Meclis önünde açıklama: Yasal adımlar atılsın, Abdullah Öcalan'la görüşmeler sürsün
- 12:41 11 Temmuz 2026
- Güncel
ANKARA - Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, silah yakma töreninin birinci yıl dönümünde Meclis önünde yaptığı açıklamada, yasal adımların atılmasını, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmelerin aksamamasını istedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlattığı süreç kapsamında Barış ve Demokratik Toplum Grubu üyesi 30 gerilla, bir yıl önce bugün silahlarını yaktı.
Silah yakma töreninin yıl dönümünde Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi öncülüğünde birçok kentten kadın, Ankara'da Meclis Dikmen Kapısı önünde bir araya gelerek kitlesel basın açıklaması yaptı. Açıklamada sık sık, "Savaşa hayır, barış hemen şimdi" ve "Jin Jiyan Azadî" sloganları atıldı.
‘Yasal adım olmadığı için 30 kişi hâlâ gelemedi’
İlk olarak silah yakma törenini izleyen inisiyatiften akademisyen Hülya Osmanağaoğlu söz aldı. Hülya Osmanağaoğlu, "11 Temmuz'da Kürt Özgürlük Hareketi'nin çağrısıyla PKK'li gerillaların silah yakma eyleminin yıl dönümünde buradayız. Ben de geçen yıl Süleymaniye'deki Kürt Özgürlük Hareketi'nin silahları artık mücadeleden kaldırdığını göstermek için yaptıkları silah yakma eylemine katılmıştım. Orada bir dizi insanla, hem devlet yetkilileriyle hem de Türkiye'nin toplumsal muhalefetinden insanlarla beraber, Bese Hozat'ın Türkçesini okuduğu açıklamayla artık yeni dönemde barışın ve demokratik toplumun inşası için silahlı mücadeleye son verdiklerini söylemişti. Bu söylemin üzerine de sembolik olarak o silahlar yakılmıştı. Ancak o gün 30'a yakın insan, 30'a yakın Kürt Özgürlük Hareketi mensubu silahlarını yakmasına rağmen hâlâ bu sınırların içine giremiyor. Çünkü hâlâ herhangi bir yasal ve siyasi çerçeve oluşturulmuş değil" dedi.
‘Tanıklık ettiğimiz bir kararlılıktı’
Hülya Osmanağaoğlu şöyle devam etti: "İnsanların sadece silah bırakmaları değil, Kürt sorununda demokratik ve siyasal çözümün önünü açmak için hâlâ Meclis tarafından yasal ve siyasi çerçevesi oluşturulmuş değil. Onun için silah yakma eyleminin 1'inci yıl dönümünde biz Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak yeniden Meclis'i göreve çağırıyoruz. Komisyon raporunu tamamladı. Gerekli görüşmeler yapıldı. Şimdi artık barışın demokrasi ekseninde inşası için, kadınların da bu barış sürecinin katılımcısı ve örgütleyicisi olması amacıyla yeniden Meclis kapısı önünde, bir yıl sonra gereğinin yapılmasını söylemek için buradayız. Geçen yıl orada tanıklık ettiğimiz, o silahlar yakılırken tanıklık ettiğimiz şey tümüyle bir kararlılıktı. Barışı inşa etmenin ve yıllarca verilen mücadelenin barışla sonuçlanmasının kararlılığıydı. Bese Hozat, okuduğu metinle ve diğer arkadaşlar yaptıkları eylemle bunu bize göstermişlerdi. Bugün bu ülkenin dört bir yanından gelen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyeleri ve çağırıcıları olarak burada, geçen yıl 11 Temmuz'da Bese Hozat tarafından okunan barış çağrısına ses vermek için bulunuyoruz ve tabii ki Meclis'i göreve çağırmak için buradayız."
Ardından ortak basın metnini inisiyatiften Nilgün Sarmanel okudu.
Açıklama metninin tamamı şöyle:
"Biz Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak bundan bir yıl önce, 8 Temmuz'da, 'Meclis Göreve, Kadınlar Barış Mücadelesine' diyerek bu Meclis'in önündeydik. Buradan Meclis'te barış için acilen bir komisyon kurulmasını talep etmiş, kadınlar olarak barış için beş temel talebimizi sıralamıştık. Bu bir yılda çok şey oldu. Örneğin, o gün burada talep ettiğimiz komisyon kuruldu ve son gününde de olsa biz kadınlar buraya gelip o komisyona taleplerimizi ilettik. Ama ne yazık ki sözlerimizin hiçbiri nihai raporda yer bulmadığı gibi, raporda kadınların savaşı nasıl yaşadığından dahi bahsedilmedi.
Meclis raporu
Raporun ilanından hemen sonra söylediğimiz gibi, TBMM Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda 'kadının adı yoktu.'
O gün burada ve daha sonra komisyonda ifade ettiğimiz beş talep; siyasetin suç olmaktan çıkarılması, yani Terörle Mücadele Kanunu ve benzerlerinin kaldırılması; hasta mahpuslar başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması; tüm kayyımların geri çekilmesi ve ilgili Cumhurbaşkanı Kararnamesi'nin iptal edilmesi; tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılığın temel alınması, bu bağlamda anadilde eğitim ve kurumsal hizmet alma önündeki engellerin kaldırılması; devletin gücünü arkasına alan cinsel şiddet faili üniformalı erkeklerin (özel harekâtçıların, korucuların vb.) yargılanması ve bu suçlarla birlikte zorunlu göçün sonuçlarıyla yüzleşilmesi; son olarak da kadınların, gazetecilerin ve sivil toplumun bu sürecin bir tarafı olan Abdullah Öcalan'la görüşmesinin önünün açılması, böylece kadınların barışın konuşulduğu tüm masalarda sözünü söyleyebilmesi ve geri dönüşe ilişkin yapılacak yasanın kadınların eşitlik ve özgürlük sorununu da göz önünde bulundurarak hazırlanmasıydı.
'Terör' kavramından vazgeçilmeli
Bugün siyaset her zamankinden daha fazla suç. Bir yanda CHP'ye yönelik mutlak butlan operasyonuyla birlikte ülkede silah yerine demokratik siyasetin konuşulması gerektiği söylenirken, yargı eliyle alanın iyice daraltıldığı; öte yandan emperyalist savaş örgütü NATO'yu mutlu etmek ve itirazı sıfırlamak için 'önleyici tutuklama' diye bir yöntemin hayata geçirildiği, içinde bulunduğumuz bu kentin kendi halkından arındırıldığı günlerden geçiyoruz.
Biz barışa giden bu yolda Terörle Mücadele Kanunu kaldırılsın derken, devlet geçmişten örgüt diriltiyor, insanları adını bile bilmedikleri örgütlere üye olmakla suçluyor, 'terör' kavramından bir türlü vazgeçemiyor.
Cinsiyetçi hakaretler
Yargı paketlerinden çıkarılsa da Onur Yürüyüşleri'nde gözaltılar, derneklere baskılar, sosyal medya hesaplarının erişime kapatılması ve daha fazlasıyla LGBTİ+ olmak, bir düşman siyasetiyle fiilen suç hâline getiriliyor.
Siyasi tutsakları serbest bırakmak, komisyon raporunda da vurgulanan AİHM ve AYM kararlarını uygulamak şöyle dursun; devlet, devrimcisinden TEMA gönüllüsüne, gazetecisinden komedyenine kadar insanları işkenceyle gözaltına alırken, kadın milletvekillerini, yol arkadaşlarımız Sevda Karaca ve Burcugül Çubuk'u özel olarak aşağılayıcı muameleye ve cinsiyetçi hakarete maruz bırakmaktan da geri durmuyor.
Kadınlara çok yönlü saldırılar
Bu bir yılda tek bir belediye seçilmiş belediye başkanına iade edilmediği, tek bir kayyım geri çekilmediği gibi, muhalefetin elindeki yerel yönetimlerin türlü yollarla gasp edilmeye devam edildiğini görüyoruz.
Biz, eşitliğin barışın da demokrasinin de temeli olduğunu söylerken, kadınların medeni haklarına göz dikilmesiyle eşitlik fikrine bile tahammülün olmadığına şahit oluyoruz. Anadilde eğitim ve kurumsal hizmet önündeki engeller kaldırılmalı derken, süreç için kurulmuş Meclis komisyonunda dahi Barış Anneleri'nin kendi ana dillerinde konuşmasına izin verilmediğine tanık oluyoruz.
Bu da yetmiyor; bu Meclis'in kapısında bir kadın gazeteci, sırf çantasında Kürtçe yazı var diye çıplak arama girişimine maruz kalıyor. Açıkça söylüyoruz: Çıplak arama, cinsel şiddettir! Cinsel şiddeti mazur görmek, soruşturmamak, yüzleşmemek, yargılamamak; bunu bir tür savaş silahına ve aşağılama aracına çevirmek, bu şiddetin yaygınlaşmasına sebep olur.
Gülistan Doku
Biz yine bir yıldır tam da bu nedenle bu süreç kapsamında cinsel suç faili üniformalı erkeklerin yargılanması gerektiğini de söylüyoruz. Bunu Meclis komisyonunda söylediğimizde, bundan 10 yıl önce özel harekâtçıların evlerin duvarlarına ve aynalarına yazdıkları tecavüz tehditlerinin yaptırımsız kalmasının sonuçlarını ağır yaşadığımızı ve yaşamaya devam edeceğimizi, savaşın kadınların ve kız çocuklarının gündelik hayatlarında bedenlerine yönelik saldırılar olarak sürme riski taşıdığı konusunda uyarıda bulunduğumuzda, 'Bizde böyle şeyler olmaz' diye çok sert bir tepkiyle karşılaştık. Ama Gülistan Doku cinayetiyle açığa çıkanlar, uyarımızda ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi.
Adalet Bakanlığı'na sorular
Kadınlara ve kız çocuklarına karşı; içinde askerin, polisin, valinin, korucunun, hastane doktorunun ve daha birçok kişinin yer aldığı bu ağlar, bir savaş yönteminin sonucudur. Bugün Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi kuracağını söyleyen Adalet Bakanı'na soruyoruz: Sadece Dêrsim'de, Munzur Üniversitesi'nde faaliyet gösteren suç şebekesini kim koruyor?
Bugün silah bırakıp Diyarbakır'a, Batman'a, Van'a, Dêrsim'e ve Silopi'ye dönmesini beklediğimiz kadın savaşçılar; elinde silah, arkasında kamu gücü bulunan erkeklerin istediğini yaptığı, kanunun onlara işlemediği, cinsel suçlarının cezasız kaldığı bir ortama mı dönecek?
İmralı Heyeti'ne neden izin verilmiyor?
Ve son olarak, Abdullah Öcalan'la görüşmelerin şeffaf biçimde önünün açılması, kadınların barışın konuşulduğu masalarda yer alabilmesi, geri dönüş yasasının kadınları da gözeterek hazırlanması talebimiz de bu son bir yılda karşılık bulmadı.
Hatta sürecin çerçevesi olacak yasanın Meclis'e gelmesinin konuşulduğu bugünlerde, 40 günü aşkın süredir İmralı Heyeti'nin gitmesine izin verilmediğini öğreniyoruz. Neden? Toplumun neyi öğrenmesine izin verilmiyor? Temmuz ayı sonuna kadar çıkarılacağı söylenen yasanın içeriği nedir? Bu yasa demokratik siyasetin önünü açan bir yasa mı olacak, yoksa süreci oldu bittiye getiren bir rehin alma yasası mı olacak?
Bese Hozat'ın açıklaması hatırlatıldı
Evet, henüz Meclis ve hükümet geçen sürede barış için gereken adımları atmadı. Ama hâlâ vakit var, hâlâ yapılabilecekler var. Bugün aynı zamanda barış için atılan en önemli adımlardan birinin yıl dönümü: Silah yakma töreni. O törende Barış ve Demokratik Toplum Grubu Sözcüsü Bese Hozat, ‘Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz. Kuşkusuz bu tarihi girişimin başarıya ulaşması için çok ciddi hukuksal reformlara ihtiyaç var’ demişti.
Demokratik siyaset
Silahtan uzaklaşarak demokratik siyaset alanında mücadeleye ilişkin bu sözlerin kadınların öncülüğünde söylenmesinin elbette ayrı bir anlamı var. Çünkü bunca eşitsizliğin, inkârın ve ayrımcılığın olduğu bir coğrafyada kadınlar için mücadelenin dışında kalmak bir seçenek değil. Meclis'e sunduğumuz komisyon raporunda Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak söylediğimiz gibi, gerçekten de silahların geri dönülmez şekilde hayatımızdan çıkması için hepimizin, öncelikle siyaset kurumunun değişip dönüşmesi, imha ve inkâr üzerine kurulmaması gerekiyor.
Yasanın konuşulduğu bugünlerde, geri döneceklerin Kürt olarak da kadın olarak da eşitsiz, haksız, hukuksuz; erkek devlet şiddetinin ve sömürünün dayatıldığı bir hayata dönmesini beklemenin yeni çatışmalara zemin hazırlayacağını hatırlatıyoruz.
Talepler
Taleplerimizi bir kez daha buradan yineliyor; kimsenin hakkını savunduğu için tutuklanmadığı, siyasetinden dolayı cezaevinde olanların serbest bırakıldığı, kayyım diye bir uygulamanın olmadığı, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+'ların ve herkesin eşit olduğu, ana dilin hak olarak kabul edildiği, devletin üniformasını giyip eline silah alanların kadınlara karşı cinsel suç işleyemediği, bu suçların üzerinin örtülmediği, kimsenin köyünün özel güvenlik bölgesi ilan edilmediği, yeni suçlular yaratan değil demokratik siyasetin önünü açan bir yasa için ısrar ediyoruz!"







