Tülay Hatimoğulları: İktidar ipe un sermekten vazgeçmeli

  • 12:48 28 Nisan 2026
  • Siyaset
 ANKARA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidarın ağır aksak süreci ilerletmesinin “süreç tıkandı mı” diyenlere fırsat verdiğini söyleyerek, “İktidar artık Nasrettin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli. Teyit tespit tekerlemesine sarılarak puslu bir hava üretmemeli” dedi. 
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısında konuştu.
 
Bu sabah siyasi partiler ve basına yönelik düzenlenen ev baskınlarına değinerek konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, “Bileşenlerimize çok uzun zamandan beri çok ciddi bir şekilde sindirme operasyonu söz konusu. ESP’li yoldaşlarımız son operasyonla birlikte 100’ün üzerinde arkadaşımız tutuklandı. Bu haksız ve hukuksuz tutuklamaları asla kabul etmiyoruz. Bugün Türkiye’nin demokratikleşmesinin ne kadar önemli olduğunu konuştuğumuz bu süreçte hala klasik bir biçimde baskıların devam etmesi, bildik, tanıdık, on yıllardır devam eden gözaltı ve operasyonların yine bu şekilde sürüyor olmasını kabul etmek mümkün değil. Bu sürecin de asla doğasıyla uygun bir durum değildir. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz ki 1 Mayıs engellenemez. Ezilenlerin ve sömürülenlerin haklarını savunanlar, gözaltına alınamaz, tutuklanamaz” dedi. 
 
‘Bu ölümler katliamdır’
 
Holdinglerin jeotermal talanına karşı verilen mücadele ve yapılan mitinglerden söz eden Tülay Hatimoğulları, doğasını, taşını, toprağını koruduğu için tutuklanan insanların derhal serbest bırakılması çağrısı yaptı. Ardından Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’ne dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin verilerine göre Türkiye'de 2025 yılında 2105 işçi, yaşamını kaybetmiş. Sadece son 3 aydaki verilere baktığımızda 420 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetmiş. Bunlar iş kazası değil. Bize iş kazasıdır diye yutturmaya kalkanlar şunu çok net bilsin. Bu, bir iş cinayetidir. Ökkeş Erol'u tanıyor musunuz? Öke Erol 74 yaşında ve bu yaşında geçinemediği için çalışmak zorunda kalan bir işçi. Tekirdağ Malkara'da fiber optik kablo döşemede çalışırken yaşamını yitirdi. Bunun gibi nice hikâyeler, nice insan yaşamlarının acısı. Bu ülkenin emekçiye gördüğü, reva gördüğü hayatın özetidir bu. Bu ölümler kaza değil, cinayet, fıtrat değil, katliamdır” sözlerini kullandı. 
 
Madencilerin direnişi
 
Devamında ise Tülay Hatimoğulları şunları söyledi: “Patron maaşlarınıza el koyuyor. İktidar patronu koruyor. En doğal hakkınız olan itirazlarınızı ve taleplerinizi haykırıyorsunuz. Niçin? Aç kalmamak için. Doruk Madencilikte çalışan işçiler günlerdir Ankara'da eylemdeler. İşçiler bugün açlık grevlerinin 9. gününde. Çalışma Bakanlığı maaşlarının bir kısmının ödendiğini söylese de edindiğimiz bilgilere göre bu ödenen kısım son derece cüziymiş. Madenciler tüm alacaklarını ve haklarını alana kadar grevi devam ettireceklerini söylüyorlar. Bakın biz maden işçilerini ziyaret ettiğimizde bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. İşçiler o yağmurun altında direniyorlar aç kalmamak için. ‘Aşağıda metan gazı, yukarıda biber gazı, bize reva görülen bu diyor’ işçi.  Gözaltına alınıyorlar. Gaz sıkılıyor işçiye. İnanılır gibi değil. Esas gözaltına alınması gereken esas hakkında işlem yapılması gereken o işçilerin hakkı olan maaşlara çöken patronken o patrona karşı hakkını müdafaa etmek için alana, meydana çıkan işçilere gazlı coplu saldırılar düzenleniyor ve işçiler gözaltına alınıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. 
 
3 milyon çocuk çalışıyor
 
Geçtiğimiz hafta 23 Nisan'dı değil mi? Televizyonlar saatlerce gün boyu bununla ilgili haberler yaptı. 23 Nisan'da Doruk Maden işçisi çocukları burada babalarının eylemlerine destek vermeye gelmişler. Yani oyun oynaması gereken, okulda olması gereken, Doruk maden işçilerinin çocukları, burada eylemdeydiler. Doğru düzgün hiçbir basın yayın organı haber değeri bile biçmedi. Yine 23 Nisan günü en çarpıcı fotoğraflardan biri olan çocuk işçiliği gündem yapılmalı iken yine birçok kesim tarafından bu görülmedi. Bakın sadece 2013-26 yılları arasında en az 852 çocuk iş cinayetinde hayatını kaybetti. TÜİK'in verilerine göre 981 bin çocuk çalışıyor. Yazın okullar kapanınca bu rakam 3 milyona çıkıyor. Bu acı gerçekliği kim görmezden gelebilir ki? Yeni Şafak gazetesi yine Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i hedef tahtasına oturtmuş durumda. Ekonomideki bütün sorunların tek sorumlusuymuş kendisini lanse ediyorlar. Uyanıklık yapmayın. Bu tablo hepinizin eseri. Bir elmanın iki yarısı gibisiniz. Türkiye ekonomisi iflas ederken hepiniz suç mahallindeydiniz. Hepiniz bu suça ortaksınız.
 
Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız
 
Adalet Bakanlığı bünyesinde faili meçhul suçları araştırma birimi kuruluyor. Kurulsun, araştırılsın. Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması, faili meçhuller konusunda adım atılması son derece önemli. Gülistan'ın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın ölümü mutlaka araştırılmalıdır. Ve Rojin Kabaiş başta babası, ailesi olmak üzere kadın hareketinin aylardır gündemden düşürmediği konu ve Rojin Kabaiş için adalet talebi mutlaka sağlanmalı. Bu soruşturmalar bir vitrine dönüşmemeli. Faili meçhul dediğiniz şey gökten inen bir karanlık değil. Bu sistemin ürettiği, koruduğu, sakladığı karanlığın ta kendisidir. Bakın Mehmet Sincar, Uğur Mumcu, Ceylan Önkol, Deniz Poyraz, Hrant Dink, Berkin Elvan, Dargeçit davası. 10 Ekim Gar Katliamı. Faili meçhuller. Bunları biz saysak günler yetmez. Cumartesi Anneleri bir ömürdür kayıplarını arıyor. Tüm faili belli davalar için gereken adımlar acilen atılmalı evet ama bu adımlar sahici ve sonuç alıcı adımlar olmalı. Siyaset, bürokrasi, mafya. Çok tanıdık bir üçgen değil mi? Susurluk’tan tanıyoruz. Bu üçayak yıllardır birlikte duruyor. Birbirini besliyor, koruyor. Bu yapı bozulmadan ülke karanlıktan kurtulamaz. Bir tuğla çekilirse duvar yıkılır diyorlardı ya. Evet, o tuğla çekilmeli. O duvar yıkılmalı. Ülke olarak ebediyen Susurluk zihniyetinden kurtulmalıyız. İşin ucu nereye dokunursa dokunsun üzerine  gidilmeli. Gerek iç barış ve demokrasi, gerekse özgürlükler bünyenin temizlenmesiyle mümkündür. 
 
Kayyım vali organize cinayetten yargılanıyor 
 
Gülistan Doku dosyasında açığa çıkan iddialar bize bir şeyi yeniden gösterdi. Kayyım yanlışını gösterdi. Kayyım bir idari tedbir değildir. Kayyım halk iradesine çöken bir rejimdir. Dêrsim'e atanan kayyım vali şimdi organize cinayet konusunda yargılanıyor. Ve biraz daha araştırılsa bunun gibi niceleri çıkacak. Birçok kayyım valinin ve kaymakamın adı yolsuzluk belgelerinde var. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Sayıştay raporlarını okuduğunuzda kayyumların yolsuzluklarını ayan beyan göreceksiniz zaten. Halfeti'ye bakın. Eski kayyım dahil onlarca kişi yolsuzluktan gözaltına alındı. Dün ellerinde telefon, dillerinde vatan, ağızlarında milliyetçilik vardı. 1938'lerdeki umumi müfettiş ve Vali Abdullah Alpdoğan'a verilen görev ve yetki neyse bugünkü kayyım vali de odur. En çok vatan diyenin cebine bakın. En çok DEM Parti’ye saldıranların işledikleri suçlara bakın. Meclis bünyesinde Hakikati Araştırma Komisyonu kurulsun. Faili meçhuller gerçekten araştırılsın. Hakiki bir yüzleşme yapılsın ve özür dilenmesi gereken bütün tarihi hatalardan özür dilenmesi sağlanmalı. 
 
10 yılda atılan adımları 1 yılda attı
 
27 Şubat'ta Sayın Abdullah Öcalan'ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı sadece barış umudunu büyütmedi. Türkiye'nin önüne tarihsel bir eşik koydu. Çatışma çözümleri deneyimlerine baktığımızda örgütlerin 10 yıllar boyunca atabildiği adımlar Türkiye'de bir yılda atıldı. Bakın bu çok önemli. PKK silahlara veda ettiğini, örgütsel yapısını lağvettiğini dünyaya ilan etti. Bunu gerçekleştirerek de tarihi bir hamle yapmış oldu. Önümüzde aydınlık bir tablo varken, barışa bu kadar yaklaşmışken, barışı ve demokratikleşmeyi bu kadar konuşuyorken, barış menziline koşar bir adımla gidilmesi gerekirken iktidar ne yapıyor? İktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içinde. Altını tekrar çiziyoruz. Barış sürecinde iktidarın adım atmadığı her an süreç karşıtlarının hile ve hurdayla dolu provokatif tutumları geliştirmesinin önünü açar. 
 
İktidar artık Nasrettin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli
 
Bakın bu kadar fırsat ve risk denklemi söz konusuyken iktidara şu soruları soruyoruz. Ekranlarda sürekli süreç tıkandı diyerek ortalığı bulandıran medya simsarlarının ellerini nasıl ovuşturduklarını görmüyor musunuz? Bu kesimler ve onlara çanak tutanlar şu sözümüzü iyi dinlesinler. Ellerinizi boşu boşuna ovuşturmayın. Bu gölden size balık çıkmaz. Ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız. Ve yine iktidara bir soru daha soruyoruz. Ortadoğu'daki istikrarsızlığı derinleştirmek isteyen güçler bekleme halinizden son derece memnunlar. Bunu görmüyor musunuz? Madem dış güçler diye bir tehdit algınız var, o zaman bu tehditleri ortadan kaldırmak için barıştan daha iyi bir yol yok. Bunun altını defalarca kez çizdik. İktidar artık Nasrettin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli. Teyit tespit tekerlemesine sarılarak puslu bir hava üretmemeli. Meclis Komisyonunun nihai raporunu eksik de olsa siyasi barışın yolunu açmak için bir rehber olarak kabul etmeli. Buradan ilerlenmeli. Adım atılsın ki barış umudunun üstündeki kara bulutlar dağılsın. Biz buradan bir kez daha teyit ediyoruz ki ne olursa olsun, bizler onurlu bir barışın mücadelesini vermeye, onurlu bir barışı toplumla beraber örmeye, örgütlemeye devam edeceğiz. 
 
Barış bir pazarlık konusu değil iradedir 
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin temel yakıtı Sayın Öcalan'ın iradesi, Kürt hareketinin, DEM Parti'nin, sol sosyalistlerin, demokratların ve barış yanlısı bütün güçlerin barış inadı ve inancındadır. Bizim için barış bir pazarlık konusu değildir. Bizim için barış bir iradedir, erdemdir, onur mücadelesidir. Sayın Öcalan'ın 27 Şubat çağrısıyla PKK silahlı mücadeleyi bitirdiğini ifade etti. Demokratik siyaset hakkını kullanmak istiyor. Bundan daha doğal ve daha meşru ne olabilir? Daha ne yapılsın? Yıllardır sayısız defa silahları bıraksınlar, gelsinler siyaset yapsınlar diyenler şimdi neden siyaset zeminini hukukla örmüyorlar? Hukuki adımlar barışın süsü değildir, çatısıdır. Hukuki adımlar Türkiye'nin kendi yarasını kapatma gücü ve iradesidir. 
 
Uzatmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz
 
Devlet aklı fırsatı heba eden değil tarihi anda sorumluluk alan olmalı. Bugüne kadar verdiğimiz emek neyse, onu katlayarak, onu daha fazla geliştirerek, onu daha fazla derinleştirerek çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü biz onurlu bir barışa yürekten inanıyoruz. Kalıcı bir barışın Kürt'e, Alevi'ye inkar edilen bütün farklı halklara ve inançlara pozitif bir katkı sağlayacağının çok net farkındayız. Bunun için bizler büyük bir inançla, azimle ve bilinçle çalışmaya devam edeceğiz. Engelleri aşa aşa, görmezden gelenleri aşa aşa, bu süreci uzatmak isteyenlerin uzatmasını engelleyerek bu sürecin bir an önce başarıya kavuşması için DEM Parti olarak sadece elimizi değil, gövdemizi taşın altına koyuyoruz.”