Ulus-devletin çıkmazları: Demokratik çözüm arayışları (3)
- 09:03 11 Şubat 2026
- Dosya
Abdullah Öcalan: Özyönetimsiz demokratik ulus düşünülemez
Leyla Ayaz
HABER MERKEZİ - Ulus-devlet sisteminin kriz ürettiği Ortadoğu’da demokratik ulus perspektifini tartışan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, politik yaşam ve özyönetimi özgürleşmenin temel yolu olarak ele alıyor.
Bugün demokratik ulus olma süreci tartışılırken öne çıkan temel gerçeklik, özyönetimsiz bir ulusun düşünülemeyeceğidir. Tarih boyunca toplumlar, kendi yönetim mekanizmalarından mahrum bırakıldıklarında yalnızca ulus kimliklerini değil, aynı zamanda toplumsal varlıklarını da yitirmiştir. Kürtlerin uzun yıllar boyunca maruz kaldığı durum da tam olarak bu çerçevede şekillendirdi. Gelinen aşamada ise Kürtlerin yalnızca yoğun bir politikleşme yaşadığı değil, aynı zamanda bu politik gerçekliği demokratik uluslaşma doğrultusunda örgütlediği bir tablo ortaya çıkıyor.
Kapitalist modernitenin milliyetçi ve dinci politikaları toplumu ulus-devlet eksenine iterken, çağımızın derinleşen kriz koşulları demokratik uluslaşmayı giderek daha zorunlu hâle getiriyor. Bu yönelim, devlet ve iktidar baskısından arındırılmış ancak politikleşmiş bir toplumun özgürleşme yoluna işaret ediyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun 5. cildi olan Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü: Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunmak adlı çalışmasında, “Demokratik ulusta politik yaşam ve demokratik özerklik” başlığı altında bu süreci tarihsel, toplumsal ve siyasal boyutlarıyla ele alıyor. Dosyamızın devamında, Abdullah Öcalan’ın söz konusu değerlendirmelerini paylaşıyoruz.
Demokratik ulus olmaya doğru bir süreç
Özyönetim ile demokratik ulus arasındaki kopmaz bağa ve Kürtlerin tarihsel deneyimine dikkat çeken Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, demokratik uluslaşmanın ancak politik toplum temelinde mümkün olabileceğini şu sözlerle dile getiriyor: “Özyönetimsiz demokratik ulus düşünülemez. Genelde tüm ulus biçimleri, özelde demokratik uluslar kendi özyönetimleri olan toplumsal varoluşlardır. Bir toplum kendi öz yönetiminden mahrum olursa ulus olmaktan da çıkar. Çağdaş toplumsal gerçekliklerde yönetimsiz ulus düşünülemez. Hatta sömürge ulusların bile, yabancı kökenden de gelseler, bir yönetimleri mevcuttur. Ancak dağılma sürecine giren toplumların yönetiminden bahsedilemez. Olsa olsa dağıtan gücün kontrollü dağıtması veya sürece yayılmış tasfiye yönetimi söz konusudur. Öz örgütsüz oldukları dönemde Kürtlerin konumu böyleydi. Sadece ulus olmaktan alıkonulmuyorlar, toplum olmaktan da çıkarılıyorlardı. PKK öncülüğü ve KCK politikası sadece bu süreci durdurmakla kalmadı, politik toplumdan demokratik ulus olmaya doğru bir süreç başlattı. Gelinen aşamada Kürtler yoğun politikleşen toplum olmak kadar, bu politik gerçekliği demokratik ulus olma doğrultusunda örgütleyen bir konumu da yoğunca yaşamaktadır.”
Milliyetçi ve dinci politikalar
Kapitalist modernitenin milliyetçi ve dinci yönelimlerinin toplumu ulus-devlete sürüklediğini, buna karşılık demokratik ulusun özgürleştirici bir alternatif sunduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, uluslaşmanın iki farklı yoluna işaret ederek şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Çağımızda politik toplum olma ana hatlarıyla iki doğrultuda ulusallaşmaya götürür: Geleneksel kapitalist yol ulus-devlete götüren yoldur. Kapitalist modernite koşullarında bir toplum devletsizse, devleti yıkılmışsa veya çözülme durumundaysa, milliyetçi ve dinci politikalar o toplumu yeni bir devlete, ulus-devlete götürür. Eğer o toplumun geleneksel bir devleti varsa ve güçsüzse, o devleti daha güçlü olan ulus-devletle ikame eder. İkinci uluslaşma yolu demokratik uluslaşma yoludur. Özellikle ulus-devletlerin sorun doğuran karakteri günümüzde politik toplumları ve onların yönetim güçlerini demokratik ulus olma doğrultusunda hareketlendirmekte, ya reformla ya da devrimle demokratik ulus olmaya zorlamaktadır. Kapitalizmin yükselişe geçtiği dönemde ulus-devletler hâkim eğilim iken, çöküşü yaşadığı günümüz koşullarında daha çok demokratik ulus olma doğrultusunda evrim geçirmektedir. Bu konuda politik gücü devlet iktidarıyla özdeşleştirmemek büyük önem taşır. Politika, iktidar ve onun norm kazanmış biçimi olan devletle özdeşleştirilemez. Politikanın doğasında özgürlük vardır. Politikleşen toplumlar ve uluslar özgürleşen toplumlar ve uluslardır.”
Toplumu devlet ve iktidar olgularından arındırmak
Devlet ve iktidar merkezli yapılanmaların toplumsal özgürlüğü daralttığını, buna karşılık politikanın özgürleştirici ve düzenleyici rolüne dikkat çeken Abdullah Öcalan, demokratik toplumun ancak iktidardan arındırılmış bir politik yaşamla mümkün olabileceğini şu sözlerle ifade ediyor: “Devlet ve iktidar gücü kazanan her toplum ve ulus özgürleşmediği gibi, eğer demokratik özellikleri varsa, var olan özgürlüklerini de kaybetmeyle karşı karşıya kalır. Onun için bir toplumu devlet ve iktidar olgularından ne denli arındırırsak, o denli özgürlüğe açık hâle getiririz. O toplum ve ulusu özgür kılmak için gerekli temel şart ise kendisini daimî politik bir konumda tutmaktır. Devlet ve iktidardan arınmış ama politik olamamış bir toplum, anarşiye veya kaosa teslim olmuş toplum veya ulus konumuna düşer.
Eğer toplumlar ve uluslar anarşi veya kaostan kısa sürede kurtulamazlarsa çürür, dağılır ve yabancı kozmosların malzemesi olurlar. Kaos ve anarşi ancak geçici ve kısa süreliğine doğurgan bir rol oynayabilir. Bunun için de politik olgunun devreye girmesi şarttır. Politika sadece özgürleştirmez, aynı zamanda düzenler. Politika eşsiz düzenleyici bir güçtür, bir nevi sanattır. Devletlerin, iktidarların baskıcı düzenlemelerinin zıddını temsil eder.
Bir toplum ve ulusta politika ne kadar güçlüyse, devlet ve iktidar güçleri o denli zayıftır, zayıflamak durumundadır. Bunun tersi de geçerlidir: Bir toplum veya ulusta devlet veya iktidar gücü ne denli fazlaysa, politika, dolayısıyla özgürlük o denli zayıftır.”







