortak mücadelesi açısından önemli olduğunu ifade eden Gülseren Onanç, “On yıl önce anlaşma sürecindeki kapsayıcı rolünü keyifle anlatan Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu kurucularından Jane Morrice’in ‘Anlaşmaya çok odaklandık, toplumsallaşmayı yeterince önemsemedik’ itirafını anlamlı buluyorum. Şimdi biz kadınların kolaylıkla yan yana gelebildiğimize ve küçük bir grup dışında Türkiye’de Kürtlerin ve Türklerin demokrasi mücadelesini birlikte verebileceğine inanıyorum. Devraldığımız Anadolu’nun kadim bilgeliğini de çok önemli buluyorum. Biz bu topraklarda yan yana durmayı başaracağız. Umarım bize yakışan demokratik bir düzeni de birlikte inşa edebiliriz” şeklinde konuştu.







