Newroz Uysal Aslan: Yasal adımlar atılmazsa süreç ilerleyemez
- 09:01 5 Haziran 2026
- Siyaset
Neslihan Kardaş
ŞIRNEX – Abdullah Öcalan'ın umut hakkına ilişkin AİHM kararlarının uygulanmamasını değerlendiren DEM Parti Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, sürecin ilerleyebilmesi için hukuki düzenlemelerin zorunlu olduğunu belirterek, umut hakkının yapısal bir sorun olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gündeminde bulunduğunu söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Abdullah Öcalan hakkında verdiği umut hakkı kararının üzerinden 12 yılı aşkın süre geçmesine rağmen Türkiye gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirmedi. Türkiye'nin 27 Haziran 2025'te Avrupa Konseyi'ne sunduğu eylem planı, mevcut yaklaşımı koruduğu gerekçesiyle yeterli bulunmazken, Eylül 2025'te alınan ara kararda Ankara'dan gerekli düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçirmesi istendi. Komite'nin Türkiye'ye tanıdığı sürenin Haziran ayında dolacak olması nedeniyle gözler Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin önümüzdeki toplantısına çevrilmiş durumda.
Bu tartışmalar sürerken DEM Parti Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, AİHM kararlarının uygulanmamasının ciddi bir sistemsel krizin göstergesi olduğunu belirterek, umut hakkına ilişkin yasal düzenlemelerin geciktirilmesinin hem hukuki hem de siyasi sonuçlar doğurduğunu söyledi.
‘Ciddi bir sistemsel kriz’
Avrupa Konseyi’nin en bağlayıcı kurumlarından birinin AİHM olduğunu ifade eden Newroz Uysal Aslan, “Konsey içerisinde bulunan insan hakları, demokrasi, seçim, yerel yönetim gibi birçok komisyon ve komitenin yaptırımı ve bağlayıcılığı sınırlı olsa da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcılığı hem sözleşmesel olarak Türkiye’nin taraf olduğu hem de Anayasa’nın 90’ıncı maddesi itibarıyla Türkiye açısından en bağlayıcı mekanizmalardan bir tanesi. Avrupa Konseyi’nin mahkeme aracılığıyla vermiş olduğu kararlar aslında konseyin temel zemini olan demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve insan onuru gibi alanlarda ülkelerin karnesini de gösteren bir durum. O nedenle mahkemenin almış olduğu karara rağmen Bakanlar Komitesi’nin 2014’ten bugüne, on iki yılı aşkın bir süredir halen bu kararı Türkiye açısından uygulanabilir ve yasal adım atılabilir bir hale getirememiş olması; kendi zemini ve sistemi açısından insan hakları boyutuyla da hukuk boyutuyla da ciddi bir sistemsel krizin yansımasıdır” dedi.
‘Demirtaş ve Kavala dışında hiçbir dosyada ihlal prosedürü başlatılmadı’
Bu durumun yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını belirten Newroz Uysal Aslan, “Avrupa Konseyi, Bakanlar Komitesi ve AİHM birçok devletin kararları uygulamama biçimindeki bir krizle karşı karşıya ve bunun için de çeşitli prosedürler öngörmüş durumda. Konsey itibarıyla devletler açısından Bakanlar Komitesi’nin üç ayda bir, dört ayda bir yaptığı insan hakları komitesi toplantılarında o ülke hakkında ekonomik yaptırım, hukuksal ihlal prosedürü başlatma, konseye bildirimde bulunma, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde o ülke hakkında karar aldırıp uygulamaya kadar giden bir prosedürel silsile bulunuyor. Ancak bugüne kadar bu prosedürlerle ilgili sadece ilgili ülkeye soru sorma, cevap işleme ve süre erteleme dışında Türkiye aleyhine Demirtaş ve Kavala dışında hiçbir dosyada ihlal prosedürü başlatılmadı” şeklinde konuştu.
‘12 yıldır bir karar alınmamış olması çarpıcı bir örnek’
Abdullah Öcalan’ın umut hakkına dair değerlendirmelerde bulunan Newroz Uysal Aslan, “Sayın Abdullah Öcalan’la ilgili umut hakkı kararının, sonrasında verilen Boltan, Kaytan ve Gurban dosyalarının da gösterdiği üzere, Sayın Öcalan şahsında binlerce ağırlaştırılmış müebbet mahpusunun aslında konseyin kendi kurulu zemini olan ilkeler dışında siyasi pratikler, faydacı ilişkiler ve ülkeler arası siyasi dengeler açısından bir eşik haline geldiğini gösteriyor. Çoğu zaman bunlara ‘turnusol kağıdı’ dendi. Çoğu zaman Kürt sorununun belirleyicisi pozisyonunda bulundu. Ancak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi açısından on iki yıldır bir kararın uygulanmamış olması ve bu konuda hâlâ yaptırım yapılmamış olması sadece sözleşmesel yükümlülüklerle değil, maalesef konsey ve Bakanlar Komitesi sisteminin siyasallaşmasını, ülkelerdeki Kürt sorunu gibi ulusal, sınıfsal ve dinsel meselelerdeki siyasi tutumunu da göstermesi açısından çarpıcı bir örnek” diye konuştu.
‘Birinci aşamadan ikinci aşamaya geçemeyen bir süreçte bekliyoruz’
27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan sürece değinen Newroz Uysal Aslan, “Bir buçuk yılı aşkındır devam eden son süreçte, ama öncesinde de Sayın Öcalan’ın ya da Kürt hareketinin devletle çözüm konusundaki diyalog ve müzakere pratiklerine baktığımızda birçok noktada siyasal söylemden ziyade somut hukuksal adımlarda bir bekleme, tıkanma ya da zamana yayma motivasyonu olduğunu görüyoruz. Bu da aynı zamanda Kürt sorununun ne kadar hukuksal ve anayasal bir mesele olduğunu gösteren tarihsel bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Sürecin ilerlemesini üç aşama olarak tariflemiştik. Birincisi çatışmanın durması ve silahsızlanma süreci. Bu sadece PKK gerillaları açısından değil, devletin de silahsızlanması ya da çatışmanın durdurulması konusundaki tutumunu bariz şekilde ortaya koyabilecek emarelerin ortaya çıkmasıdır. İkinci aşama dediğimiz geçiş aşaması ve buna ‘geçiş hukuku’ demişti Sayın Öcalan. Üçüncü aşamada ise demokratik barış yasalarının yapılması süreci var.
Biz birinci aşamadan ikinci aşamaya geçemeyen bir süreçte bekliyoruz. Birinci aşama tamamlanmış ancak bunun resmi olarak devlet tarafından ilan edilmesi gerekiyor. Bu da aynı zamanda PKK’nin terör listesinden çıkarılması sonucunu beraberinde getiriyor. İkinci aşamada ise yasal adımlar var. Bunun içerisinde belki de en önemli hukuksal sorun Kürtler açısından Sayın Öcalan şahsında umut hakkı meselesinin kendisi. Çünkü Türkiye’de hukukun gelişmesi, değişmesi ve mevzuatın tamamı Kürt sorununun çözümsüzlüğü temelinde şekillendirildi” ifadelerine yer verdi.
‘Yasal adımlar olmadan sürecin güvencesi olmaz’
Newroz Uysal Aslan, bugün ifade özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, örgütlenme özgürlüğünden ve demokrasiden bahsedilecekse, hukukun araçsallaştırılmasının ne kadar riskli ve tehlikeli olduğunu, aynı zamanda hukuka dönülmesinin de o kadar elzem ve gerekli olduğunu vurguladı. O nedenle yasal adımların hem sürecin ilerlemesi açısından bir koşul hem de sorunun çözümü konusunda bir yöntem olduğuna dikkat çeken Newroz Uysal Aslan, şunları söyledi: “Yasal adımların atılmaması konusundaki devletin siyasal iradesizliği ya da somut adım atmama meselesi, aynı zamanda Kürtler açısından da sorunun çözümüne ilişkin meşruiyet tartışmalarının bir zemini haline geliyor. Çünkü dünya örneklerinde de görüldüğü üzere, yasal adımlar olmadan sürecin güvencesi olmaz. Sürecin ilerlemesi açısından da güven yaratacak bir zemin oluşmaz.
Bu nedenle umut hakkından başlayarak diğer tüm yasal düzenlemelere kadar atılacak adımlar sadece bir beklenti değil, sürecin ilerlemesi açısından bir zorunluluktur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkelerden biri Türkiye’dir. AİHM’in ihlal kararı verip Bakanlar Komitesi’nin denetim prosedürüne aldığı ülkelerden biri de Türkiye’dir. Özellikle umut hakkı meselesi yapısal bir sorun olarak görülüyor. Bu şu demek; sadece bildirimde bulunularak çözülebilecek bir mesele değil. O ülkenin yasa değişikliğine zorlanması, siyasal ve uluslararası baskının işletilmesi gerekiyor” sözlerini kaydetti.
‘Kürt sorunu aynı zamanda hukuksal bir sorun’
Bakanlar Komitesi’nin hiçbir zaman yapısal denetim mekanizmasını Abdullah Öcalan ve umut hakkı için kullanmadığının altını çizen Newroz Uysal Aslan, “Bunun temel nedeni de Sayın Öcalan’ın Kürt halkının lideri olması ve siyasal pozisyonu itibarıyla Türkiye ile oluşabilecek denklemde özgürlüğünün kapısını açabilecek bir figür olarak görülmesi. Bugün gelinen noktada mesele sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasal bir mesele olarak ele alınıyor. Ancak Kürt sorunu özü itibarıyla hukuksal bir sorundur ve çözümü de kesinlikle hukuki yöntemlerle mümkündür. Sürecin güvencesi de hukuki güvence olabilir. Siyasal iradenin sadece söylemde kalmaması, idari uygulamalardan yasal düzenlemelere kadar somut adımlara dönüşmesi gerekiyor. Aksi halde süreç ilerleyemez” dedi.
‘Mücadele daha görünür olmalı’
Newroz Uysal Aslan son olarak, “Şu an itibarıyla bir bekleme ve izleme hali olsa da toplumun örgütlü mücadelesi belirleyici olmaya devam ediyor. Çünkü müzakerenin tıkandığı yerde mücadelenin daha görünür olması gerekir. Ancak yasal adımlar olmadığı sürece sürecin ilerleyemeyeceğini artık sadece bizler değil, toplumun geniş kesimleri ve dünya örnekleri de açık biçimde gösteriyor. Bu nedenle yasal süreç sadece bir talep ya da beklenti değil, sürecin kendi içerisindeki temel gerekliliği ve zorunluluğudur” diye konuştu.







