Ayçanur Top: Çözüm bireysel pipette değil ortak mücadelede
- 09:02 16 Temmuz 2026
- Ekoloji
Devrim Fındık
İSTANBUL - İklim krizinin sömürgeci ve ataerkil kapitalist sistemin sonucu olduğunu belirten Polen Ekoloji Kolektifi'nden Ayçanur Top, rant politikalarının kentleri yaşanmaz hale getirdiğini vurgulayarak, "Dünyayı ve yaşamı savunmak için neredeyseniz oradan harekete geçin" çağrısı yaptı.
Avrupa başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde yaşanan aşırı sıcaklar, ekolojik krizin ulaştığı boyutu yeniden gözler önüne seriyor. Egemen sistemlerin "doğa olayı" diyerek normalleştirmeye çalıştığı bu kriz dalgasına karşı yaşam savunucuları ise alanlarda seslerini yükseltmeye devam ediyor.
Polen Ekoloji Kolektifi'nden Ayçanur Top ile yaşanan ekolojik yıkımı, bu yıkımın toplumsal cinsiyet boyutunu, sömürgeci politikaları ve örülmesi gereken birleşik mücadele hattını konuştuk.
'Mesele siyasal irade eksikliğidir'
Aşırı sıcakların ve meteorolojik krizlerin tekil olaylar olarak ele alınamayacağını belirten Ayçanur Top, bu yıkımın arkasındaki temel failin, fosil yakıtlara, madenciliğe, savunma sanayiine dayanan ve kendini "yeşile boyamaya" çalışan kapitalist üretim biçimi olduğunu vurguladı. Ayçanur Top, "Doğayı sınırsız bir hammadde kaynağı ve atık deposu olarak gören bu birikim modeli, biyoçeşitlilik kaybını, suyun kirlenmesini, ormansızlaşmayı ve ekosistemlerin tahribatını beraberinde getiriyor. Üstelik sorun bilgi eksikliği de değil. 1972 yılındaki 'Ekonomik Büyümenin Sınırları' raporundan beri bu kriz öngörülüyordu. Sorun, devletlerin ve sermayenin siyasal irade eksikliğidir. Bir yandan iklim zirvelerinde hedefler açıklıyorlar, diğer yandan kömür, petrol ve maden yatırımlarını sürdürüyorlar" sözleriyle sermaye devletlerinin ikiyüzlülüğüne dikkat çekti.
'Balıkesir’den büyük alan sermayeye satıldı'
Geçtiğimiz yılın Kasım ayında Türkiye’de yapılması planlanan COP31 Zirvesi’ne değinen Ayçanur Top’un, Polen Ekoloji’nin MAPEG ve Taşınmaz Komisyonu verileriyle hazırladığı Ekstraktivizm (Kasıp Kavurma/Özütleme) Raporu’ndan paylaştığı veriler ise şöyle: "Uluslararası müzakerelerde sahte hedefler koyulurken, yerel halkın karşı-iradesine rağmen tarım ve orman arazileri maden şirketlerine devrediliyor. Halk mülksüzleştiriliyor, yaşam alanları yok ediliyor. Sadece 2023-2025 yılları arasında Türkiye’de satışa açılan alan Balıkesir ilinden daha büyük. Diyarbakır’da gördüğümüz gibi hem aşırı su tüketimiyle hem de yer altı ve yer üstü sularını kimyasallarla zehirleyen hidrolik kırma yöntemleriyle 'gözden çıkarılmış bölgeler' yaratılıyor. Bu yüzden sınıf mücadelesi gözetmeyen bir çevrecilik bahçeciliktir diyoruz."
'Kriz kadınların bakım yükünü katlıyor'
Ekolojik krizin faturasının sömürülen sınıflara ve kadınlara kesildiğini belirten Ayçanur Top, toplumsal eşitsizliklerin kriz anlarında katlanarak büyüdüğünü ifade etti. Ekolojik yıkım ve çevre krizleri ile emek sömürüsünün birbirinden ayrılmaz iki sorun olduğunu savunan ve bu iki mücadele alanını tek bir çatı altında birleştiren sosyo-politik bir kavram olan "Emekoloji" kavramının önemine işaret eden Ayçanur Top, sözlerini şöyle sürdürdü: "Mevsimlik tarım işçileri yazın 40 derecenin üstündeki sıcaklıklarda, gölgelik, temiz su, iş güvenliği ve sağlık hizmeti olmadan çalıştırılıyor. Kadınlar ise bu krizden çok daha katmanlı etkileniyor. Kadın hem tarımsal üretimde ücretsiz-ücretli emek veriyor hem de hane içindeki yeniden üretim ve bakım yükünü üstlenmek zorunda bırakılıyor. Kuraklık ve su kesintilerinin yaşandığı yerlerde temiz su temini, yemek, temizlik, çocuk ve yaşlı bakımı gibi işler kadının daha fazla emeğini ve zamanını gasp ediyor. Bu yüzden ekolojik krizi sınıfsal ve toplumsal cinsiyet boyutu olan bir iklim adaleti meselesi olarak ele almalıyız."
'Rant politikaları kentleri ısı odasına çevirdi'
Kentlerin betonlaşması ile rant odaklı dönüşümün sıcaklık dalgalarını afete dönüştürdüğünü ifade eden Ayçanur Top, mega projelerle ormanların yok edildiğini, dere yataklarının değiştirildiğini belirtti. ÇED raporlarının birer talan yöntemi olarak kullanıldığını dile getiren Ayçanur Top, "Bir yandan iklim krizinden söz edip diğer yandan ormanları, meraları, tarım alanlarını ve kıyıları yatırım alanı olarak görmek büyük bir çelişki. Kamusal yararı esas alan, ekolojik müşterekleri koruyan katılımcı bir planlama anlayışı şart. Rantın ve sömürgeciliğin hüküm sürdüğü politikalar terk edilmeli" dedi.
'Çözüm cam pipette değil, şirketlere karşı toplumsal baskıda'
Karar alıcıların ve devletlerin kendi rızalarıyla yaşamı savunan politikalara dönmeyeceğini, bunun ancak toplumsal birleşik mücadeleyle mümkün olacağını söyleyen Ayçanur Top, sistemin "bireysel çözümler" dayatmasını eleştirerek, "Son yıllarda bize sürekli cam pipet kullanmak, bez çanta taşımak ya da bireysel karbon ayak izimizi azaltmak gibi çözümler sunuluyor. Unutmayalım ki 'karbon ayak izi' kavramını bir petrol şirketi dolaşıma soktu. Krizin asıl sorumluluğunu şirketlerden alıp bireylere yükleyen bu yeşil aklama (greenwashing) yöntemlerine karşı dikkatli olmalıyız. Mücadele tüketim alışkanlıklarımızı değil, karar alma süreçlerini ve bu sömürü rejimini değiştirmekle ilgilidir" sözlerine yer verdi.
'Neredeyseniz oradan harekete geçin'
Ekolojik mücadelenin, sömürge karşıtı mücadelenin, toplumsal cinsiyet mücadelesinin ve hayvan özgürlüğü hareketinin birbirinden ayrı kompartımanlar olmadığını, hepsinin bütünleşik bir hatta buluşması gerektiğini vurgulayan Ayçanur Top, "Akbelen'de, Kazdağları'nda, İkizköy'de, Elbistan’da, Gümüşhane'de ya da yaşadığımız herhangi bir yerde yaşam alanlarını savunan insanların mücadelesi aslında hepimizin ortak mücadelesidir. İklim adaleti, yerelden güçlenen dayanışmalarla mümkündür. Dünyanın başka yerlerinde bu hat 'Ekososyalizm' olarak da adlandırılıyor. İsmi ne olursa olsun, en anlamlı çağrı şudur: Dünyayı ve yaşamı savunmak için neredeyseniz oradan harekete geçin" diye kaydetti.







