
'Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü sağlanana kadar kampanya sürecek'
- 09:01 4 Nisan 2025
- Güncel
Elfazi Toral
İSTANBUL – Avrupa genelinde sürdürülen “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” kampanyasına ilişkin konuşan TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan, kadın öncülüğünde büyüyen kampanyanın, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanana kadar süreceğini söyledi.
Kürt halkı ve dostları tarafından 10 Ekim 2023 yılında başlatılan “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” kampanyası sürüyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması için başlatılan kampanya, Avrupa ülkelerinde güncelliğini hâlâ koruyor. İsviçre, Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, Avusturya başta olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinde kadın hareketinin katkılarıyla çeşitli eylem ve etkinliklerle çalışmalar devam ediyor. Küresel çapta Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için başlatılan kampanya, dünyanın birçok yerinden anlam kazanmaya devam ederken, fiziki özgürlük sağlanana kadar kampanyanın süreceği belirtiliyor.
TJK-E Sözcüsü Ayten Kaplan, “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” kampanyasının güncel durumuna ilişkin konuştu.
Umut hakkına dikkat çekti
Ayten Kaplan, 10 Ekim 2023 yılında “Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” kampanyası kapsamında, Kürt kadın hareketinin öncülük ederek çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Ayten Kaplan, “Bu çalışmalar kapsamında, Önderliğin paradigmasını tanıtan birçok okuma günleri, panel ve çeşitli sokak eylem ve etkinlikler düzenledik” dedi. Özellikle kadınların kampanya kapsamında özgün eylemlerinin de olduğunu dile getiren Ayten Kaplan, “Hem Önderliğin kadın paradigması hem de kadının özgürlük ideolojisi açısından tanıtımlar yapıldı. Bu çerçeveyle bugünlere kadar gelindi. Son zamanlarda Nobel Barış Ödülü alan birçok kesimin de bu çağrıya destek verip imza attığını gördük. Giderek büyüyen bir hamleye dönüştü. Dünyanın farklı kıtalarında, hem kadın alanında hem de genel alanda bu çalışmalar yürütüldü. Bu çalışmaların sonucunda Önderlik tarafından 27 Şubat’ta bir çağrı yapıldı. Demokratik toplum çağrısıyla birlikte büyük bir sahiplenme gelişti. 8 Mart'ta bütün eylem ve etkinliklerimizle Önderliğin bu çağrısına sahip çıkma noktasında çalışmalar yürüttük. Kadın hareketi olarak bizlere düşen rol ve misyonla hem hamlenin hem de çağrının yerine gelmesi için çalışmalarımızı yeniden gözden geçirdik. Bizim beklentimiz, Önderliğin umut hakkından yararlanması ve bu sürecin içinde eşit koşullarda yer almasıdır. Devletin, kendisine göre bir değişim ve dönüşüm koşulları olacaksa, aynı şekilde Önderliğe de bu koşulları sağlaması gerekiyor. Bu konuda fiziki özgürlüğün sağlanması gerektiğine inanıyoruz. Aksi takdirde eşitsiz bir şekilde bu sürecin nereye evrileceği bilinmez. Çünkü mevcut durumda koşullar eşit değil” dedi.
‘Barış olacaksa, kadın bakış açısıyla olur’
Devletin sürece dair olumlu adımlar atma gibi bir sorumluluğu olduğunu paylaşan Ayten Kaplan, Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısını anımsattı. Ayten Kaplan, “Bizim açımızdan yeni ve tarihi bir süreçtir. Demokratik yapılanmanın, halkın kendi iradesi, kendi özgürlük alanlarını ve demokratik bir zemini oluşturabilmesi için çabamızı vereceğiz. Önümüzdeki süreç, hem genel mücadele hem de kadın mücadelesi açısından önemlidir. Bu anlamıyla hamlenin tamamlanmadığını düşünüyoruz. Hamlenin daha da yükselmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu süreçte, hamle açısından Önderliğin fiziki özgürlüğü ekseninde çalışmalar yapılacak. Kadın hareketi öncülüğünde tüm Avrupa'da eylemler ve yürüyüşler gerçekleşecek. Tek talep, Önderliğin fiziki özgürlüğü ve Kürt sorununa siyasi çözüm noktasında, hem hamleyi yükseltme hem de Önderliğin koşullarının oluşturulması açısından çabamız sürecek. Nisan ayından itibaren çeşitli eylem ve etkinliklerimiz olacak. Çalışmalarımıza, dört parçada kadın hareketini katmak da dahil. Bu çalışmayı ortaklaştırma noktasında yol, yöntem ve zeminlerin yaratılması için çalışmalar yapılacak. Önderliğin çağrısı bize şunu da görev kıldı: Hoşgörü, tolerans, birbirlerini kabul eden kültürel farklılıkların ortak bir yerden yol alması... Kadının bakışı ve çözümü olmalı. Barış olacaksa, bu kadın bakış açısıyla olur. Kadının olmadığı bir yerde, barışın toplumsallaşamayacağını söyleyebiliriz. Kadının iradesi bu sürece mutlaka ortak edilmelidir” sözlerini kullandı.
‘Fiziki özgürlük sağlanana kadar kampanya devam edecek’
Kampanyanın tüm Avrupa ülkelerinde hayat bulduğunun altını çizen Ayten Kaplan, şunları dile getirdi: “İsviçre, Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, Avusturya başta olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinde kadın hareketi çalışmalar yürütüyor. Kadın buluşmaları düzenleniyor, kadının bu sürece nasıl ortak olacağı konusunda çalışmalar sürüyor. Ama bu hamle, Önderliğin fiziki özgürlüğü sağlanana kadar devam edecek. Bu hamle henüz sonuçlanmadı. Önderlik fiziki özgürlüğüne kavuşmadığı müddetçe, birçok şeyin eşit yürümesi mümkün değil. Bu açıdan hem çağrının karşılığını bulması hem de Önderliğin koşullarının oluşması için bu hamle sürecektir. Bu hamle dostlarla birlikte büyüdü. Önderliğin paradigması, mevcut sisteme karşı bir alternatif olarak görülüyor. Sistemin artık tıkandığı bir noktadayız. Çünkü mevcut devlet yapısı, halkların talep ve isteklerine cevap vermiyor. Kendi bekasını düşünen bir sistem var. Ancak bu sistemin bu şekilde devam etmesi, savaşı ve göçü beraberinde getiriyor. Dünya çapında yaşanan bu krizlere çözüm üretemiyor. Özellikle Türkiye gibi kendi varlık gerekçesinde ısrar eden ülkeler, giderek daha askeri bir yapıya dönüşüyor. Bu sisteme karşı çıkanlar ise gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, baskı altına alınıyor ve bu da çözüm üretmiyor. Buna karşı Önderliğin paradigması, 'Her şeyi halk belirler, halk karar verir ve nasıl yaşamak istiyorsa kendisi belirler ama kendi sorunlarını da ortak çözer' diyor.”
‘Bu çağrı tarihi bir fırsattır’
“Hamle ekseninde birçok yerde alanlar açarak Önderliğin paradigmasını tanıtıyoruz” diyen Ayten Kaplan, kampanyanın amacını ve bundan sonra yapılması gerekenleri şu sözlerle özetledi: “Bu hamlenin getirisi çok oldu. Giderek büyüyen bu hamlenin sonucunda devlet de oraya gitti. Toplumun artık huzura, barışa, kardeşliğe ve ortak bir yaşamı birlikte örecek bir zemine ihtiyacı var. Bunun için devletin yapması ve atması gereken adımlar var. Bunun siyasi mercilerde karara bağlanması, komiteler ve heyetler oluşturulması gerekiyor. Toplum içinde var olan farklılıkların bir araya getirilip, demokratik bir barışın nasıl inşa edileceğinin tartışılması gerekiyor. Gerçek anlamda bir çözüm olacaksa; parlamentonun, hukukun ve toplumun bu sürece dahil olması gerekir. İkinci adım olarak bu şekilde bir değişim ve dönüşüm oluşmalı. Devletin bu sürece ciddi adımlarla yaklaşması gerekiyor. Eğer halklar arasında bir kardeşlik, barış ve huzur olacaksa, devletin cesaretli bir şekilde süreci ilerletmesi gerekir. Hamlenin önemini buradan da görmek gerekiyor. Önderliğin çağrısıyla birlikte, Kürt halkının 50 yıllık mücadelesi, ortaya çıkan değerleri ve varlık gerekçeleri kazanım sağladı. Yok sayılan, görülmeyen bir halkın kimliği, kültürü ve iradesinin görünür kılındığı bir mücadeleden söz ediyoruz. Çağrının ardından halk iradesini ortaya koydu ve hazır olduğunu gösterdi. Bu çağrı tarihi bir fırsattır. Kürtler bu sürece hazır ve bir adım bekliyor. Herkesin kendi sorumluluğunu bilmesi gerekiyor. Ortaya çıkan bütün değerleri savunarak, Önderliğin elini güçlendirerek bu süreci kazanacağımıza inanıyorum.”