Ayşegül Doğan: Bölgedeki gelişmelerle ilgili Sayın Öcalan’ın önerileri var

  • 11:05 8 Ocak 2026
  • Siyaset
ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Bölgedeki gelişmelerle ilgili Sayın Öcalan’ın önerileri var. Öcalan doğrudan temas kursun ve önerilerini doğrudan iletsin” diyerek, Kürt Halk Önderi’nin muhataplar ile doğrudan görüşmesi gerektiğini belirtti. 
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti ) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin genel merkez binalarında basın toplantısı düzenledi.
 
‘Söylem eyleme geçmiyor’
 
Dün gerçekleştirdikleri MYK toplantısının ana gündemlerinden birinin Barış ve Demokratik Toplum süreci ve bu kapsamda yürütülen komisyon çalışmaları olduğunu söyleyen Ayşegül Doğan, “Süreç olması gereken hızda değil, ancak yürümeye çalışıyor, yürüyor diye ifade etmiştim. Bunu yineliyorum. Geçen yıl, 100 yılı aşkın bir süredir çözülememiş bir meselenin çözülebilmesi için çok önemli tarihsel bir fırsatı ortaya çıkardı. Bu konuda herkes zaten mutabık. Ancak bu fırsatın nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin çeşitli görüş ayrılıkları var. Bu da son derece olağan. Somut emareye ihtiyacımız var dedik, göstergeler ortaya çıkmalı dedik. Bunlarla uyumlu beklenen adımların atılması gerekiyor. Böyle olmuyor ya da bu konuya dair olanlar tartışma, söz, söylem boyutunda kalıyor. Eyleme geçmiyor” dedi. 
 
‘Hiç kimse dilini sivriltmesin yapıcı olalım’
 
Demokratik barış imkânının yasal adımlarla güçlendirilmesi gerektiğini belirten Ayşegül Doğan, “2026 yılında Meclis’in en çok bunun için mesai yapması gerektiğini söyledik. Bir yandan süreçle ilgili görüşmeler yürüyor biliyorsunuz ama öte yandan siyasetin yapabilecekleri var. Meclis’te yalnızca bir komisyonun değil, tüm komisyonun yapabileceği işler var. Ne yapılmalı mesela? Herkes önceki dönem eş genel başkanlarımızın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere Kobani Kumpas Davası tutsaklarının serbest bırakılmasını bekliyor. Ortaya çıkmış bu tarihsel barış imkanını, bu demokratikleşme imkanını, bu eşitlik imkanını lütfen artık eski alışkanlıklarla değerlendirmeyelim ya da eski söylemlerle ifade etmeyelim. Sivrilen diller bugüne kadar Türkiye'ye çok şey kaybettirdi. Yeni bir dil ihtiyacı yönteminize de yönteme de yansımalı; sivrilen dil yerine birleştiren bir siyaset dili tercih edilmeli. Hiç kimse dilini sivriltmesin. Yapıcı olalım. Siyasi çıkarların gölgesinde bir barış imkânını değerlendirmek yerine toplumsal çıkarlar, toplumsal kazanımlar göz önünde bulundurularak bu eşsiz fırsat kalıcı bir hale getirilmeli” ifadelerini kullandı. 
 
Eşit yurttaşlık hukukunun tesis edilmesi gerekiyor 
 
Ayşegül Doğan şöyle konuştu: “Meclis Komisyonu 2 ay daha bir süre öngördü çalışma takvimi olarak. Beklenen yapılması gereken hukuki çalışmaların artık nihayetlenmesidir. Elbette eşit bir kardeşlik hukukunun, eşit yurttaşlık hukukunun tesis edilmesi gerekiyor Türkiye'de. Bu ihtiyacı da herkes ortak bir biçimde saptıyor. Farklı öneriler olabilir. Bu da son derece olağan. Bir de demokratikleşme. Bu konuda yapılması gerekenler var. Ama tüm bunlardan önce bakınız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısından bugüne kadar neyi tartışıyoruz? Silahların tümden devre dışı bırakılması ve bundan sonra da bunun kalıcı hale getirilmesi için kendini fesh etmiş bir örgütün demokratik siyaset alanına katılımı için yapılması gereken yasal düzenlemeleri tartışıyoruz. Artık o yasal düzenlemeleri yapmanın vakti. 
 
Meclis artık barış, demokrasi ve adalet için mesai yapmalı 
 
Biliyorsunuz ortak rapor yazım grubu oluşturuldu. Önümüzdeki hafta üçüncü toplantılarını gerçekleştirecekler. Aşağı yukarı  ortak çerçevenin ortaya çıktığını bugüne kadar yapılan toplantılardan söyleyebiliriz. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çok kıymetli bir komisyon, çok önemli bir işlevle kuruldu. Çok değerli bir misyon üstlendi. Sorunu çözmek için yol açması gerekiyor. Ancak dedik ki: En az 100 yıllık devasa bir meseleyi bir komisyon tek başına çözemez. Zaten tek başına bu komisyona havale etmek bu kadar büyük bir sorunu da o komisyona da haksızlık etmektir. Dolayısıyla biz sorunun tamamını bir komisyonun çözemeyeceğini gayet iyi biliyoruz. O yüzden çeşitli önerilerde bulundu hem komisyon üyelerimiz, hem bizler çeşitli önerilerde bulunduk. Ve o yüzden diyoruz ki meclis artık barış mesaisi yapmalı. Demokrasi için mesai yapmalı. Adalet için mesai yapmalı. Dolayısıyla bu ortak rapor yazımının bir konsensüsle tamamlanması, karşılıklı müzakere ve diyalog ile yol alınması da beklentimiz.
 
Çok tehlikeli bir dönemin kapısını aralıyor
 
Herkesin gözü kulağa dünyadaki, Ortadoğu'daki gelişmelerde. Venezuela’da yaşananlar çok açık bir biçimde BM’nin kurucu antlaşmaları, uluslararası hukuk, egemenlik hakkı dikkate alındığında ve daha pek çok başlıkta ifade etmemiz mümkün. Çok açık bir saldırı. Tüm bu etik değerlere, ilkesel normlara, uluslararası standartlara, tüm bunların açıkça ihlali kabul edilemez bir saldırı bu. Venezuela olayının günümüzü aşan etkileri olacak gelecekte. O yüzden biz bugünden bu uyarıyı yapıyoruz. Bakınız ifadeleri hep birlikte takip ettik. Bir ülkenin istenilen yönetim oluşana kadar başka bir dış güç tarafından yönetileceği açıklaması hangi uluslararası hukuk standartlarıyla izah edilebilir? Edilemez. O halde kimden gelirse gelsin uluslararası hukuku yok sayan ihlallere karşı ilkesel bir tutum sahibi olmak gerekir. İşte DEM Parti o ilkesel tutumuyla bunun kabul edilemez olduğunu söylüyor. Yani ne otoriterlik ne de bu tür müdahalelerle yönetilebilir ülke. Yönetilemediğini gördük, görüyoruz. Bu yaklaşım bütün dünya açısından çok tehlikeli bir dönemin kapısını aralıyor.
 
İran halklarının geleceği diyalog ve müzakereyle inşa edilebilir 
 
İran'da yaşananlar da bugünle sınırlı ortaya çıkmış gelişmeler değil. Onlarca yıldır süren katı merkeziyetçi, mezhepçi uygulamalar var İran'da. İran'da halk yoksulluğu, adaletsizliği, baskıyı protesto ediyor. Onlarca yıldır karşılaştıkları anti-demokratik uygulamalarla, şiddetle, bastırmayla, sindirmeyle, gözdağı vermeyle, idamla yanıt alıyor İran rejiminden. O hâlde demokratikleşmek ve var olan anti demokratik uygulamalara sarılmak yerine demokratikleşerek sorunları çözmek ve bu haklı protestolara rejimin her zamanki gibi şiddet ve katliamla cevap vermesi bu sonucu yaratıyor. Bu şekilde devam edilemeyeceği de görülüyor. Ortada İran halklarının geleceği zor ve şiddet yoluyla değil, toplumsal diyalog ve müzakereyle ancak yeniden inşa edilebilir. Yine İran'da mesela halklar için harcanması gereken kaynaklar yayılmacı bir dış politika için kullanılıyor. Bu da İran halkını derin bir yoksulluğa mahkum etti. Hala daha etmekte. Orada da farklı halklar var. Başta Kürtler olmak üzere farklı siyasi görüşlere sahip yüzlerce insan bugüne kadar idam sehpasına gönderildi. Ve uluslararası toplum buna karşı gösterilmesi gereken duyarlılığı göstermedi. Göstermeli. Buradan duyarlılığa davet ediyoruz kamuoyunu. İran'da Farsların Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin, kadınların ve gençlerin dile getirdiği haklı ve meşru talepleri destekliyoruz. 
 
Saldırılarda Türkiye’nin desteğini alan gruplar var
 
Çünkü Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler, Ortadoğu'da yaşayan tüm ülkeleri bir şekilde etkiliyor. Bunları da tarihte gördük. Şam yönetiminin Kürtlere ve Süryanilere yönelik saldırıları derhal durdurulmalı. Durdurulması için gereken her şey yapılmalı. Halep'teki Kürt mahalleleri Şeyh Maksut ve Eşrefiye yine Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Benî Zeyit'te tank, top, obüs ve dronlarla gerçekleştirilen saldırılar var. Bilgi almak, tam olarak yaşanan kayıplara ilişkin bilgiye erişmek de çok zor. Ancak şu ana kadar en az 7 sivil hayatını kaybetmiş. Yine en az 58 kişi yaralanmış. Sözünü ettiğimiz mahallelerde 200 bin insan yaşıyor.  Bu saldırılarda Türkiye'nin desteğini aldığı bilinen Hemzat, Hemşat, Sultan Murat ve Nurettin Zengi gruplarının da yer aldığı belirtiliyor. Türkiye'nin Suriye'de yapması gereken nedir? Yapıcı bir rol oynamak. Birleştirici, bütünleştirici bir rol oynamak. Türkiye yapıcı rol dışında bir rol oynamamalı. Bizim DEM Parti olarak beklentimiz bu. Uyarımız demokratik bir Suriye için. Türkiye için istediğimiz demokrasiyi Suriye için de istiyoruz. Üstelik Türkiye içeride geliştirdiği bu süreçle Ortadoğu'da öncü bir rol ve misyon üstlenmek istiyor. O halde en önce Suriye'de yapması gereken, bu öncülüğe uygun yapıcı bir rol üstlenmektir.
 
10 Mart Mutabakatı demokratik bir Suriye hedefinin belgesi
 
Beklenen ne? 10 Mart Mutabakatı'nın hayata geçirilmesi. Bu mutabakat, demokratik bir Suriye'nin belgesi. İşte bugün de test alanı olarak Halep çıkıyor karşımıza. 10 Mart Mutabakatı çoğulcu, demokratik, eşitlikçi bir Suriye hedefinin belgesi. Suriye yalnızca Sünni Arapların ülkesi değil. Suriye, Sünni Arapların olduğu kadar Arap ve Sünni olmayan Kürtlerin, Hristiyanların, Dürzilerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin de yurdu. Suriyelilerin de yurdu. Onurlu ve eşit bireyler olarak kendi yurtlarında özgürce yaşamalı insanlar. Bize düşen, bunun zeminini oluşturmak, bize düşen 13 yıl sürmüş çok büyük acılar çekmiş bir toplumun yeniden acı çekmemesi için elimizden geleni diyalog ve müzakere yoluyla yapmaktır. 
 
Öcalan doğrudan temas kursun
 
Dedik ki: ‘Açın İmralı'nın yolunu, herkese açın.’  Öcalan’ın özgür iletişim kurabileceği koşulları oluşturun. Sürece özgür bir biçimde katkı sunabileceği koşulları oluşturun dedik. Dedik ki, Öcalan'ın görüşmek istediği, sürece dair bazı isimler var dedik. Mesela bunları söylerken Sayın Öcalan'ın, Sayın Mesut Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Neçirvan Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Mazlum Abdi ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Şimdi bölgedeki önemli gelişmelerle ilgili Sayın Öcalan'ın önerileri var. Bu önerileri bizzat komisyona da biliyorsunuz yaptıkları ziyarette aktardığına dair tartışmalar da yürüdü. Bunlar eksik de olsa bir özet halinde de olsa üzerinde mutabakatın varılmamış oraya giden heyet tarafından komisyon tutanaklarına da geçti. Şimdi değilse ne zaman? Çünkü orada yaşanan gelişmelerin buraya etkisinin olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Daha önce yine tecrübe edildi bu gerçekler. Açın yine yolu. Öcalan doğrudan temas kursun. Ve önerilerini doğrudan iletsin.  Yine Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi, SDG adına Mazlum Abdi görüşmek istediklerini, kendilerinin de böyle bir talebi olduğunu ifade etmişti. Çatışmayla, savaşla, saldırıyla, kuşatmayla yol alma mümkün değil. O yüzden tüm garantör ülkeler en başta şu anda orada yaşayan halkların yaşam hakkını güvence altına almalı. Bunun için çalışmalı. Bunun için çaba ortaya koymalı. 
 
Suriye’nin sürece etkileri oluyor
 
Suriye meselesi orada yaşanan durumun kaçınılmaz bir biçimde sürece etkileri oluyor. Olumlu etkileri olmasını istiyoruz. Bizim önümüzdeki dönemde de sürece dair, barışın toplumsallaşmasına dair çalışmalarımız kesintisiz bir biçimde sürecek. Buna ilişkin yeni planlamalar yapıyoruz.  Sürece karşı örgütlenenlere ne dedik? Yapmayın dedik. Vazgeçin bunlar çok denendi. Gelin eğer bu sürece destek olmayacaksanız da en azından gölge etmeyin dedik. Onlara bile seslenmeye çalıştık. Yine sesleniyoruz. Bizim bu çalışmalarımız devam edecek. Yine önümüzdeki günlerde milletvekili grubumuz, Kadın Meclisimiz ve Parti Meclisimiz yeni döneme dair öneri, tartışma ve planlama gündemleriyle de toplanmaya hazırlanıyor.  Yine Sayın Öcalan ile yapılan görüşme rutin bir şekilde biliyorsunuz devam ediyor, DEM Parti İmralı Heyetiyle ve yeni yıldan önce yaptıkları açıklamaları siyasi partilerle görüştüler. Gündemlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'la da görüşmenin olduğunu ifade ettiler. Tarihin ve o randevu planlamasının henüz netleşmediğini söylemişlerdi. Şu ana kadar netleşmedi. Ancak bunun netleşmemiş olmasını bir olumsuzluk olarak değerlendirmemek gerekiyor. Takdir edersiniz ki çok yoğun gündemler bir yandan da. Dolayısıyla yakın zamanda bu görüşmenin gerçekleşmesini bekliyoruz. “