Figen Yüksekdağ: Daha fazlasına nasıl gücümüz yeter’in peşine düşmeliyiz

  • 23:36 11 Ekim 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ- Figen Yüksekdağ, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde beklemeci yaklaşımın sonuç vermeyeceğini belirterek, toplumsal mücadelenin büyütülmesi gerektiğini söyledi. Figen Yüksekdağ, “Daha fazlasına nasıl gücümüz yeter’in peşine düşmeliyiz” dedi.
 
Kandıra F Tipi cezaevinde tutsak edilen, HDP Eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ Yeni Yaşam Gazetesi’nin sorularını yanıtladı.
 
Figen Yüksekdağ ile yapılan röportajın ilk bölümü şöyle:
 
*Her seferinde özgürlüğünüze kavuşacağınızı beklerken uzun yıllardır tutsaksınız. İçeriden dışarıya baktığınızda nasıl bir resim görüyorsunuz?
 
Karanlık olmasa da bulanık bir resim görüyorum. Ülke içinde ve dışında yaşananlara bakılırsa egemen güçlerin tüm çabalarına ve abartmalarına rağmen istenen dizayn sağlanamıyor. Bölgesel anlamda Filistin ve Kürt sorunlarının çözümünü dışta bırakan operasyonel yaklaşımlar dikiş tutturamıyor, hegemonya sorununu öngörülebilir şekilde çözemiyor. Emperyalist, Siyonist güçler ve bölgedeki hâkim devletler, bulanık havayı seven bir “kurt kapışması” senaryosu peşinde durmadan oyun kurup bozuyor. Tabii bütün bu süreçlerin etki ve sonuçları halklar açısından savaş, soykırım tehdidi, yoksulluk, güvencesizlik demek. Halkların kurtuluş hareketleri, özgürlük ve demokratik statü beklentileri, savaşın imha ve tasfiye kuşatmasının altında varlığını koruma pozisyonu alıyor. Siyasi gelgitlerin, risklerin, kayıpların ve var olan kazanımları koruma mücadelelerinin iç içe görüldüğü, yaşandığı bir dönem bu. Haliyle halk güçleri dönemin bulanıklığı ve her yönden esen sert rüzgarları içerisinde yol almaya çalışıyor.
 
*Zorlu ve sancılı bir dönemden geçiliyor… Bu durumda nasıl bir alternatif siyaset üretmek gerekiyor? Atmosfer nasıl değişmeli, asıl sorun ve açmaz nedir?
 
İçte alternatif siyasetin bütün amil unsurların yerini tahkim etme, mücadele gücünü revize etme yönelimi içerisinde olduğu görülüyor. Asıl sorun ise dün olduğundan daha ağır biçimde varlığını koruyor. Kimse tek başına iyiden iyiye boğuculaşan hâkim siyaset atmosferini değiştiremiyor. Ama bir araya gelişleri başarmak da eskisine göre daha zor görünüyor. Bu can yakıcı gerçeklikte bir sorun ve çözümü de politik öncülüğün yetmezliğinde aranmalı. Öncülüğü oluşturan muhalif özneler bir yerden kapanan kapıları başka yerden açamıyorsa, toplumsal hareketler böylesi açmazlar yaşayabilir.  Elde ne var diyecek olursanız, eldeki en başat yeniden çıkış noktası, sessiz çoğunluğun her gün daha fazla büyüyen hoşnutsuzluğu, huzursuzluğu ve çok ağır baskılara, tasfiye saldırılarına rağmen politik öznelerin kırılamayan direniş omurgasıdır. Yeniden başlama ve çıkışlar yapma gücü bu kaynakta mevcuttur.
 
*Bütün yetmezliklerine rağmen Meclis’ten çerçeve yasa çıktı… Somut adım beklentileri var ama demokratikleşme adımları atılmıyor. Sizin özgürlüğünüz için kararların uygulanması dahi yetiyor ama halen tutsaksınız. Bunun nedeni halen nedir? Ne görüyorsunuz?
 
Çerçeve yasa iktidar çevresinden çıkarılıp toplumsal politik çözüme bir faydası olacak mı noktasındayız. İçerdiği sorun ve yetmezliklerine, içermediği demokratik altyapıya rağmen yasa çıktı. Kürt siyasi iradesinin ve önderliğinin yürüttüğü müzakere sürecinin resmi bir çıktısı olması hasebiyle ve bir start çizgisi anlamı biçerek verilen destek, elbette halkın ve demokratik kamuoyunun beklentilerine yanıt bulduğu anlamına gelmiyor. Kürt sorununun çözümünü dert edinen, demokratik siyasete dair beklentisi olan birçok kesim, kaygılarını ve menfi kanaatlerini not ederek yüzünü esasta sürecin ilerlemesine döndü. Ekim itibarıyla çerçeve yasa ve bu bağlamda sürece verilen desteğin iktidar propagandası için kullanılması dışında somut bir gelişme göremedik. Umarım Meclis açılışı ve komisyonların kurularak faaliyete geçmesi gibi gelişmelerle birlikte halkın talep ve beklentilerine yanıt olacak adımları da görebiliriz
 
*Gelinen aşamada iki yıl çok uzun bir süre değil mi? Atılmayan adımlar neyin göstergesi? Ne yapılmak isteniyor?
 
Gerçekten, İki yıllık uzun bir zamana rağmen bu konuda ciddi sorunlar, sürece yayma ve çözümsüzlüğü farklı kılıf ve söylemlerle idame ettirme yaklaşımları hâkim. Çerçevenin peşi sıra atılacak somut yasal adımlar atılmadığı durumda, mevcut metin bir güvenlik belgesi ve Kürt sorununu anti-terör çerçevesine sıkıştıran bir siyasi tutanak olmanın ötesine geçemez. Hâlâ sürecin asli muhatabı olarak görülen Sayın Öcalan’ın statüsü tanımlanmış değil. Halk hareketinin yasal ve meşru düzlemde tanınması, dünyadaki birçok örneğe yakın bir muhataplık ve çözüm mekanizmasının kurulması bakımından iktidarın ciddi bir ayak diremesi var. Kısıtlı ve geri şartlar dayatılıyor.
 
Peki, burada yol yöntem nedir, nasıl olmalı?
 
Elbette bunları bilerek ve bunlara karşı yol almak; bunun için mücadeleye seferber olmak. Türkiye’deki iktidar da dahil hiçbir egemen güç, mecbur kalmadıkça ulusal ya da sınıfsal bir mücadele dinamiği ile müzakere masasına oturmaz. Oturduktan sonra da en sınırlı tavizlerle savsatmalarla durumu kotarmaya, hegemonyasını tahkim amaçlı davranmaya yönelir. Dahası, her yasanın içerik ve niteliğini politik kuvvet ilişkileri ile toplumsal yapının içeriği belirler. Kürt sorununda savaş çizgisini toplumsal yapı, ekonomik, sosyal, siyasal açıdan artık kaldıramıyordu. Devlet ve iktidar kendi ekseninden bir çözüm tavrı geliştirdi. Ancak politik kuvvet ilişkileri-çelişkileri düzleminde bu tavrın ayakları havada kalıyor. Zira “devletçi güvenlikçi çözüm” aksının karşısında “halkçı özgürlükçü çözüm” ve bu çerçevede barış isteyenler var. Bu toplumsal tarafın verdiği mücadele ve belirleme iradesi bugün çerçeve yasada karşılık buldu. Politik kuvvet ilişkileri bundan ötesine şimdilik yetmedi. Tam da bu nedenle mevcut durumu kabullenip normalleştirmeden uzak durup “daha fazlasına nasıl gücümüz “yeter”in peşine düşmeliyiz. Zaten ihtiyaç duyulan da budur.
 
*Diğer yandan sizin, Selahattin Demirtaş ve Leyla Güven’in, Osman Kavala, Can Atalay, Ayşe Gökkan ve birçok tutsağın özgürlüğü için AİHM ve AYM kararların uygulanması yeterli ve zorunlu iken tutsaklıklar devam ediyor. Kayyım uygulamaları sürüyor. Hukuk uygulanmadan toplumsal kapsayıcılıktan söz edilebilir mi?
 
Tutsak siyasetçilerin özgürlüğü konusunda çerçeve yasaya bakmaya lüzum olmadığını, aksine rutin yazılı hukuk kurallarına bağlılık gerektiğini daha önce de belirtmiştik. Yasasızlığın yasasını konuşmak gibi tuhaf bir durum karşımıza çıkarılıyor. İktidar bileşenlerinin de altına imza attığı AİHM- AYM kararlarının uygulanması maddesini içeren yol haritası raporu kenarda tutuluyor. Bu sadece biz tutsak HDP-DEM siyasetçilerinin değil, sürecin demokratik kapsamını ve toplumsal kapsayıcılığını ilgilendiriyor. Evet, çerçeve yasanın uygulanması gerekiyor ama onunla birlikte mevcut anayasanın sürecin anlamına uygun maddelerinin de uygulanması gerekiyor. Tutsak edildiğimiz siyasi davalarda yazılı ceza hukuku bile uygulansa Türkiye hapishanelerinde bunca yıl bu kadar siyasetçi olmazdı. Dolayısıyla karşılaştığımız muamele de bir niyet sorunu var. Aynı sorunu hasta tutsakların bırakılmaması, tahliyesi gelen mahpusların infaz süresinin keyfi biçimde uzatılmasında da görüyoruz. Halkın bu noktalarda herhangi bir koşul ve takvim olmaksızın hemen adım atılması beklentisini bilmezden gelme tavrı kabul edilebilir değil. Aynı durum kayyımlar için de geçerli. Dolayısıyla çerçeve yasa ve ötesine göre konumlanmak, kazanım sağlamada kendi yetmezliklerimizi, birikim ve kapasiteyi etkin kullanmadaki sorunları aşarak bugüne ve geleceğe bakmak önemlidir. Çaba, mücadele ve arayış değerlidir. Fakat işin asıl kısmı bundan ötesidir.
 
*Demokrasi, hukuk, çözüm ve barış için sol, sosyalist, sosyal demokrat yapıların nasıl bir tavır geliştirmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Temel kriterler ne olmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?
 
Devrimci demokratik hareketin ve emek, barış, özgürlük dinamiklerinin günün ihtiyaçlarına uygun, birleşik ve birleştiriciliği öne alan bir pratik sergilemesi önemli. Egemen güçler stratejilerinin ana aksını, toplumsal mücadele kesimlerini ayrıştırma, kopuşmalar yaratma hedeflerine göre oluşturuyor. “Görünen köy”ün manzarası bu kadar netken, alternatif halklar ve kadın politikasının rolü bunu tersine çevirdiği oranda berraklaşır ve tarihsel anlam kazanır. Gidilecek yol da açık; temel politik özgürlük sorunlarının çözümüne odaklanmak ve bu uğurda kuvvet seferberliğine yönelmek… izlenecek yol konusunda her politik öznenin kendi özgünlüklerini koruduğu ve öne çıkardığı kadar birleşik mücadele, anti-faşist, antikapitalist ortaklaşmaların belirleyici yöntem olduğu bir yaklaşıma ihtiyaç var.
 
Boşluk tam da burada mı?
 
Aslında uzun zamandır nitelikli eylem birlikleri kurma noktasında dahi sorunlar, yetmezlikler yaşanıyor. Ya da bir süreklilik gösteren yerel doğa direnişleri birbirinden çok ayrı mecralarda akabiliyor. Yine çoktandır önüne çok somut bir sorun ve talep koyarak onun etrafında toplumu mobilize eden, “şunu kazandık”, “bunu değiştirdik” diyebileceği sonuç alıcı kampanyalarda birleşen bir politik ittifak iradesi yok. Oysaki politik ittifak ilişkilerinin aşırı merkezileştiği, sorun ve perspektiflerin “kurumlar arası” ilişki masasında statikleştiği durumlarda denklemi tersine çevirmek en geçerli yöntem olabilir. Parçadan bütüne gitmek ve bir bütün sol, sosyalist, demokratik, Anti-faşist odaklar ile toplumun tepki ve kendini ifade etme yönelimlerini büyük bir güce dönüştürmek için; yerellerden, üretim alanlarından, ekoloji mücadelelerinden, kadın hareketinden, yoksulluğa karşı itirazdan, köylünün, gencin, adalet arayan kesimlerin talep ve arayışlarından kanallar açmak gerekir. Bu hem uzun süredir devrimci, demokratik siyasetin üzerinde durduğu zeminin boşalması, heyelana uğraması sorununu çözmek, hem de daha diri, yenilenmiş bir politik birleşiklik sağlamak adına değerlidir.
 
*Kürt sorunun çözümü bu muhalif güçlerin ortaklaşmasında nasıl bir yer tutmalı?
 
Bütün demokrasi güçleri ve sol sosyalist kesim, güncel tarihsel rolü bakımından temel politik özgürlükler sorununun başında yer alan Kürt sorununun çözümü ve demokratik barışın tesisi görevinin öznesi olmak durumundadır. Bu eksende yaşanan sorunlar, yer yer belirsizlikler, konumlanma ve icra aşamasındaki yetersizlikler hareketin politik etkileşim süreçlerinin içerisinde giderilebilir.
 
*Tüm kimliklerin, dillerin ve inançların eşit yurttaşlık temelinde haklara sahip olduğu bir toplum için yeni bir toplumsal sözleşme ve Anayasa ihtiyacı ortada duruyor. Yeni anayasa nasıl oluşturulmalı? Bunun için de bir basınç ve ortaklaşma mı gerekiyor?
 
Anayasa, rejimin sistemin niteliğini belirleyen bir uzlaşma ya da dayatma metni olabilir. Bir ülkede demokrasi ya da demokratikleşme basıncı oluşturan kuvvetler yoksa; var olanlar dışlanmış, talepleri yok sayılmış, hatta zor yoluyla ezilmişse, asgari demokrasi içeriğine uygun bir anayasadan söz edilemez. Türkiye’de anayasalar, toplumun çoğunluğuna dayatılan rızaya değil, boyun eğdirmeye, itaate hizmet eden ve darbelerle birlikte anılan kavram olmuştur. 103 yıldır anayasaya giremeyen, girme mücadelesi veren halklar, inançlar var. Sunulan kabul dışında bir seçenek bırakılmadığı için sosyal, siyasal krizler ve mücadeleler hiç eksik olmadı. Egemenliği elde tutanlar kendi ulus ve sınıf hegemonyalarını belgeleyen, onun sistemini güvenceleyen anayasalar yazdılar. Ama halkların, toplumsal farklılıkların, kadınların, emeğin varoluşsal talepleri, hareketleri anayasasızlaştırılmış durumda. Yani Türkiye’de anayasa esasta egemenlerindir. Ezilenler, organik yurttaşlar resmi anayasanın lehteki hükümlerinden dahi yararlanamıyor. Halkların yerine sorumluluklar silsilesi ile devlete zincirleniyor.
 
*Egemenlerin elinde olan bugünkü Anayasa, iktidar ve egemen güçler açısından da sorunlu değil mi?
 
Bugün yurttaşların çoğunluğuna yar olmayan anayasa, muktedirler açısından da kırk yamalı ve yamaları dikiş tutmayan bir bohçaya döndü. Zira sürekli tek taraflı bir çıkar ve otorite tesisine yönelik revizyonlar, bir süre sonra anayasayı sistem düzenleyici olmaktan da çıkarır. Dolayısıyla toplumu oluşturan üretken ve gerçek sosyal, kültürel, politik dinamiklerin doğrudan katılmadığı, taleplerinin yer bulmadığı bir anayasa tartışması, krize asgari düzeyde dahi çözüm olmaz. Anayasaya toplumsal sözleşme niteliği veren katılım koşullarının oluşturulması, bunun demokratik yasa ve uygulamalarla düzenlenmesi elzemdir. Bugün yeni bir anayasanın lafzından çok yaşamsallaşma niteliği belirleyicidir. Akademik performansa ya da siyasi elitlerin belirlediği çerçeveye sıkıştırılamaz. İktidarın iktidarın beka örüntüsüne, pragmatizmine bağlanması kabul edilemez.
 
 
*Yeni bir toplumsal sözleşmede ve Anayasa yapımında Kürtlerin eşit yurttaşlık talepleri nasıl karşılık bulmalı? Yeni Anayasada Kürtler özne olmadan diğer kimliklerle birlikte yol yürünebilir mi? Kürtler ve Kürt siyaseti açısından yeni Anayasayı nasıl anlamak gerekir?
 
Eğer bugün mevcut hegemonya ağırlığı kökten değişmese bile, anayasanın bütün mevcut ve potansiyel tarafları değişiklik basıncını yaşıyorsa, sürekli baskılanan, ertelenen yeni toplumsal sözleşme ihtiyacının kendini güçlü biçimde dayatmasındandır. Bilhassa yarım yüzyılı bulan Kürt halk hareketinin, gelinen kritik aşamada, anayasanın ana taraflarından biri olarak sürece ne düzeyde katılacağı, taleplerinin nasıl karşılık bulacağı, yeni toplumsal sözleşmenin niteliği ile doğrudan orantılıdır. Eğer verili sistem, Kürtlerle eşit yurttaşlık temelinde bir barış anayasası yapmaya niyet ederse, ha keza Aleviler başta gelmek üzere farklı halk ve inançların varlığı, kolektif güvencesi sağlanırsa, demokratik cumhuriyet yolunda asgari bir toplumsal uzlaşma-sözleşme niteliğinden söz edilebilir.
 
Bütün halklar için tayin edici olan nedir?
 
Bizler ve halklarımız açısından tayin edici olan; hegemonik güçlerin ajandalarından, baskı ve sınırlandırmalarından bağımsız olarak, halkların demokratik cumhuriyet çatısı altında birleşmesinin, sözleşmesinin, koşullarının olgunlaştırılması, güçlendirilmesidir. Zihinsel ve eylemsel olarak yığınak buraya yapılmadığı durumda, olası bir yeni anayasanın içeriğini, niteliğini etkileyen, belirleyen değil, onun tarafından bir kez daha belirlenen, tahakküm altına alınan pozisyona düşülür. Oysa bugün yazılı kazanıma dönüştürülme aşamasına gelmiş çok ciddi bir sosyal hareketler birikimi var. Bilhassa Kürt özgürlük hareketinin ve köklü sol-sosyalist-politik dinamiklerinin; kadın, inanç, gençlik, işçi, emekçi deneyimlerinin birikimini toparlamak ve doğru realize etmek kritik önem taşıyor. Yeni demokratik anayasa, tabandan yükselen hareket ve mücadelelere yaslanarak ayakları üstünde doğrulabilir. Maalesef kapitalizm ve faşist totaliter rejimlerin hüküm sürdüğü her yerde yasal, anayasal hak kazanımları gücünün yettiği kadardır. Fiili meşru mücadele süreçlerinde edinilmiş deneyimi, birikimi daha aktif ve örgütlü hale getirerek anayasa gündemine talebine yön vermesi gerekenler bizleriz. Bu zorlu işin üstesinden gelmek için kendini yeniden organize etmesi ve güç getirmesi gerekenler de bizleriz.
 
*Son zamanlarda yürütülen Aleviler üzerindeki tartışmaları nereye oturtmak ve tarihi nasıl doğru okumak gerekir? Ne yapılmak istendi?
 
Tartışmaların bilgisine geniş düzlemde hâkim değilim ama Kürt siyasi hareketinin önderliğinin ve HDP-DEM çizgisinin başta Aleviler olmak üzere dışlanan, asimilasyona tabi tutulan inançlar, kültürler alanındaki tutarlı çizgisini iyi biliyorum. Geçerli ve temel olan, referans alınması gereken de budur. Eleştiri, analiz ya da tepkiler dile getirilirken hakikat, hakkaniyet ve adalet diye bir şey olduğunu kimse unutmamalı. Gündemin hareket noktası tarif edildiği belirtilen, nasıl ve kimler tarafından açıklandığı şaibeli bir tutanak. Bazı vurgulara projektör tutulmasına ve sonrasında köpürtülen, bağlamı zorlanan yorum ve tepkilere bakılırsa, süreçte Kürt tarafının ilkesel pozisyonunu zayıflatmak, henüz resmi bir tanım olmasa da baş müzakereci sorumluluğu taşıyan Sayın Öcalan’ı hedef tahtası haline getirip itibar suikastı yapmak gibi niyetler de var işin içinde. Demokratik çözüm cephesinde ve temel dinamikleri arasında parçalanma yaratmak, eski heyulaları diriltmek amacıyla tartışmaları kötüye kullanan, manipüle eden iktidar aparatlarına ve planlarına dikkat etmek, ayrıca doğru ayırt etmek önemli.
 
*Kürtlerin ve Alevilerin demokratik ortaklaşması derin ve köklü bir geçmişi de içermiyor mu? Kürt Hareketine bu kadar sert eleştiriler ve hedef gösterme neden kaynaklanıyor?
 
Kürt Türk ittifakı, Birinci Meclis, İdris-i Bitlisi vb. tarihsel göndermeler yeni değil. Bizim dışarıda olduğumuz 2013-15 sürecinde de Sayın Öcalan’ın süreci başlatan Newroz çağrısı dahil aynı söylem, tarihsel göndermeler vardı. Ama aynı dönemde, yani çözüm süreci iklimi ve HDK-HDP ortak çatısı altında Alevi toplumsallığı atılım denilebilecek bir gelişim ivmesi kazandı. Türkiye siyaset tarihinde Alevilerin bir partide, mecliste ve dışlandıkları merkez siyasette kendi kimlikleriyle ve özerk olarak yer aldıkları, toplumsal örgütlenme ve siyasete katılım kanallarının açıldığı başka bir örnek yoktu. Ve bu bir tesadüf ya da kendiliğinden gelişme değil, iradi yönelim barındıran, var olan statükoyu sarsan kazanılmış bir düzeydir. Bu düzey, Alevi örgütlerinin kimliğine-özgürlüğüne sahip çıkan Alevi halkının olduğu kadar bir politik-stratejik çizginin ve o çizginin öznelerinin taraflarının ürünüdür. Sert eleştirilere muhatap olan Kürt hareketinin aynı zamanda bir Kürt Aleviler hareketi olduğunu akılda tutmakta fayda var.
 
*Esas olan ayrışmak değil bütünleşmek peki nasıl?
 
Ayrışma noktalarında çok katmanlı ve bizleri birleştiren noktalara dikkat kesilmeliyiz. Alevilerin güncel ve tarihsel güvencesi bizleriz. Politik çizgi ve geleneğimizde Türk ya da Kürt fark etmeksizin memlekette var olan Alevi kurumlarının, derneklerinin, cem evlerinin kuruluşunda, korunma mücadelesinde verilen emek ve öncülük ayırt edici bir niteliktedir. Deyim uygunsa 80 darbesi sonrasında bütün sol, Kürt yurtsever, devrimci, sosyalist yapıları ilk birleştiren yapı Alevi dernekler olmuştur. 90’lar Kürt halk hareketine-direnişine paralel olarak Alevi uyanışının örgütlü, programlı bir hareket olarak tarih sahnesine çıktığı dönemdir. Sadece yakın tarihin kritik geçiş kavşaklarındaki Kürt ve Alevi ilişkisini vurgulayan örneklere baktığınızda ön planda sınırsız ve hesapsız gelişme-geliştirme görürsünüz. Dolayısıyla esas olan ortak ürüne, birikime sahip çıkmak, onu büyütmektir. Alevi halkı açısından haklı tarihsel kaygıları, travmaları tetikleyen bazı sembollerin olduğu doğrudur, ama aynı toplum esas ve bütünsel olanı görüp ona tutunacak ferasete sahiptir.
 
Barış sürecinde gelinen aşamada demokratik siyaset için tüm siyasal tutsaklar ve sürgünler açısından beklenen ve olması gereken nedir? Burada iktidardan eylem beklemek mi yoksa bir o ortak mücadele hattını mı oluşturmak gerekiyor? Artılar ve eksiklikler nelerdir?
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, içerdiği kavramlar ve içinden çıktığı toplumsal mücadele hakikatinden ötürü, yani temelden dinamiktir. Bunun üstüne güncel politik düzlemde yaşanan çelişkileri, çatışmaları, halkın üzerindeki ağır baskı ve saldırıları koyarsanız zaten beklemecilik gibi bir şansınız yoktur. Bu sürecin asli amacı, toplumda barış ve demokrasi bilincini yapısal olarak geliştirmek için her şeyden önce güncel politik sürece müdahale etmeye, yeninin toplumsal tabanını hazırlamaya dayanıyor.
 
Bugün aktif politik mücadele eden her toplumsal sorun ve özgürlük talebini kapsayan eylem kapasitesini geliştirmekten bağımsız bir süreç düşünülemez. Eksiklikler ve tıkanmaların kaynağı da esas olarak buradaki yetmezliklerdir. Karşısında organize bir hareket, gücün doğru kullanımı ve seferberliği gibi şeyler yoksa ya da zayıfsa iktidarın süreci pozitif düzeyde ilerletmek, hızlandırmak gibi bir derdi olmaz.
 
*Değişim-dönüşüm ve dönüştürücü güç dinamikleri nasıl sağlanmalı?
 
Müzakere aşamasına geçişi koşullayan çok güçlü bir mücadele tarihi, kitlelerin politikaya aktif, doğrudan katılımı üzerinde yükselen bir strateji varken, bu güzergahın ters yönünde gitmek baştan işin ruhuna-mantığına aykırıdır zaten. Politik etkinliğin en yüksek ve dinamiğin en verimli olması gereken dönem, tam da müzakere gereklerinin konuşulduğu bu dönemdir. Çok da orijinal formüller aramaya, icat etmeye gerek yok. Bugüne kadar nasıl geçmiş ve şimdi hareketin potasında eriyip kaynaşarak yeniyi oluşturduysa, gene böyle ilerlenecek. Mesele hareketin potasını ne kadar, nasıl kullandığımız. Kimse kendine göre steril, en az risk odaklı, farklılıklarla en mesafeli pozisyonda durarak dönüştürücü-devrimci gerçek hareketler yaratamaz ve var olandan yararlanamaz. Yapmayı öncelemek ve eğer sorun ve çelişkiler tartışılacak ise bu zeminde ele almak önemlidir. Diğer türlüsü tüketici tartışmalar en iyi ihtimalle üretken olmayan “doğrular-yanlışlar” ikilemidir.
 
*Ortak bir mücadele hattı mı örülmeli? İşçisinden emekçisine, kadınına, toplumsal sorunlara kadar dil, söylem ve ezber bozan adımlarla mı yol alınmalı?
 
Ortak mücadele hattının kurulması, yaşamsallaştırılması bu açıdan kritik bir ihtiyaç. “Yapmak” bizi buraya götürmeli. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, bilinen Kürt sorununun çözümü odağına paralel olarak bütün bir toplumsal politik hayatın demokratikleştirilmesi, barışın halkları kaynaştıran harç olması amacını taşıyor. Bu amacı somutlaştıran en geniş yoksul, işsiz, işçi-emekçi, kadın, emekli, genç köylü kitlelerini kapsayan politik faaliyetler görünür ve etkili hale getirilebilir. Bununla birlikte, Kürt halkının somut ve öncelikli taleplerini içeren hareketler eşzamanlı biçimde yürütülebilir. Sürece toplumsal katılımın genişlemesini istiyorsak, bu genel çağrılarla olmaz. Halkların farklı kesimleri arasındaki etkileşim kanallarının ve ortak gündemlerin arttırılması gerekir. Bugün Kürt sorununun çözümü hâlâ ağır bedellere bağlanmış ve halkın tünelin sonunu henüz göremediği bir kesite sıkıştırılmışken, Batıda da toplum en ağır ekonomik-siyasi ve mental bunalımını yaşıyor. Bunlar hareketin, ortaklaşmanın yani somut politikanın konusudur.
 
Mekanizmalar nasıl aşılır ve zorlanır?
 
Siyasi tutsaklar-hapishaneler ve sürgünler meselesinde takvim endeksli algılar ve beklentiler bugüne kadar sonuç vermedi, veremezdi de. İmralı’dan memleketin en ücra köşesindeki bir hapishaneye kadar her yerde siyasi tutsaklara rehine muamelesi yapıldığı bir sır değil. Bunun üzerinden bir siyasi mekanizma kuruldu, işletildi. Yani sürecin genel kapsamı içerisinde daha özel çalışmalar, yönelimler olmadığı durumda mekanizmayı aşmak zor. Dolayısıyla en fazla bu alanda yayvan, durumu idare eden yaklaşımlardan ve beklenti sarmalından kurtulmak gerekir. Müzakere ve çözüm süreçlerinde öne çıkan savaş ve uzlaşma-ateşkes deneyimlerinde iki ana hareket hattı öne çıkar: Birincisi kitlesel, komplike ve katmanlı barış hareketi; ikincisi toplumsal politik bir talep olarak tutsaklara özgürlük hareketi. Şimdi bu iki temel hattın tesisi bizde var mı? Hangi düzeyde var ona bakmak lazım.
 
*Gelişen süreçle birlikte Kürt siyasi hareketinin, geniş ve ortak bir katılımla yeni bir siyasal yapılanma ve parti oluşumunu hayata geçirmesinden söz ediliyor. Böyle bir oluşumun, perspektifi, programı, ekonomik ve sosyal hedefi ne olmalı? Kendini siyasal yelpazenin neresinde tanımlamalı? Türkiyelileşme nasıl sağlanır? Sosyalistler bunu nasıl okuyor, okumalı?
 
HDK ile başlayıp, HDP’den DEM’e uzanan dönem, Kürt Özgürlük Hareketi bakımından da Türkiye-Sol Sosyalist hareketi bakımından da bir milattır. Daha önce de farklı isim ve biçimlerde ittifak, birleşik mücadele deneyimleri olsa da değiştirme gücü, ortaya çıkardığı nitelik sınırlıdır. HDK-HDP’nin ortaya çıkışı ve yükselişi, ülkede ve bölgede değişim basıncının yüksek olduğu, toplumsal arayışın kendine kanal aradığı bir momentte denk düşer. Sayın Öcalan’ın arayış ve ihtiyacı Kürt Halk Hareketi adına görerek buradan bir politik hamle geliştirmesi; Türkiye emekçi, devrimci, sol ve sosyalist hareketleri ile demokrasi ve özgürlükler alanında boy veren 50’ye yakın kurumun, örgütlenmenin benzer bir görüş açısıyla birbirine doğru yürümesi tarihsel bir ortaklaşma, stratejik bir değişiklik doğurmuştur. Büyük başarılara, kazanımlara imza attığı kadar, büyük saldırıların hedefi olan bir stratejik konum inşa edilmiştir. Nesnel kuvvet toplamının, tek tek bileşenlerinin çok ötesinde bir hinterlant ortaya çıkmış ve “halkların demokratik birliği” düzen kutuplaşmalarına sürüklenmeden kendi kutbunu belirlemiş, demokratik siyasette kendi gücüne güven, farklılıkların hem birleşik hem de özerk nitelik ve fonksiyonlarının güce dönüştürülmüş güce dönüştürülmesi tarzını geliştirmiştir. Kadınların, ezilen halkların, inançların özgürlük ve eşitliğini, emek, doğa, gençlik, kent, kır yoksullarının, güvencesizlerin mücadelelerini, düşünce-eylem-örgütlenme hakkı ve adalet hareketlerini, cinsel yönelimi yaşam tarzı nedeniyle baskıya, zorbalığa uğrayanları kapsadığı kadar, Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu politik mücadelesinin kadim ve canlı damarlarını, örgütlenme geleneklerini de ortak çatıda buluşturmuştur.
 
 
* Geçmişten bugüne kazanımlar ve oluşan eksikliklerde her kesimin içinde yer alacağı bu çatıyı nasıl ilerletmek gerekir?
 
 Bugün mevcut kazanımın çatının korunarak sürdürülmesi öncelikli görünüyor. Sağlıklı tartışma ve değerlendirmelerle birleşikliğin tahkim edilmesi, buna uygun tarz ve esnekliğin sağlanması mümkündür. Bugün demokratik siyasette ana arterleri, çeşitli muhalefet dinamiklerinin kesişim hatlarını ve tarihsel birleşik devrimci demokratik birikimi koruyarak ilerlemek gibi bir yükümlülüğümüz var. Varoluşsal strateji ve program en başta nereden yoğun saldırıya uğruyorsa, varlık güvencesi, gelişimi, nereden darbe deniyorsa ilkin orayı sağlamlaştırmaya, savunmaya yönelmelidir. Sağlamlaştırılması gereken 10 yıldan fazladır ateş altında olan hat, halkların ittifakı ve birleşik mücadelesi, demokratik ulus paradigmasıdır. Etkin savunma ise bu hattı en dramatik saldırılar, çökertme hareketleri karşısında ayakta tutan ezilen ulus cins, özgürlükçü, anti-faşist, anti-kapitalist omurgasını güçlendirmekle olabilir. Egemen güçlerin biriktirilen önemli deneyimi, kaydedilen sıçramaları ve kazanımları görünür görünmez, yıkıcı dayatıcı hamlelerle “olmamış gibi” noktasına savurma stratejisini doğru okumak ve buna cevap olmak önemli. Kapsayarak genişlemek için esneme kapasitesi arttırılmalı.
 
 
* Bütün farklılıkları içine alacak ve birleşik bir bütünlüğü sağlayacak esnemenin yolu nedir? Darlıkların aşılması için Strateji nasıl oluşturulmalı?
 
 En benzerlerinin birleşikliğinden yeni ve farklı dinamiklere, programlara doğru sistematik, aynı zamanda iç bütünlüğü, tamamlayıcılığı olan bir genişleme yolu izlenebilir. Bu da bir dizi farklı program demektir. Hepsinin tek azami programda uzlaşması zor olduğu kadar, her birinin programını ortak çatıya olduğu gibi ikame etmek de zor. Dolayısıyla ortaklaşılan kapsam ve ortaklaşma yöntemi eksen alınmalı. Program tartışmalarının darlaştırıcılığına hapsolmamak lazım. Bugünkü DEM’den ve yeni siyasi yapılanma sürecinden önce de herkes birbiriyle aynı düşünmüyor, tek program etrafında buluşmuyordu; ama canlı, ürün veren somut çalışma ve gelişkin kitle hareketinin açtığı alan ferahlatıcı, birleşme sorumluluğunu koşullayan bir etkisi vardı. Bugün söz konusu alandaki darlaşma, sıkışma durumunun stratejik ortak program ihtiyacını baskılamasına izin vermemek gerekir. Zira darlaşmanın yaşandığı şartlarda stratejik ittifak programı daha acil ve zorunlu ihtiyaçtır.
 
 
* Bu ortaklaşmada ve siyasi tıkanmışlıkta sol- sosyalist yapılara nasıl bir rol ve sorumluluk düşüyor?
 
Sosyalistler, hem ezilen ulusa karşı var olan varoluşsal ve tarihsel görev ve nitelikleri gereği, hem de içinde bulunduğumuz büyük toplumsal politik açmazdan çıkmak adına Kürt siyasi hareketinin yönelim ve arayışlarına bigane kalamaz. Sosyalizm kavramına, ona gidiş yoluna, teorisine farklı anlamlar yükleseler ve değişik programlara sahip olsalar da asgari temel ilkelerden biri genel olarak ezilenler ve özelde ezilen ulus karşısında sorumluluğun reddedilemez ya da ertelenemez olmasıdır. Bu ilkenin tüm emekçi sol-sosyalist cenahı daha etkin yönlendireceğine inanıyorum. HDK, HDP ve DEM çatısı altında bir araya gelen sosyalist bileşenler ise Kürt halk hareketinin en zor, en fazla bedel gerektiren dönemlerinde sorumluluklarına sarıldılar. Bu dönemde de ilgisiz kalıp kendilerini ayrıştırmıyorlar, ayrıştırmazlar. Sadece bu dönemin de kendine özgü ama aşılabilir zorlukları var. Çok şiddetli saldırıları birlikte göğüsleyip, çok ağır yükleri birlikte sırtlananların karşılıklı tanıma ve anlama çıtası da daha yüksek olmalıdır. Dolayısıyla farklılıklara rağmen bugünlere nasıl geldiysek bundan ötesine de gidebiliriz.
 
Yeni yapılanma süreci iddiasına uygun olarak birleşme alanları açmalıdır. Politik ve programatik düzeyde, çalışma ve konumlama, yer alma düzeylerinde zorlayıcılıktan çok kolaylaştırıcılık, doğrusallıktan çok katmanlılık tercih edilmelidir. Tabii bu konudaki son sözü Marx’tan alarak söylemeden geçemeyeceğim: “Gerçek bir hareketin her adımı düzinelerce programdan daha önemlidir.”