'11'nci Yargı Paketi cezasızlık zeminini genişletiyor'
- 09:02 15 Ocak 2026
- Güncel
Şehriban Aslan
AMED - 11. Yargı Paketi’ni değerlendiren avukat Cansel Talay, paketin ciddi riskler barındırdığını belirterek, “Uygulamaya geçmesinin ardından birçok ilden maalesef kadın cinayeti haberleri geldi” dedi.
İktidar tarafından “yargı reformu” adıyla Meclis’ten geçirilen 11. Yargı Paketi, kadınlar açısından yeni bir güvenlik ve yaşam hakkı krizini derinleştiriyor. İnfaz indirimleri ve tahliye düzenlemeleriyle faillerin sistematik biçimde korunduğu bu paket, hem kadına yönelik şiddeti hem de kadın katliamlarını arttırıyor. Uzun süredir kadınların kazanılmış haklarını hedef alan politikaların bir devamı niteliğinde olan 11. Yargı Paketi, cezasızlık zeminini genişleterek, erkek şiddetini daha da görünür hale getiriyor. Bunun en somut halini yargı paketi kapsamında cezaevinden tahliye edilen Okan Gür’ün, tahliye edilir edilmez Rojda Yakışıklı’yı katletmesi. İnfaz düzenlemesinin bir kez daha kadınların yaşam hakkını nasıl tehdit altında tuttuğunu net şekilde gösterdi.
11. Yargı Paketinin tehlikelerini Dayanışmanın Kadın Hali Derneği (DAKAHDER) Koordinatörü avukat Cansel Talay anlattı.
‘Bazı kavramlarla meşrulaştırılıyor’
11’inci Yargı Paketi’nin uzun süredir konuşulduğunu söyleyen Cansel Talay, kadınlar, kadın hukukçuları, aktivistler ve kadın dernekleri tarafından artıları ve eksilerinin değerlendirildiğini belirtti. Cansel Talay, “Bu bizim için yeni bir şey ve yeni değerlendirmeler değil. Biz zaten riskleri çok önce öngörüp bunlara dair çözümlerimizi de iletmiştik. Ancak görüyoruz ki paketin nihai halinde sunduğumuz bu riskler ve yöntemlerin hiçbiri dikkate alınmamış. Bir de bu paket kimin lehine, kimin aleyhine diye düşünmeden önce Türkiye’deki ceza ve infaz rejimi üzerine biraz düşünmek gerekiyor. Çünkü uzun zamandır infaz rejimi ‘ıslah, rehabilitasyon, topluma kazandırma’ gibi kavramlarla meşrulaştırılıyor. Ancak biz, kendimizi tanımladığımız şekliyle feminist hukukçular ve eleştirel ceza teorisyenleri olarak, bu söylemin büyük ölçüde bir retorik olduğunu ve gerçeğin üzerini örttüğünü tespit ediyoruz. Özellikle cezaevleri bağlamında bunu değerlendirdiğimizde, şiddet failleri bakımından davranışın dönüştürücü, topluma kazandırıcı bir işlevi olmasından ziyade, belli bir süre suçu sadece faille ilişkili gören, faile dair bir meseleymiş gibi ele alan bir cezaevi mantığı görüyoruz” dedi.
‘Çok yoğun riskler barındırıyor’
Cansel Talay konuşmasının devamında, “Bu zaten bireyi dönüştürmüyor. Diğer modern ceza sistemleri açısından da baktığımızda sadece itaatkâr, disiplin altına alınmış belli bir süre söz konusu. Bu anlamda, failin şiddetle kurduğu ilişkiyi sorgulayan, toplumsal cinsiyet temelli bir dönüşümü hedefleyen bir mekanizma olmaktan çok uzaktır. Bu paket de öyle. Çünkü ceza sisteminin kendisi böyle. Bu durumda Işık Ergüden’in de çok sık vurguladığı gibi, ‘cezaevi kurumu çoğunlukla toplumsal sorunu bireysel suça indirme, kişiye indirgeme’ işlevi görüyor. Özellikle erkeklik krizi bağlamında baktığımızda, yapısal nedenleri ceza sisteminin dışında tutuyor. Hâlbuki suça götüren yapısal sebepler toplumsal cinsiyet perspektifiyle değerlendirilmeden bu paketlerin de toplumsal dönüşüme bir katkı sunmayacağını biliyoruz. Bu zeminde değerlendirdiğimizde, 11. Yargı Paketi reform olarak sunulan düzenlemeleriyle kadınlar ve çocuklar açısından çok yoğun riskler barındırıyor. Bu risk artık risk olmaktan da çıktı. Çünkü paket uygulamaya geçtikten sonra birçok ilden maalesef kadın cinayeti haberleri geldi. Bu illerden biri de Diyarbakır’dı. Yani paket bir yandan bazı suçlar bakımından cezaları artırırken, diğer yandan infaz rejimini esnettiği için failin daha erken tahliyesini mümkün kılıyor. Burada da temel sorun, suçun yine soyut olarak ele alınması ve kadına yönelik şiddetin, kırılgan gruplara yönelik şiddetin, çocuklar ve LGBTİ+’lar dâhil olmak üzere göz ardı edilmesidir. Uygulamada çoğu zaman tehdit, hakaret, yaralama, ısrarlı takip gibi görece hafif suç tipleri üzerinden soruşturulan bu dosyalarda, mağdur ve müştekisi olan kırılgan gruplar için riskin boyutu çok daha yüksektir” şeklinde belirtti.
‘Kadınlar açısından toplumsal güvensizlik artıyor’
Düzenlemenin açık bir şekilde “af” niteliği taşıdığını kaydeden Cansel Talay, kadınlar bakımından özellikle toplumsal güvensizliği artırdığını ifade etti. Bu tablonun, devletin pozitif yükümlülüklerinden olan koruma yükümlülüğüyle bağdaşmadığını belirten Cansel Talay, “Ceza adaletinin yalnızca faile odaklı bir şekilde ele alınmasının, mağdurun yaşam hakkını ve güvenlik hakkını ikincilleştirdiğini, dikkate almadığını; tahliye sonrası döneme ilişkin zorunlu risk analizinin, etkin koruma mekanizmalarının ve sürekli izleme mekanizmalarının kurulmadan yapılan her infaz düzenlemesinin şiddeti yeniden üretme potansiyeli taşıdığını vurgulamak gerekir. Bu sadece bu paket özelinde değil; bundan sonra yapılacak bütün ceza ve infaz rejimine ilişkin değişikliklerde temel alınması gereken bakış açısıdır. Çünkü faille ilişkili olan tek şey failin aldığı ceza ve suçun süresi değildir. Bu failin ilişkili olduğu kişi ve kişiler vardır ve bunlar kırılgan gruplardansa devletin öncelikli yükümlülüğü, bunlara ilişkin riski tespit etmek ve koruma mekanizması oluşturmaktır. Bu nedenle paketin kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’ların aleyhine olduğunu ve bunun artık bir risk değil, somut bir gerçeklik olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliyoruz” sözlerini kullandı.
‘Sivil toplum örgütlerinin omzuna kaldı’
“Yalnızca hukuki tekniklerle bakamayız” diyen Cansel Talay, “Bir ceza ve infaz rejimine yalnızca teknik açıdan yaklaşmamak gerekiyor. İnsan hakları ve feminist bir perspektiften baktığınızda bu eşitsizliği görebilirsiniz, adalete erişimi nasıl zorlaştırdığını görebilirsiniz. Çünkü sadece ceza hukukunun ilkeleriyle bunu anlamak, kavramak çok zor olur. Biz şiddet durumunda adalete erişimi sadece mahkemeye başvurabilme imkânı olarak değil; şiddetin tespit edilmesi, mağdurun korunması, faile karşı etkili yaptırımın uygulanması ve tekrarın önlenmesi gibi birbirine bağlı yükümlülükler bütünü olarak tanımlıyoruz. Kadınlar ve çocuklar söz konusu olduğunda bu yükümlülükler daha da ağırlaşıyor. Çünkü devlet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve yaş temelli kırılganlıklar nedeniyle ortaya çıkan riskleri öngörmek ve özel önlemler almakla sorumludur. Bu özel sorumluluğu 11. Yargı Paketi güçlendirmiyor ya da buna dair düzenlemeler içermiyor. Aksine zayıflatan bir yönelim taşıyor. Bu da kadınların ve çocukların adalete erişiminin çoğunlukla Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin omzuna kaldığını bir kez daha gösteriyor” dedi.
Amed’de sığınma evleri yetersiz
Cansel Talay, Amed gibi büyük ve şiddet oranlarının yüksek olduğu bir şehirde hâlâ her ilçede sığınma evinin olmadığını söyledi. Cansel Talay, “Bir kısmı yerel yönetimlerin çabalarıyla kuruluyor ancak bunlar çok büyük bütçeli işler ve yüksek güvenlik gerektiren yerler. Ancak bunların sağlanmadığını biliyoruz. Mesela Sur’da kadın sığınma evi yok. Bu nedenle kurumsal koruma mekanizmaları bu denli yetersizken ve bütün yük fiilen sivil sektörlere devredilmişken, bu paket şiddeti daha da derinleştirecektir. LGBTİ+’lar bakımından durum daha da vahim. Çünkü LGBTİ+ hakları alanında çalışan yapılara yönelik baskılar da malum. Hedef gösterme, açılan davalar, yargı tehditleri bu krizi daha da büyütüyor. Ayrıca LGBTİ+’ların sığınaklara erişememe durumu var. Böylesi bir tabloda infaz rejimini fail lehine esneten her düzenleme, mağdurun adalete erişim maliyetini daha da artırıyor. Aslında bu paket ve benzeri paketlerin temel meselesi toplumsal bir düzenleme değil; cezaevi nüfusunu azaltmak, infaz sisteminin ekonomik yükünü hafifletmek, yönetilebilirlik, kapasite ve maliyet sorunlarını çözmektir” sözlerini kullandı.
'Kadın kırımı noktasına geliyoruz'
Şu anda 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasında dahi sahada çok büyük problemler yaşadıklarına dikkat çeken Cansel Talay, şu sözlere yer verdi: “Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekinildikten sonra bu kanun, aleyhte propagandaya çok maruz kaldı ve bu durum sahadaki uygulamayı da etkiledi. Şu an kanunu baroların, kadınların ve kamuoyunun baskısıyla uygulatabiliyoruz. Tabii ki bu yeterli değil. Diyarbakır’daki örneği konuşalım. Rojda Yakışıklı, bu paket nedeniyle tahliye edilen Okay Gür tarafından cezaevindeyken aranıp tehdit ediliyor. Ardından bu kişi tahliye olunca Rojda Yakışıklı’yı katlediyor. Rojda, aynı gün karakola giderek şikâyette bulunmuştu. Ancak herhangi bir koruyucu ya da önleyici mekanizma işletilmedi ve Rojda korunamadı. Burada gördüğümüz gibi mesele sadece karakola ya da mahkemeye erişme meselesi değil; erişildikten sonra yetkililerin tavrı, tutumu, hareketsizliği ve eyleme geçmemesidir. Burada soykırım, kadın kırımı dediğimiz noktaya geliyoruz. Çünkü ortada açık bir başvuru var. Kişinin ne zaman ve nereden tahliye olacağı belli. Kolayca tespit edilip önlenebilecek bir durumken Rojda korunamadı. Bu, devletin birebir failin önünü açmasıdır.”
Devlet eliyle psikolojik şiddet sürdürülüyor
Her yıl Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı ile birlikte rapor yayımladıklarını anımsatan Cansel Talay, her yıl şiddetin oranlarının, türlerinin ve biçimlerinin arttığını bununda temel sebebinin cezasızlık politikası olduğunu kaydetti. Cansel Talay, “Kolluğa ulaşamama, başvuruların ciddiye alınmaması, aile birliği gerekçesiyle işlem yapılmaması, uzaklaştırma ve koruma kararlarının geç ya da eksik verilmesi, tazyik hapislerinin uygulanmaması… Bunların hepsi doğrudan bu kırımla ilişkilidir. Bunlar artık istisna değil, yapısal bir hal almıştır. Yetkililer sanki ‘böyle gelmiş, böyle gider’ mantığıyla bu sorunları üstlenmiyor. Yani çözme iradesi yok. Hal böyleyken infaz rejimini esnettiğinizde Rojda Yakışıklı gibi yüzlerce, binlerce kadın ya aynı şiddete maruz kalıyor ya da bunun korkusuyla yaşıyor. Bunu dahi konuşamıyoruz. Çünkü bu paket geçtikten sonra Meclis’ten birçok kadın merkezlere ya da avukatlarına ulaşarak, ‘Bana şiddet uygulayan kişi tahliye olmuş mudur, nereden öğrenebilirim, can güvenliğim yok, kendimi güvende hissetmiyorum’ dedi. Bu da devlet eliyle sürdürülen bir psikolojik şiddettir. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin gerektirdiği önleyici, koruyucu ve mağdur merkezli adalet anlayışıyla bu paket hiçbir şekilde uyumlu değildir. Aksine, cezaevlerinin doluluğu ve sistemin ekonomik yükü gibi gerekçelerle hazırlanmıştır. Zaten Adalet Bakanlığı da bunu bu şekilde ifade ederek duyurmuştu. Yani bu, bizim satır aralarından çıkardığımız bir sonuç değil; açıkça dile getirilen ve sahada etkilerini ölçtüğümüz bir sonuçtur” ifadelerini kullandı.







