Feraşîn’de göç, emek ve direnişin taşıyıcıları: Koçerler
- 09:01 15 Temmuz 2026
- Yaşam
Neslihan Kardaş
ŞIRNEX - Feraşîn Yaylası'nda onlarca yıldır koçerlik geleneğini sürdüren kadınlar, yaşadıkları zorlukları anlatırken, “Tüm yük kadınların omuzlarında oluyor. Kadınlar her şeye yetişmeye çalışıyor” diyor.
Feraşîn Yaylası, Şirnex’in (Şırnak) Elkê (Beytüşşebap) ilçesi sınırlarında yer alan, Koçer yaşamının hâlâ sürdüğü önemli yaylalardan biridir. Feraşîn, Kürt halkı için sadece bir yayla değil, aynı zamanda bir direnişin, mücadelenin de mekânı. Koçerler ise yıllardır bu direnişle iç içe bir yaşam sürüyor ve Feraşîn’den hiç kopmuyor. Güneş, Feraşîn Yaylası’nın doruklarına daha yeni dokunurken, bu kutsal topraklarda ilk uyanan Koçer kadınlar oluyor.
Rüzgarın dağlara bıraktığı eski türküler, koyun sürülerinin sesine karışıyor. Koçer kadınlar, her adımlarında yüzyılların göç hafızasını taşıyor. Onlar, yalnızca süt sağmıyor, peynir mayalamıyor ya da çadır kurmuyor; toprağın unutturmaya direndiği bir yaşamı, kuşaktan kuşağa ilmek ilmek örüyor. Feraşîn’in sonsuza uzanan yeşilliğinde görünmeyen en büyük iz, ardında bıraktıkları ayak izleri değil, emeğiyle dağı, rüzgârı ve zamanı birbirine bağlayan koçer kadınların hikâyesi oluyor.
Feraşîn’in sonsuza uzanan yeşilliğinde yolculuk yaparken, yaylaya çadırlar kuran ve heybetli dağların eteklerinde koyunlarını sağmaya başlayan bir Koçer aileye denk geliyoruz. Daha uzaktan kadınların ve çocukların sesleri, rüzgarın sesine karışıyor. Bir yandan koyun sağmaya başlayan kadınlar, öbür taraftan koyunları sağıma doğru sürüyor. Sürünün sonlarına baktığımızda bazı çocuklar, sürünün içinde bulunan küçük kuzularla oyunlar oynuyor. Kameraları görünce kameraya poz vermek için koşturan çocuklar, bir süre sonra kuzularını da kucaklarına alıp geri geliyorlar.
Onlarla da fotoğraf çektirmek istiyorlar. Çocukların güneşten yanmış esmer yüzleri, Kürt halkının binlerce yıllık direnişini anlatır gibi... Hepsi büyüyecek, belki yaşamları değişecek ve yaylalarından, sonsuz yeşillik ve dağlardan başka yaşamların da olduğunu görecekler. Öte yandan yıllardır yaylalarda yaşam süren kadınların mücadelesi, dünyanın dört bir yanındaki kadınların mücadelesinin bir parçası oluyor.
Feraşîn’de koçerlik yapan Hezex’in (İdil) Deştadarê (Sırtköy) beldesinden olan kadınların yaşamları, yolculukları ve mücadelelerini kendi ağızlarından dinliyoruz.
Koçerlik yaşamının zor olduğunu anlatan Besna Küze, koçerliğin geçmişten bugüne gelen bir miras olarak kendilerine kaldığını belirtiyor. Besna Küze, “Bizler de koçerlik yapmayı sürdürüyoruz. Zorlukları oldukça fazla ama biz yine de seviyoruz. Baktığımızda, her yanı oldukça zahmetli koçerliğin. Bizler burada koyunlarımızı sağıyoruz. Peynir, yoğurt yapıyoruz. Hayvanlardan elde ettiğimiz ürünleri satıyoruz, bu şekilde geçimimizi sağlıyoruz. Ama ürünlerimizi çok ucuza alıyorlar. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz” diyor.
Aylar süren yolculuk
Mart ayında yaylalara çıktıklarını dile getiren Bezna Küze, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yaz ayları bitene kadar yaylada kalıyoruz. Ardından kışın havalar soğuyunca köyümüze geri dönüyoruz. Yaylalara baharda çıktığımızda yürüyerek gelmiyoruz ama sonbaharda dönüş yolculuğunda çocuklarımızı araçlarla önden gönderiyoruz, bizler ise yürüyerek gidiyoruz. Bu yolculuk bir buçuk, iki ay sürüyor genelde. Bizler kışın ise köyümüzde hayvanlarımıza bakıyoruz. Koçerlik zor bir şey. Özellikle kış boyunca hayvanların tüm yükü bizim omuzlarımızda. Koyunlarla ayrı, kuzularla ayrı ilgileniyoruz. Kadınların işi daha zor. Çocuklarımız okula gidip okuyamıyor. Yolda bazen çok farklı zorluklarla da karşılaşabiliyoruz.”
‘Sabahın erken saatlerinde uyanıyoruz’
Güne sabahın ilk ışıklarıyla başladıklarını söyleyen Amber Küze, sonrasında yaptıklarını şöyle özetliyor: “Bir yandan hayvanlarla ilgileniyoruz, bir yandan da ev işleriyle ilgileniyoruz. Çocuklarımızla da ilgileniyoruz aynı zamanda. Koyunlarımız gelene kadar birçok işle ilgileniyoruz. Koyunlarımız geldikten sonra hazırlığımızı yapıp koyunları sağmaya başlıyoruz. Sağım işi bittikten sonra ise sütten yoğurt ve peynir yapıyoruz. Yaptığımız ürünleri almak için gelen mandıracılara satıyoruz.”
‘Çocuklar ne okula gidebiliyor ne de hastanelere götürebiliyoruz’
Koçerliğin en zor yanının, sorumluluklarından biri olan çocuklar olduğuna dikkat çeken Amber Küze, bu zorluğu şu şekilde anlatıyor: “Çocuklarımız okuyamıyor, Koçer olduğumuz için.
Hepsi eğitimsiz kalıyor. Hastalandıklarında elimizde kalıyorlar, hastaneye götüremiyoruz. O yüzden çok zor. Ama bir yandan da yapmak zorunda kalıyoruz. Yaklaşık 20 yıldır ben Koçerim. Sabah saat 04.00’te ayakta oluyoruz. Sabah erkenden peynirlerimizi hazırlıyoruz ki mandıracılar geldiklerinde hazır olsun. Ev işlerini bitirdikten sonra koyunlarımızı sağmaya başlıyoruz.”
‘Tüm yük kadınların omuzlarında’
Yayladaki yaşamın kadınlar açısından zorluğuna işaret eden Amber Küze, “Tüm yük kadınların omuzlarında oluyor. Kadınlar her şeye yetişmeye çalışıyor ama erkekler öyle değil, sadece çobanlık yapıyorlar. Akşam saat 18.00’e kadar işimiz devam ediyor. Buraların en güzel yanı temiz havası, yeşilliği ve doğallığı. Ama birçok zorluğu da var” diye ekliyor.







