Amed’de özel savaş ve suç ağları (4)

  • 09:02 31 Ekim 2026
  • Dosya
Çocuğu suç ağlarından korumaya çalışan yakını: Hiçbir mekanizma yok
 
Rozerin Gültekin-Şehriban Aslan 
 
AMED - Çocukları hedef alan uyuşturucu çetelerine karşı mücadelesini sürdüren kişi, yakını olan çocuk için başvurduğu kurumlardan yeterli destek alamadığını belirterek, “Aile kendi başına kalmamalı ama hiçbir mekanizma yok” dedi. 
 
Amed’de çocukları hedef alan suç ağlarına ilişkin tanıklıklar, uyuşturucu kullanımının yaygınlaştırılmasında kullanılan yöntemleri ve çocukların karşı karşıya bırakıldığı tehlikeleri gündeme getiriyor. Çocukların çeşitli vaatlerle bu çevrelere çekildiği, uyuşturucuya alıştırıldığı ve cinsel saldırı riskiyle karşı karşıya bırakıldığı iddiaları, ailelerin yaşadığı güçlükleri ve çocuk koruma mekanizmalarının işleyişini yeniden tartışmaya açıyor. Çocuklarını bu ağlardan korumaya çalışan aileler ise yeterli kurumsal destek bulamadıklarını belirtiyor. 
 
Dosyamızın son bölümünde, çocuk yaştaki yakınını bu çevrelerden uzaklaştırmak için mücadele eden bir kişinin yaşadıklarına, karşılaştığı engellere ve kurumların tutumuna ilişkin tanıklığına yer veriyoruz.
 
‘Başımıza gelebileceğini hiç düşünmemiştim’
 
Çocukları hedef alan çevrelerin çeşitli vaatlerle onları etkisi altına aldığını anlatan yakını, çocuğun kendi ailesinde karşılaştığı durum karşısında yaşadığı güçlükleri ve destek arayışını şu sözlerle aktardı: “Korku atmosferinin içerisinde ne ile karşılaşacağımızı kestiremiyorduk. Korkunç tablo karşısında nasıl mücadele etmemiz gerektiği konusunda yol haritasını çizip durdum. Ben yıllarca birçok kurumla birebir gönüllülük üzerinden bu tarz durumlarla mücadele ettim ama aynı evin içinde olunca durum çok farklı oluyor. Yıllarca çalışma yürüttüm fakat başıma gelebileceği ihtimalini hiç düşünmedim. Ergenlik dönemine giren çocuğu fark ettiğimizde nasıl başa çıkacağımızı düşündük. Senin asla sunamayacağın, karşısında ona cazip gelen bir dünya var, daha doğrusu öyle bir dünya olduğunu vadetmişler. Mesela biz bir gün evde cebinde madde yakaladık. Maddeyi gördüğümde sabaha kadar uyuyamadım. Beni sakinleştirecek, yönlendirecek kurumsal yardım nasıl alabilirim diye bir sürü kurum araştırmaya başladım. Bizden kaçıp gittiği ihtişamlı dünyayı ben nasıl sunabilirim diye düşündüm. Ne destek alabileceğim kurum bulabildim ne de onu oradan vazgeçirebilecek dünyayı sunabilmeye maddi manevi imkânlarımız el verdi.”
 
‘Birkaç soru sorup gönderdiler’
 
Çocuğu uyuşturucu çetelerinden uzaklaştırmak için destek aradığını belirten yakını, AMATEM’e yaptığı başvurudan sonuç alamadığını ifade ederek şöyle devam etti: “Kurum arayışı içine girdiğimde belediyeler kayyım elindeydi, ondan dolayı seçenek yoktu. AMATEM’e gitmeye karar verdim ve gittiğimde psikolog beni karşıladı. Psikolog madde kullanan kişinin ben olduğumu sandı. Ben kullanmıyorum, yakınım kullanıyor, cebinde madde buldum, buna karşı nasıl bir yaklaşımım olmalı üzerinden size danışmaya geldim, dedim. Psikolog sorular sordu, cevap verdim. ‘Tamam, gidebilirsiniz’ dedi. Ben bununla nasıl başa çıkacağım? Yol yöntem söyleyin, bunun için buraya geldim, dedim. ‘Biz sizi ararız’ dediler. Daha sonrasında bir iki kere telefonla ‘Hâlâ kullanıyor mu?’ diyerek birkaç soru sordular. Sonrasında devamı gelmedi. Ardından kendim başımın çaresine bakmaya başladım. Okuduğum birçok makalede, ‘İlgi alanını keşfedin ve yönlendirin’ diyordu. İlgi alanı yüzmekti ama benim maddi anlamda gücüm yok, yüzme hocası tutup oraya yönlendiremiyorum. Doğal olarak kurumsal yapıların imkânlarından faydalanmam gerekiyor ama bu imkânlar da yok. Aslında kurtarmak çok kolay ama bireylerin sosyoekonomik durumunun getirdiği aşama onları çıkmazın içerisinde bırakıyor.”
 
Çocukların birbirini çektiği çevreler
 
Çocukların lüks yaşam vaatleri ve arkadaşlık ilişkileri üzerinden belirli ortamlara çekildiğini anlatan çocuğun yakını, araç sahibi bazı gençlerin bu süreçte rol oynadığına işaret etti. Çocukların ekonomik imkânsızlıklar ve aileleriyle yaşadıkları sorunlar nedeniyle daha fazla riskle karşı karşıya bırakıldığını ifade eden çocuğun yakını şu sözleri kullandı: “Aracı olan gençler, 14-16 yaş grubunu belli mekânlarda toplayıp sanki çok güzel bir yaşam yaşıyormuş gibi izlenim veriyor. Genç kızların çoğu arabaya bakarak farklı farklı yerlere bulaşıyor. Birbirinin benzer yaşam öyküleri olan arkadaş ortamları ile birbirlerini çekim merkezi haline getiriyorlar. Örneğin o ortamlarda iki çocuk birbirini sahipleniyor. Çünkü sokaklardalar ve başlarına birçok şey gelebilir, bunun farkındalar, birbirini koruyup kollayan yerde durmaya çalışıyorlar. 
 
Maddi imkânsızlıklardan dolayı sokaklara düşerek bu imkânları kendilerine yaratmaya çalışıyorlar. Bir gün gündüz kuşağı programında bir hikâye duydum ve hikâye benim hikâyeme çok benziyordu. 14 ve 16 yaşındaki kız çocuğu başka bir kız çocuğunu evine götürüyor. Kız çocuğu daha sonra sırra kadem basıyor. Bende de aynı durum vardı. Daha çocuk olan iki kız çocuğu benim yakınım olan çocukla ilişki geliştirmişti. Eğer çocuğunuzun peşine düşüp sahip çıkarsanız, kurtarma çabanız varsa bir şekilde kurtarıyorsunuz. Fakat bazı aileler çocuklarına, ‘Ya kullanmazsın ya da çekip gidersin’ diyor. Böyle olunca çocuklar sistematik bir şekilde uyuşturucu ve diğer maddelere bulaşmış oluyorlar.”
 
‘Çocukların kaldığı evlere kendi çabamızla ulaştık’
 
Çocukları hedef alan kişilerin onları çeşitli evlerde bir araya getirdiğini söyleyen çocuğun yakını, kaybolan yakınını kendi imkânlarıyla aradığını dile getirdi. Bazı evlerin asker ve polisler tarafından kiralandığını öne süren yakını, şunları aktardı: “Bizim çocuğumuz eve gelmediğinde günlerce kendi imkânımızla takip yöntemi ile Ofis semtinde bir evde kaldığını fark ettik. Yine büyük bir çaba sonucu ulaşıp, aradık, onu oradan çıkardık. Bir gün evde iken çocuğumuza sohbet arasında kaldığı yerin tehlikeli olup olmadığını sorduk. Ofis’te Gevran Caddesi ve diğer caddelerde birçok binanın asker polisler tarafından günlük kiralandığını, masalar kurulduğunu ve çocukların oraya götürüldüğüne dair itirafları oldu. Bir keresinde seni oradan çıkarmasaydık başına ne gelirdi diye sorduk. ‘Anlatmaya korktum ama neredeyse bizi oraya kilitliyorlardı, sizin sayenizde biz kurtulduk’ dedi. 13-16 yaşındaki çocukların onlarca kez bu evlerde kaldıklarını söyledi. Genelde onlar bir kişi ile görüşüyor, o kişi başkalarını da davet ediyor ve onların deyimiyle ‘eğlenceli’ ortamlar kuruluyor. Mesela çocuğumuza bir hafta ulaşamıyorduk, görmeme durumu oluyordu. Bir şekilde yine ulaşıp görüşme ayarladım. O ve onunla iletişimde olan 2 kız çocuğuyla geldi, görüştük. Yaşamlarını nasıl idame ettiklerini sordum. Bağlar ilçesine bağlı olan Oğlaklı’da bulunan TOKİ’lerde ucuza ev tuttuklarını söylediler. Fakat o çocuklar o evi tutmak için hem çok küçük hem de paraları yok.”
 
‘Mekanizma işletilmiyor’
 
Çocuğu bu çevrelerden uzaklaştırmak için defalarca girişimde bulunduğunu belirten yakını, yerini tespit ederek polise bildirmesine rağmen gerekli müdahalenin yapılmadığını savundu. Çocukları hedef alan suç ağlarına karşı koruma mekanizmalarının işletilmediğini ileri süren yakını, karşılaştığı durumu şu sözlerle özetledi: “Bizim çocuk kayıp olduğunda video çekip paylaştığı yerden nerede olduğunu bulup polise bildiriyordum. Çünkü ekibin gitmesi lazım, ben birey olarak gidemem, gidersem hem kavga ederim hem de can güvenliği söz konusu olur. Bunu polislere ilettiğimde, ‘Bunu ispatla, ben gidip orayı basamam’ diyor. Savcılığa bildirilmesi ve eve baskın izni vermesi gerekir, aksi hâlde gidip basamayacağını söylüyor. Çocuğunun nerede olduğunu buluyorsun ama mekanizmayı harekete geçiremediğin için oradan alamıyorsun. Çocuğu alsan da sosyal imkân sunman gerekiyor, sosyal imkânı nasıl sunacaksın? Bir gün bizim çocuğu bulduğumuzda diğer kızlar da yanında ve bu kızların kim olduğunun da bulunması için polise haber verdik. Hep beraber karakola götürüldük. Bizim çocuk eve gelmediği için annesi ihbarda bulunmuştu, aranıyordu, bundan dolayı ifade verdi. Ben yakın derecede akrabası olmama rağmen polis bizim çocuğu bana teslim etmedi, ‘Annesine vereceğiz, yasal prosedür bu’ dedi. Ama yanımızdaki 13 yaşındaki başka çocuğun hiç kimsesi gelmemesine rağmen ‘Gidebilirsin’ dediler ve çocuk çıkıp gitti.”
 
Çocuklara yaklaşmak için kurulan ilişkiler
 
Çocukları hedef alan kişilerin güven kazanmak ve onları denetim altına almak amacıyla çeşitli ilişkiler kurduğunu öne süren yakını, çocuğu aradığı süreçte tehdit edildiğini dile getirdi. Bir kadının çocuklarla iletişim kurarak onları belirli ortamlara çektiğini ileri süren yakını,  “O sırada bizim çocuk ve onunla olan diğer iki çocuğun aceleyle taksiye bindiklerini gördüm. Onlardan sonra ben yürürken biri geldi, ‘Seni takip ediyorlar’ dedi. Arkamı döndüğümde de arkamda erkek ordusu vardı. 16-20 yaş grubu erkek-kız çocukları beraber oturuyorlar ama aslında oradakiler takip ediliyor ve kimin ne yaptığı gözlemlenip biliniyor. Aslında bunu bana söylemesinin nedeni, beni korkutarak kızları almaya gelirsen senin de bir yerde başına bir şey gelir deme yöntemiydi. Adana’dan buraya gelen biri bizim çocuğun yanına geliyor, ‘Sen ne kadar güzel bir kızsın, seninle biraz takılabilir miyim?’ diyor, bizim çocuk da takıl diyor. Beraber parkta oturduklarında biri bizim çocuğa sataşıyor, o da sanki onu kurtarmış gibi üzerinde hâkimiyet kurmaya başlıyor ve ‘Ben seni ölümden kurtardım’ diyor. Hepsi aslında bir oyun… Sonradan bu kadının Adana’dan bu tür işleri yapmak için geldiğini öğrendik. Bu kadın üst düzey bir abla olarak biliniyordu ve bilinçli olarak getirilmişti. Bizi sürekli tehdit ediyordu, zor kurtulduk ondan. Yine aynı kadın parklarda ergen kız çocuklarına ‘Telefonunu verir misin, birini arayacağım?’ bahanesiyle iletişim kurduğunu ve sonra da ‘Akşam gel, bende kal’ diyerek çocukları bu yöntemle düşürdüğünü öğrendik”  diye belirtti. 
 
‘Bizim yaklaşımımız ve işlemeyen mekanizma’
 
Suç ağları karşısında ailelerin de kendi yaklaşımlarını sorgulaması gerektiğini kaydeden çocuğun yakını, çocuklarla yaşanan çatışmaların ve kurumsal destek eksikliğinin sorunları derinleştirdiğini ifade etti. Yaşadıkları süreçte kendi tutumlarını da yeniden değerlendirdiğini söyleyen yakını, “Biz çocuklara imkân sunduğumuzu düşünüyorduk ama aslında sunmuyormuşuz” dedi. Çocuğun yakını, “Bebeklikten bir şeyler empoze ederek yetiştirdiğiniz çocuk, her şeyi sıfırlıyor. Mesela biz 8-9 kardeş bir evde büyüdük, bir şey istemeye hakkımız yoktu. Şimdi ise her evin tek çocuğu var, bu çocuk hayatın tamamen kendisine sunulmasını istiyor. Biz bu çocukları yegâne olarak gördük ve her şeyi sunmaya çalıştık. Karşına bir birey olarak çıktığı anda ‘Beni doğuran sensin, her şeyi benim istediğim biçimde bana sunmak zorundasın’ diyor. Doğal olarak çocukla çatışma içine girmeye başlıyorsun, kazanan kimse olmuyor, yetişkinler de çocuk da kaybediyor. 13 yaşındaki bir çocuğun yaşamaması gereken içki ortamına sürükleyen başta bizim yaklaşımımız ve işlenmeyen mekanizmadır, sistemdir” diye konuştu. 
 
Çocukları korumakla yükümlü kurumların sorumluluklarını yeterince yerine getirmediğini ileri süren yakını, bakım kuruluşlarında kalan çocukların da benzer tehlikelerle karşı karşıya olduğuna işaret etti. Kurumların çocukların güvenliğini sağlamaya yönelik yaklaşımlarını eleştiren yakını, “Çocuk esirgeme yurtlarındaki 13-14 yaşında kız çocukları yurttan kaçıyorlardı. Kaçış engellenemez mi diye sorduğumuzda yurt yetkilisi, ‘Kaçış esnasında araba çarpmasın diye kovalamıyoruz. Sadece bakıyoruz’ dedi. Kurum sadece çocuk orada sussun, yemek yesin, kalsın diye küçük çabalar içerisinde. Çocuğun kaçmış olması onun sorumluluğunda değil gibi davranıyor. Gelmişse yediğini, içtiğini düzenlemek zorunda, kendini bu kadar ile yükümlü görüyor. Herkes maaşını almaya bakıyor, oradaki çocuk kimsenin derdi değil. Yurtların iyileştirmeye yeterliliği yok. Hepsi birbirinin yetersizliğine göz yumuyorsa bu devletin sorumsuzluğudur. Devletin, bu çocuklar neler yaşıyor? Çocuklara daha çok imkân sağlayayım dememesinden kaynaklı sorunlar yaşanıyor. Eğer ben yeterli destek almış olsaydım tek başıma bu kadar sokağa düşmüş olur muydum? Çocuklar yaptıkları küçük bir hatanın sonucunda yaptıklarını devam ettirmek durumunda kalmışlar. Peki, hangi mekanizma bunu iyileştirecek? Ben bu yaşadıklarımı yüzlerce ailenin yaşadığını biliyorum, hepimizin hikâyesi aynı. Arkadaş, ortam ve arayışların sonucunda yapılan hatalar var” ifadelerini kullandı. 
 
‘Aile kendi başına kalmamalı’
 
Çetelerin çocukları başlangıçta uyuşturucu vererek kendilerine bağımlı hâle getirdiğini, ardından bu bağımlılık üzerinden para talep ettiğini ileri süren çocuğun yakını, ailelerin tek başlarına mücadele etmek zorunda bırakıldığını vurguladı. Çocukları koruyacak sosyal destek mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini vurgulayan çocuğun yakını sözlerini şöyle tamamladı: “Bu çocuklara bir süre uyuşturucu maddesi ikram ediliyor, bağımlı olduğu fark edildiğinde parasını istemeye başlıyorlar. Baronlar, çeteler ceplerinde düşürmek ve satmak için ayırdıkları uyuşturucu maddeleri var, bu çocukların hepsi bu şekilde düşüyor. Örneğin bizim çocuk başta bizden yemek ve taksi için para olarak 200 TL istiyordu. Sonra bu deşifre oldu, yemek yemediğini, taksiye binmediğini görüyorsun. Piyasada bin lira olan şeyler çocuğa 200 lira olarak veriliyordu. Bakıyorsun çocuk kayboluyor çünkü artık ona 200 lira ile madde verilmemeye başlanıyor.
 
Aileler eğer kendilerini doğru konumlandırırsa o çocuklar oraya düşmez. Örneğin bir aile çocuğunu eve kilitledi. Bizim çözüm bulamayışımız bunları yaptırıyor. Kurumların, devletin bunu görmesi lazım. Aileler kendi derdiyle kendisi kavruluyor, örgütlenecek alanı yok ama bu örgütlendirilmesi gereken bir alan. Aile kendi başına kalmamalı ama hiçbir mekanizma yok.”